| |
“El-Kaide var mı?”
Bu soruyu Peter Marsden soruyor (http://www.bond.org. uk/networker/july03/opinion.htm). Marsden’e göre, el-Kaide (Temel) adlı beynelmilel bir örgüt iddia edildiği şekilde yok; bazı gözlemciler, el-Kaide’nin, birtakım örgütlerin ve fertlerin birbirinden bağımsız faaliyetlerini birbiriyle ilişkili gösterme adına kullanılan bir düşünceden ibaret olduğuna inanıyor. Ne var ki, ABD öncülüğündeki “teröre karşı savaş”, el-Kaide mitini bir gerçeğe dönüştürebilir.
Bir gazeteci olan Erich Marquardt, el-Kaide’nin iddia edildiği gibi güçlü bir örgüt olmadığı, 11 Eylül hadisesiyle birlikte ABD’nin, kendisine ve müttefiklerine karşı girişilen her saldırıyı el-Kaide’ye mal ederek, benzer her saldırının el-Kaide’ye isnat edileceği bir anlayışı meydana getirmek istediği görüşünde. Marquardt, ABD’nin Irak Baas rejimiyle el-Kaide arasında bile bağlantı bulunduğunu ileri sürdüğünü, oysa el-Kaide’nin Saddam’ı kâfir ilan ettiğini de alaycı bir üslupla dile getiriyor. (Eurasia Insight, 19 Kasım 2003)
El-Kaide hakkında ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Patterns of Global Terrorism’de verdiği bilgiler de oldukça muğlâk. Bakanlık, el-Kaide’nin 1980’lerin sonunda Üsame b. Ladin tarafından kurulduğunu, bünyesinde radikal-aşırı Sünnî örgütleri barındırdığını -ki bu husus, ısrarla belirtiliyor- “Yahudiler ve Haçlılara karşı cihad başlatan” örgütün bütün İslâm ülkelerinden gayrimüslimleri sürüp çıkarma ve bütün dünyada tek bir hilâfet kurmayı gaye edindiğini iddia ediyor. Böyle bir müthiş hedef güden örgütün eleman sayısı bakanlığa göre sadece 2830. Arap kaynaklarına dayandığını söyleyen bakanlık, bu sayının 594 Mısırlı, 410 Ürdünlü, 291 Yemenli, 255 Iraklı, 162 Suriyeli, 177 Cezayirli, 111 Sudanlı, 63 Tunuslu, 53 Faslı ve 32 Filistinliden oluştuğunu (yani Türk yok) ileri sürüyor. Bakanlık, örgütün eleman sayısını her ülke temelinde tek tek bilmesine rağmen, ne hikmetse medyaya yansıyan, Üsame b. Ladin ile Eymen Zevahirî isimleri.
Herkesçe bilinen bir gerçek var. Afganistan’ın Sovyetlere karşı verdiği savaşta Afganlı ve başka ülkelerden pek çok mücahid Pakistan ve S. Arabistan gizli servisleriyle CIA tarafından eğitildi. Şimdi bunlardan 2830’u el-Kaide üyesi olarak takdim ediliyor. Yine yalanlanmayan bir iddia var: ABD başkanı ve babası Bush’un da ortakları arasında yer aldığı ve ABD’nin Afganistan’daki askerî politikasını kendi menfaatleriyle ilişkilendirdiği ileri sürülen Carlyle Group’un mültimilyoner yatırımcıları arasında Üsame b. Ladin de bulunuyor ve bu grup, en az bir dönem “el-Kaide”yi finanse ediyor. (http://www.nationmaster.com/encyclopedia/Al-Qaida)
Bütün bunların dışında yaşadığımız gerçekler var. 1991 yılına kadar dünya gündeminde “İslâmî terör” ve böyle bir kavram da yoktu; tıpkı, Öcalan’ın yakalandığı ve idamla yargılandığı günlere kadar Türkiye gündemine “Hizbullah” terörünün yoğunlukla yansımadığı ve bu gündemde, birkaç ay içinde işlenip, kurbanları betonla kaplanmış mezarlara gömülen Hizbullah patentli korkunç cinayetlerin de olmadığı gibi. 1991 yılından itibaren, artık Sovyetlerle bitmiş bulunan soğuk savaş, neticede “Medeniyetler arası savaş” veya son verilen isimle “teröre karşı savaş” şeklinde sıcak savaşa götürülecek tarzda (radikal!) İslâm’a karşı başlatıldı. Ve gündeme, “İslâmî (İslâmcı) terör” girdi. Ama komünizmle savaşta, onu sahiplenen süper güçler vardı; örgütler vardı. Türkiye gibi ülkelerin on yılları komünizme karşı savaşla geçti, bu maksatla halk, gençlik bölündü, büyük kurbanlar verildi, darbeler oldu.
Müslümanlar, her türlü mazlumiyetlerine rağmen sürekli suçlu ve savunma pozisyonunda bırakılıyorlar. Bundan daha da kötüsü, “(Radikal!) İslâmî terör”ü kabullenerek ve “el-Kaide” etiketini tekrarlayarak, İslâm’a karşı girişilen savaşa malzeme taşıma durumuna düştüklerini acaba düşünüyorlar mı?
Konunun İslâm’a ve Müslümanlara bakan yönü ise, inşallah bir başka yazı konusu.
01.12.2003
|