|
Sayın Başbakan, lütfen tarih istemekten vazgeçin
Zaman Yazı İşleri ve Haber Merkezi’nin Avrupa Birliği konusunda bilgilenmesi için düzenlenmiş küçük çaplı bir seminerdi. Alanında uzman genç akademisyen, Türkiye-AB ilişkilerini ve gelinen son noktayı ana hatlarıyla anlatıyordu.
Bir ara Türkiye için en kritik konunun 2004 yılı sonunda ‘müzakere tarihi almak’ olduğunu söyleyince, önce sürç-i lisan diye düşündüm. Düzeltme yapmayınca, itiraz etme zorunluluğu hissettim. Çünkü çetin tartışmalardan sonra Türkiye’nin üyelik sürecinin yeni aşamasına karar verildiği Kopenhag Zirvesi atmosferini bizzat yaşadığım için nihai bildirideki o kritik cümle ezberimdeydi.
Aralık 2004’te Türkiye’ye bir tarih verilmesi söz konusu değildi. Kopenhag Kriterleri’ne uyum sağladığımız 2004 İlerleme Raporu ile tescil edilirse, AB’nin Türkiye ile müzakereleri ‘gecikmeksizin’ (without delay) başlatması gerekiyordu. İtirazı haklı bulan konuşmacı, sözlerini tashih etti ve meseleyi kapattık.
Ancak birkaç gün önce Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da aynı yanılgıya düştüğünü görünce, konuyu etraflıca ele almanın şart olduğunu düşündüm. Çünkü bu durum, Türkiye için kritik önem taşıyan Aralık 2004’ün anlamı konusunda ciddi kafa karışıklığını gösteriyordu.
Bayramın ilk günü The Times muhabirine konuşan Başbakan Erdoğan, “Daha güçlü bir Avrupa ve daha güçlü bir Türkiye için, 2004 yılının Aralık ayında üyelik görüşmelerine başlamak üzere tarih verilmesi son derece önemlidir.’’ diyordu. Başbakan’ın aynı beyanatı İtalyan Corriere della Sera gazetesinde de yayınlandı.
Bu anlayış yalnız Başbakan’la da sınırlı değil. Birçok bakan, siyasetçi, uzman gazeteci de sanki ağız birliği yapmışçasına müzakerelere başlamak için AB’nin tarih vermesini istiyor. Konu, gazete manşetlerine bu ifadelerle yansıyor.
İşte birkaç örnek:
Meclis Başkanı Bülent Arınç: İlk hedefimiz 2004’te tarih almak. (26 Haziran)
Maliye Bakanı Kemal Unakıtan: Biz 2004 yılında, giriş için bir tarih almayı bekliyoruz. (15 Kasım)
Mehmet Ali Birand: 2004 Aralık’ında, tam üyelik müzakereleri için tarih almak isteniyorsa, neler yapılabileceği ortada. (7 Kasım)
Süreci dikkatle izleyenler hatırlayacaktır. AB’den tarih alma bahsi, 12-13 Aralık 2002 Kopenhag Zirvesi’nin en önemli konusuydu: Türkiye’ye tarih verilecek miydi? 2003 mi 2004 Mayıs öncesi mi, Mayıs sonrası mı? Yoksa 2005 mi? Tarih için tarih mi, şartlı tarih mi verilecekti? O günlerde konuşmaktan bitap düştüğümüz bu konu, çok şükür Kopenhag’da şöyle ya da böyle halledildi. Önerilmesi halinde Ankara’nın reddetmeyi kararlaştırdığı bir şartlı tarih çıktı zirveden. Öneriyi ‘zafer’ diye yorumlayanlar olsa da, aslında ipleri tamamen kopararak reform sürecini sekteye uğratmamak için hükümetin sineye çektiği sevimsiz bir formüldü verilen. Şartlı olmasının yanında, Rum Kesimi’nin de Türkiye hakkında söz sahibi olacağı 2004 sonunun seçilmesi manidardı.
Şimdi üzücü olan, kritik Aralık 2004 tarihine tam 1 yıl kala doğru noktaya konsantre olmak yerine dikkatlerin geçmişte kalmış bir mevzua takılması.
AB kendisini, Kopenhag Kriterleri açısından sorun yoksa Türkiye ile müzakereleri hemen başlatma yükümlülüğü altına koymuşken, illa da müzakere tarihi diye tutturmanın anlamını bir türlü çözemiyorum. İlla bir şey istenecekse, müzakerelerin 2004 sonunda ya da hemen 2005 başında başlaması istenebilir. İlla da bir tarih istenecekse, tam üyelik için tarih isteyelim. Ama ne olur “AB bize 2004 sonunda müzakere tarihi versin” demeyelim. Oturup müzakerelerin asıl şartı olan Kopenhag Kriterleri’ni yerine getirelim.
Kabul ediyorum, AB konusu gerçekten girift ve detaylarını takip etmekte uzmanları bile zorlayan bir süreç. Ancak insan en azından Başbakan’dan, Aralık 2004’te Türkiye’nin ne beklediğini doğru bir şekilde duymak istiyor.
03.12.2003
|