|
Zatı meçhul, sıfatı mefluç terör!
Terör eylemlerinin üzerinden neredeyse iki hafta geçti. Bingöl’den Suriye’ye uzanan operasyonlar devam ediyor.
Yetkililerin El Kaide bağlantılı olduğunu açıkladığı zanlılar birbiri ardına yakalanıyor; ama ‘terörün sıfatı’ tartışması bir türlü bitmek bilmiyor. Eee, ne de olsa bizler olayların zatından çok sıfatlarını tartışmayı severiz!
İlk çıkışı Başbakan Tayyip Erdoğan; ‘İslami terör tanımı kanıma dokunuyor.’ açıklamasıyla yaptı. Sonra tartışmalar aldı başını yürüdü. Sanırsınız ki ahali toplanmış yeni doğmuş kan-topu gibi çocuğa isim bulma yarışında! Oysa adli tıp raporlarına göre elimizde dört tane cansız-bomba, 60’a yakın ölü ve 700’ün üzerinde yaralı var!
Yani bizatihi olayın kendisi, failleri, faillerinin bağlantıları, adından daha mühim. Ama zatını anlamak yerine sıfatını felç etmek kolayımıza geliyor!
Henüz kaybettiklerimizin acısı dinmemiş, kaybettirenlerse bütün çıplaklığıyla aydınlığa kavuşmamışken, eli kanlı terörün bu coğrafyada yeniden doğuşunu semantik bir tartışmayla çözebileceğimizi zannediyoruz.
Bir İslami hareket uzmanı; ‘Bu işi El Kaide yaptı dedim ve rahatladım.’ diyor, İslami harekete mensup bir başkası ise; ‘El Kaide var mı ki bu işi yapmış olsun!’ diyerek işin içinden sıyrılacağını zannediyor. Dahası, herkes ideolojik duruşuna göre yaptığı terör tanımını dayatmaktan geri durmuyor.
İslami-İslamcı-aşırı İslamcı-saptırılmış İslamcı-dinci-köktendinci velhasıl terörün önüne eklenen sıfatlar değişiyor; ama terörü anlamamak konusunda gösterdiğimiz inatçı ve dayatmacı tavır değişmiyor.
Bir yanda şüphecilikle paranoyaklık arasındaki ince çizgi delik deşik ediliyor, diğer yanda dogmatik kabuller laiklik adına, mutlak hakikatmiş gibi sunuluyor. Oysa atı alan Üsküdar’ı çoktan geçmiş bulunuyor!
Her şeyin algılar üzerinden yürütüldüğü iletişim çağında, insanların bilinçaltına İslam ve terör maalesef birlikte kazındı. ABD’de iletişim fakültelerinde yazılmış onlarca master ve doktora tezi bu işin nasıl bir incelikle yapıldığını yalnızca ilgilileri için gözler önüne seriyor. Geniş kitleler ise etkileyici görüntülerin arasına sıkıştırılmış birkaç tanımlamayla çoktan ikna edilmiş bulunuyor. Ve bu iş öyle zannedildiği gibi İstanbul-New York patlamaları ya da Körfez Savaşı’yla başlamıyor. Çok daha öncesine, İran İslam Devrimi’ne kadar gidiyor.
Dünya medyası, ABD Tahran Büyükelçiliği baskını, sokaklarda vinçlere asılan muhalifler, Salman Rüşdi aleyhine yayınlanan ‘ölüm fermanı’ ve Kaddafi kontrolündeki uçak kaçırmaları ‘devlet destekli köktendinci terör’ olarak nitelemişti. 1990’lardan sonra devlet destekli olmayan; ama istihbarat örgütleriyle bağlantılı daha mobilize ve daha karmaşık terör örgütlerini ise direkt ‘İslamcı’ sıfatıyla andı. Haklı ya da haksız, algılar dünyasında bu iş büyük ölçüde bitmiş bulunuyor. Çünkü medya çağında sizin kendinizi nasıl tanımladığınız değil, nasıl yansıtıldığınız yani nasıl algılandığınız önem taşıyor.
Siz İslam’la terörün asla bağdaştırılamayacağını belirten ayet ve hadislere atıf yapılmasını istemeden çok önce, ‘imajın kadar konuş’ dercesine, bir elinde Kalaşnikof, diğer elinde Kur’an, Usame bin Ladin’in, 1998 Mayıs’ında ayet ve hadislerle süslediği sivil hedeflere saldırıya cevaz veren fetvası ekranlarda fink atmaktaydı. O tarihlerde ‘hoşgörü-tolerans-dinlerarası diyalog’ diyerek yola çıkanlar ise 28 Şubat irtica paranoyasıyla psikolojik savaşa kurban edilmekteydi. Sivil toplum düzeyinde çok güçlü başlayan fırsat bir kere kaçtı. Hiç değilse devlet düzeyinde, İslami duyarlılıkları aşikar bir hükümetin ‘İslam adına’ teröre karşı mücadelesine sahip çıkalım. Erdoğan’ın “Hem ırkçı, hem dinci hem de bölgeci terör bizim yanımızda ebediyen mahkum olmaktan kurtulamayacaktır.” demesi yeterince anlamlı, ortada ‘İslam adına’ yapılmış, ‘dinci bir terör’ var, artık felç edilmiş sıfatıyla değil, meçhul zatıyla ilgilenelim.
03.12.2003
|