| |
Sevgi ve evlilik
Attila İlhan bazı basın mensuplarıyla konuşurken, bir Fransız’la karşılaştığını ve kendisine şu sözü söylediğini ifade etti: “Sevgi, birbirine bakmak değil, birlikte aynı yöne bakmaktır.”
Ayrıca şunları da ekledi: “Bu Fransız, entelektüel biri değildi, orta halli bir insandı.”
Şaşırdım. Ben bu sözü çok kullanmışımdır. O Fransız’ı, görmediğime göre, acaba Attila İlhan’ın nakillerinden mi almıştım? Tereddüde düştüm ama, böyle bir ihtimali geçerli saymadım. Böyle olsaydı, hatırlardım. Tesadüf bu ya. 1964 yılının not defterlerini karıştırırken o sözü buldum. Söz, Saint Exupery’ye ait: “Sevmek birbirine bakmak değildir, birlikte aynı yöne bakmaktır.”
Çok güzel bir söz. Birbirine bakmak, burada yüzeyselliği ve darlığı temsil ediyor. Dünyanızı sevdiğiniz kişi ile sınırlarsanız, onu da maddî-tensel-bencil bir yüzeyselliğe irca ederseniz; o sevgi ilk sınavda çöker... Birlikte aynı yöne bakmak ise, “kişilikli-idealist-ruhî-kalbî-derin” bir imtizacı (ahengi-uyumu) ifade eder. Uzun yolculuklarda mutlu olmanın başka yolu yoktur. Ayşe Özgün bu sözü anlamadı ve “birbirine bakmak” tercihini aşk adına üstün tutmaya kalkıştı. Su olmazsa, sıcak su da olmaz, soğuk su da; yağmur da olmaz, kar da; çiçek de olmaz, meyve de. Sevgi ana kaynaktır ve farklı tezahürleri de aynı kaynağın temel özelliklerini taşır. Ben başka bir ölçü vereyim: “Ruhi yönü olmayan her ilgi behimidir” (hayvancadır). Hayvanlar da yiyor, içiyor, ürüyor; bunlarla ilgili içgüdülerinin etkisini şiddetle yaşayabiliyor. İnsan, o içgüdüleri, ruhi-kalbi-akli bir bütünleşmenin kişilik halinde yansıyan özel bir terkip şuuru içinde yönlendirir, rafine eder, adeta yeniden üretir.
“Yeniden üretmek” hayatın mutlulukla ve başarıyla ilgili en önemli sırlarından biridir.
Aman “zibidi yenilikçilikle” karıştırmayın. Kaynağından ve kökünden kopardığınız şeyi yeniden üretemezsiniz. Yapabildiğiniz şey ancak yozlaştırmak olur ve mukadder çöküşü hızlandırmaktan başka bir işe yaramaz.
Mankenci kültürün yeni bir zırvası var: evlilik sevgiyi öldürür ve alışkanlığa dönüştürürmüş. Medyatik bir hanım psikolog da bu görüşü işleyip duruyor nice zamandır. Bu görüşün sevgi zannettiği şey, bir başlayış heyecanının sun’i bir yaranma ve beğendirme çabasıyla birlikte yürüyen aldanışlarından ibârettir. Ne olduğu anlaşılmasın diye kendi sınırları içinde tutacaksın, test etmeyeceksin, olduğun gibi görünmeyeceksin, hallerinin büyük kısmını saklayacaksın, rolünü-dekorunu-makyajını daima muhafaza edeceksin! Bir ipte iki cambaz gibi yaşayacaksın, yaşayabildiğince!.. Evlilik ise; uzun bir yolculuğa çıkmak, hür ufuklara yönelmek, okyanuslara açılmak, fırtınalara beraberce göğüs germek, her halin bilinmesine rağmen saygının, bağlılığın, paylaşmanın sıcaklığını “ekmek yeme, su içme” doğallığı içinde yaşamaktır. Birbirini ve müşterek hayatı, yeni farklılıklarla zenginleşen bir bütünlük halinde yeniden üretmektir. Sevginin pınarını, bir kan dolaşımı gibi hücrelere taşımaktır mutlu evlilikler. Birlikte aynı yöne bakmak, paylaşılan bir hedefe yürümektir; habire artan derunî coşkularla. Mutlu evliliklerde sadece evlatlarla torunlarla çoğalmazsın, kendi içinde kendi ruhî-fikrî-hissî-kalbî-ferdî varlığınla da çoğalırsın. Paylaştıkça çoğalırsın, çoğaldıkça daha fazla paylaşırsın; bunu sağlayan güç, sevgidir.
Bu ideal bir tasvir değil mi?
Sen sevgiden haber ver! Sevgi varsa, asliyetiyle varsa; bu ideal tasvir, bir şiiriyet halinde gerçekleşir. Kendiliğinden akarak, kendiliğinden birikerek, kendiliğinden şekillenerek.
Mutlu olmak, sevgiyle yaşamaktır. Bütün gerçek (halis) sevgiler; tanışırlar, yardımlaşırlar, bilişirler, birleşirler. Gerçek sevgiler arasında rekabet değil, tamamiyet vardır. Muhabbetullah’a kadar gider; bu teselsül, bu teeyyüd, bu genişlik, bu derinlik. Siz zâhiren bitersiniz o hiç bitmez. Habire yeniden doğar, yaşları yılları aşarak sizi “saadet-i dareyn” nasibine kadar taşır.
04.12.2003
|