İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
04.12.2003
Perşembe
  For English
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
  Mizah
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  Arşiv Arama
  Abone Formu
  About Us
  Reklam
  Künye / İletisim
  Hava Durumu
  Namaz Vakitleri
  E - Kart
  Sanat Galerisi

YAZARLAR


İBRAHİM KIBRIZLI i.kibrizli@zaman.com.tr
 
 

Harcamanın olmadığı yerde enflasyon da olmaz

Enflasyonla mücadele programı doğrultusunda ücret ve maaşlara düşük artış verilmesi reel gelir artışının sınırlı düzeyde tutulması sonucunu veriyor.


Gelir düzeyindeki bu sınırlı artış doğrudan doğruya vatandaşın tüketim harcamalarını kısıtlaması sonucunu doğuruyor. Bu yapı, ister istemez, ekonominin iç tüketim cephesi üzerinde azımsanmayacak bir talep gerilemesi etkisi oluşturuyor.

İster sosyal içerikten yoksun, isterse sosyal boyutu olsun, uygulanan sıkı para ve maliye politikalarının hedefi enflasyonla mücadele politikasını riske sokma ihtimali olan iç talep kaynaklı olabilecek tüm risklerin önünün alınması. Burada önemli olan, iç talep seviyesinin üretim seviyesinin altına indirilmesi ve piyasalar üzerinde fiyat artışlarına yol açacak risk faktörü bırakılmaması. Yani, ekonominin tüketim cephesi üzerinde baskı yaratacak etkenler bu politikalarla ortadan kaldırılarak ekonomi yapay bir şekilde denge konumuna getiriliyor.

Sağlanan bu zorlama yapıyı, uygulanan dalgalı kur politikasından daha çok dış konjonktürün bir sonucu olan, döviz (dolar) fiyatlarındaki gerileme şans eseri olumlu yönde destekliyor. Döviz fiyatlarındaki bu gerileme, piyasalarda ilave fiyat artışlarının yaşanmasını kendiliğinden frenliyor.

Kısacası ortada harcama yapılacak nakit kaynak yok. Döviz fiyatlarındaki gerileme ile de hem ithal tüketim malları hem de girdilerinin yüzde 60’ı ithal olan sanayi ürün fiyatları düşüyor. Bu şartlar altında iç piyasada tüketilen mal ve hizmet fiyatlarının artması zaten mümkün değil. Tam tersine satın alınan mal ve hizmetlerin fiyatlarında gerileme olması kaçınılmaz.

Burada tek risk, alınan tüm önlemlere rağmen, iç tüketimde fiyat hareketlerini yukarıya doğru tetikleme ihtimali olan bazı yan faktörlerin hâlâ varlığını sürdürmesi. Bunların ilk sırasında da alışverişlerde; toptan veya perakendecilerin uzun vadeli taksitli satış (kampanya) uygulaması ile bankaların tüketici kredisi, kredi kartını tek ödeme veya taksitlendirerek kullandırması geliyor.

Bu uygulamaların nakit kaynağı olmayan tüketici için ilk bakışta cazip, satıcı veya banka için de kârlı olduğu bir gerçek. Taraflardan biri parası olmadığı halde rahatlıkla borçlanarak ihtiyaçlarını karşılayacak harcamalarını yapabiliyor, diğeri ise malını veya atıl duran parasını üzerine vade farkı veya faiz yükleyerek satıyor.

Burada tarafların her biri sonuçtan memnun. Biri parası olmamasına rağmen ihtiyacını karşılıyor, diğeri mal veya parasının depo veya kasasında atıl beklemesine engel olurken ileriye dönük fiyatlandırma ile gelir garantisi de sağlamış oluyor.

Ancak, enflasyonun düşüş eğilimi içerisine girdiği içinde bulunduğumuz dönemde, gerek vadeli mal ve hizmet satışlarına gerekse tüketici kredisi veya kredi kartına uygulanan vade farkı veya faiz oranları halen çok yüksek. Aslında piyasada bu tarz bir fiktif işlem gelişirken satılan ürünün fiyatı vade farkına veya kredi kartına uygulanan faiz oranı kadar pahalanıyor.

Satılan ürün veya açılan kredinin uygulanan vade farkı veya faiz oranı kadar ileriye dönük fiyatlandırıldığı açık. Bunun da enflasyonla mücadele politikasına zarar verdiği gözden kaçmamalı.

Daha da önemlisi vadeli satış, tüketici kredisi veya kredi kartı ile yapılan alışverişlerin temel olarak uygulanan para ve maliye politikaları ile iç talebi baskı altına alarak enflasyonla mücadele hedefine ters düştüğü kesin. Bu noktanın, enflasyonla mücadeleyi, ekonominin üretim cephesini artırmayı bir tarafa bırakarak, salt iç talep baskısını minimize etme olarak algılayan uygulamacıların dikkatinden kaçtığı anlaşılıyor.


04.12.2003


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder



Önceki Yazıları

> (28.11.2003) - Köklü değişim kaçınılmaz...

> (27.11.2003) - İktidar da haklı Merkez Bankası da...

> (23.11.2003) - A.Gücü’nde değişen bir şey yok...

> (22.11.2003) - Teşekkür etmesini bileceksin...

> (20.11.2003) - Gecikmenin bedeli kayıtlının da kaybedilmesi...

> (14.11.2003) - Herr Genei!

> (13.11.2003) - Dikkat edin, yoksa mal elinizde kalır...

> (10.11.2003) - Lider, galibiyeti Damir’e borçlu

> (06.11.2003) - Tasarruf kaldı mı ki, yatırım olsun...

> (31.10.2003) - Hakan Şükür’ün tek forvet oynaması Terim’in yanlışı olur




GAZETE SAYFALARI


 

   BÜTÜN YAZARLAR


Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

ABDÜLHAMİT BİLİCİ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

BÜLENT KORUCU

EKREM DUMANLI

ERHAN BAŞYURT

ETYEN MAHÇUPYAN

EYÜP CAN

FİKRET ERTAN

FİKRİ TÜRKEL

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NEVVAL SEVİNDİ

NİHAL B. KARACA

REHBER ABİ

SAMİ USLU

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

ŞAHİN ALPAY

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER




 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2003 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.