| |
Selen ve Elif’e dair
İsterseniz birkaç haberi üst üste koyup beraber okumayı deneyelim: Önce ayın 11’indeki şu AA haberi: “Meyhane, kahvehane, bar ve elektronik oyun merkezleri gibi yerlerle bazı eğitim-öğretim kurumları arasında en az 200 metre uzaklık bulunması koşulunu kapıdan kapıya 100 metreye indiren ve okullar haricindeki özel öğretim kurumları için bu şartı kaldıran yasa tasarısı, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi.”
Soluklanmadan devam edelim: ‘Üç terör zanlısının da ortak bir özelliği daha var: İnternet kafelerinden çıkmamaları. Elaltuntaş, Bingöl internet merkezinin yöneticisiydi. 1 Mayıs’taki Bingöl depreminden sonra internet kafenin de zarar görmesi üzerine İstanbul’a taşındı. Ayrılırken, bir arkadaşıyla bilgisayar dükkanı açacağını söyledi. Elaltuntaş’ın birlikte dükkan açacağını söylediği kişi, kardeşiyle birlikte Bingöl’de bir başka internet kafeyi işleten Azad Ekinci’den başkası değildi.’
Ve başka bir haber: ‘Kendisinin ‘şirin çocuk’ olmak için YÖK başkanı olmadığını belirten Kemal Gürüz, Uludağ Üniversitesi’nde verdiği konferansta imam hatip liselerinin kapatılması gerektiğini söyledi.’
Şimdi de dünden bir haber: “Aralarında 14-15 yaşında çocukların da bulunduğu 20 kişi, dün sevk edildikleri Hatay Adliyesi’nde, ‘hakime sevklerine bile gerek görülmeden’ savcılık tarafından serbest bırakıldı. Söz konusu çocuklar, medya tarafından son terörist eylemle irtibatlandırılmış ve örgüt üyesi gibi lanse edilmişti. Çocukların hepsinin Suriye’ye dil eğitimi almak için gittikleri anlaşıldı. Aileleri, çocuklarını başörtüsü sorunu nedeniyle Türkiye’de eğitim alamadıkları için başka bir ülkeye yolladıklarını ifade ettiler.”
Bu da son haberimiz: “Doktor bir anne ile galerici bir babanın kızı olan Selen, üniversitede arkadaş ortamında alıştığı uyuşturucunun kurbanı oldu. İlkokuldan itibaren iyi eğitim alan, iyi derecede yabancı dil bilen Selen, ölmeden önce, sevgilisiyle beraber Taksim’den 7 gram uyuşturucuyu 20 milyon liraya aldı. Kullandı ve ölüme gitti.”
Şimdi şöyle bir düşünelim: Bu ülkenin vatandaşı olarak çocuğunuza modern bilimden uzak durmadan dini altyapı da vermek istiyorsunuz. Ancak devlet size iki uç noktadan birini gösteriyor bu konuda. Ya Selen gibi çok rahat, kontrolsüz bir yaşam sürüp karanlığa saplanacaksınız ya da Suriye’de bir apartman dairesinde, aralarında 14 yaşında Elif’in de bulunduğu, dil eğitimi gören minik kız çocukları gibi olacaksınız. Ortası yok, makulü, mantıklısı yok.
Ve zıtlaşmanın, kutuplaşmanın, gerginliğin bizi ülke olarak getirdiği nokta: Kendi sorunumuz olan imam hatip, başörtüsü gibi meselelerin çözümü için gözümüzü başka ülkelere dikmiş durumdayız. Fransa ne yapacak, Almanya ne karar verecek? Herkes bu ülkelerde alınacak sonuçların kendi hanesine yazılması durumunda zafer kazanacağına inanırken, 21 yaşındaki Selen, Taksim’in arka sokaklarında damarına zehir enjekte ediyor; 14 yaşındaki Elif, Suriye’nin pis bir apartman dairesinde dil eğitimi aldığını zannediyor! Ve bu ülkenin büyükleri, kendi saplantıları, ideolojileri, inatları uğruna bir jenerasyonu yiyip bitiriyorlar.
Ve inadımız, öfkemiz, kinimiz o kadar iri, o kadar büyük ki, geçen günlerde entelektüellik iddiasında bulunan bir yazar aynen şöyle yazmıştı: ‘Bu başörtüsü sorunu o kadar önemli ki, gerekirse Avrupa Birliği’nden bile vazgeçmeliyiz!’ Kim bilir belki de sayın Gürüz haklı, kapatılsın imam hatipler, hatta internet kafeler, barlar, diskolar okullara 100 metre değil, okul bahçelerine açılsın, daha çok Selen’ler, daha çok Elif’ler yetiştirelim.
04.12.2003
|