|
Loizidou ödemesi
Türkiye evvelki gün itibarıyla Loizidou davasının tazminat bölümünü ödedi. Ancak davanın esasına ilişkin uygulamanın, ancak 2005 sonundan itibaren düşünülebileceğini açıkladı.
Meseleyi daha iyi anlayabilmek için önce detaylara kısaca bakmak lazım. Girne’de birkaç parça mülkü bulunan Titiana Loizidou adında bir kadın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde açmış olduğu davayı 1998 yılında kazandı. Dava başvurusu birkaç kere Komisyon’da reddedilmiş olmasına rağmen Rumlar yılmamış ve sonuçta bu davayı oy çokluğuyla kazanmışlardı.
Hukuku ayaklar altına alan bu mahkeme kararını Türkiye uygulamadı. Kararın siyasi içerikli olduğunu belirtti. Türkiye haklıydı; zira, hadise Türkiye toprakları dışında cereyan etmişti. Oysa Türkiye’nin ancak kendisinin hakimiyetinde bulunan topraklar üzerinde insan hakları ihlallerine sebep olup olmadığı Mahkeme tarafından değerlendirilebilirdi.
Üstelik Kuzey Kıbrıs’ta bir başka yönetim yani Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devleti bulunmaktaydı. Öte yandan olay, Türkiye’nin AİHM’nin kazasını tanımasından çok önce cereyan etmişti. Ve nihayet Kıbrıs meselesi siyasi bir konuydu ve mülkiyet konusu ise bu siyasi meselenin en politik taraflarından biriydi. Ancak Mahkeme, bütün bu itirazları dikkate almadı ve Türkiye’yi külliyetli miktarda tazminat ödemeye mahkum etti.
1998 yılında Türkiye’nin AB ile ilişkileri olabilecek en alt seviyelere indirgenmişti. 1997 Aralık ayında toplanan AB zirvesi Türkiye’nin üye olamayacağı yönünde bir karar almış ve Ankara-Brüksel ilişkileri neredeyse tamamen kopma noktasına gelmişti. Gerçi Mahkeme’nin bağlı bulunduğu Avrupa Konseyi AB’nin bir kurumu değildi; ancak Türkiye, Kıbrıs davası tezlerini kökünden sarsacak böyle bir kararı o dönemde uygulamama kararlılığı sergileyebiliyordu.
1999 Aralık zirvesinde Türkiye’nin AB tarafından aday ülke olarak ilan edilmesiyle yeni bir döneme girildi ve Türkiye’nin Avrupa Konseyi karşısında direnme gücü zayıfladı. Ancak yine kararı tamamen uygulaması mümkün değildi ve bugünlere gelindi. Şimdi 2004 Aralık ayında AB’den müzakere tarihi almayı bekleyen Türkiye, böyle bir beklentinin suya düşmemesi için bir ara çözüme yönelmiş oldu.
Buna göre, Mahkeme kararının tazminat kısmı ödendi; ancak Titiana Hanım’ın mülklerine geri dönebilmesi konusu 2005 sonuna ertelendi. Bu durumda Türkiye, 2004 Aralık ayında müzakerelere başlamayı bekliyor. Ve hemen ardından Kıbrıs meselesinin çözülebileceği varsayımını yapmış durumda. Kıbrıs meselesi siyaseten çözülürse, mal-mülk konusu da ortadan kalkacak ve bu tazminat davaları açılmayacak. Eğer bu arada Mahkeme de mantıklı davranır ve kendisine yapılan başvuruları değerlendirmeye almazsa Türkiye daha da rahatlayacak.
Ancak riskler de yok değil. Mesela Türkiye’nin müzakere tarihi alması çok zor bir iş. Ayrıca tarih alınsa bile 2006 Alman seçimlerinin ardından Türkiye’nin müzakereleri durdurulabilir. Ve bu arada Mahkeme de büyük bir hızla Türkiye aleyhine tazminat kararları vermeye devam eder.
Veya Türkiye, 2004 Aralık ayında müzakerelere başlamak için tarih alır. Ama müzakereler 2005 yılının ikinci yarısında başlar. Bu arada Mahkeme fabrika gibi çalışır ve Türkiye’yi milyarlarca dolarlık tazminatla yüz yüze bırakır. AB ile müzakerelerini bozmak istemeyen Türkiye, bu tazminat kararlarını öder ve Kıbrıs’ı elden kaçırır. Ama 2006 Alman seçimlerinden Alman muhafazakarları galip çıkarlar. Ve Türkiye’nin üyelik sürecini engellerler.
Bu arada Türkiye hem Kıbrıs’ı kaybetmiş olur, hem miyarlarca dolarlık tazminatı öder hem de Avrupa Birliği’ne giremez. 2 Aralık tarihi bir kara gün haline dönüşür ve bu kararı verenleri halk siyaseten tasfiye etmekle kalmaz; ayrıca onlar aleyhine böyle bir tazminatı ödemelerinden dolayı şahsen davacı olur. Bunların hangisinin olacağını hadiseler gösterecek. Hayırlısı...
05.12.2003
|