İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
06.12.2003
Cumartesi
  For English
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
  Mizah
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  Arşiv Arama
  Abone Formu
  About Us
  Reklam
  Künye / İletisim
  Hava Durumu
  Namaz Vakitleri
  E - Kart
  Sanat Galerisi

YAZARLAR


EYÜP CAN e.can@zaman.com.tr
 
 

Azınlık olmanın dayanılmaz hafifliği!

Henüz birkaç haftadır tanışıyor olmamıza rağmen neredeyse sabaha karşı arayıp, ‘Birazdan seni almaya geleceğim, bir sürprizim var’ dedi.


Doğrusu şaşırmadım, çünkü Boston’da ilk tanışmamızda saatlerce muhabbet edebildiğim ilk Amerikalıydı. Türk olduğumu öğrenir öğrenmez uzun uzun annesinden dinlediği acı ama özlem dolu hikayeleri anlatmaya koyuldu.

Yüzyılın başında Ermeni bir ailenin büyük acılar eşliğinde istemeye istemeye Anadolu’dan Amerika’ya hüzünlü göç hikayesiydi bu. Gerçi Albert tamemen Amerikanlaşmış görünüyordu ama, çocukluk hayallerini süsleyen coğrafyadan gelen biriyle konuşmaktan aldığı hazzı da gizlemiyordu. Boston’da mensubu olduğu diaspora, Ermeni cemaatinin genelde Türkler hakkında hiç iyi şeyler düşünmediğinin farkındaydı ama o bu önyargıların aşılabileceğini düşünüyordu.

Ne yazık ki ilk tecrübemizde haksız çıktı!

Harvard Meydanı’nda bir kafede hararetli konuştuğumuzu görerek yanımıza yaklaşan kırçıl saçlı yirmi beş yaşlarında bir bayanı benimle tanıştırıp tanıştırmamakta mübalağasız üç–dört dakika tereddüt etti. Adeta orada değilmişim gibi davrandı. Sonunda ‘Eyüp burada öğrenci’ diyerek şöyle bir bakıp tekrar arkadaşına döndü. Kırçıl saçlı arkadaşı kendi ismini söylemek yerine ‘Eyüp, hımm, nerelisin sen?’ diyerek bana döndü. Ben daha ‘Türkiyeliyim’ lafını henüz bitirmişken kızın suratı da saçları gibi kırçıllaştı. Albert ‘eyvah, yakalandık’ der gibi araya girmek istese de kırçıl bir öfkeye maruz kalmaktan ne beni ne de kendisini kurtarabildi!

‘Katiller, siz Türkler ne yüzle buralara geliyorsunuz, yaptığınız soykırımı bile kabul edecek cesarete sahip değilsiniz. Hangi yüzle gelmiş Boston’da bir Ermeni ile arkadaşlık edebiliyorsun...’

Sağanak bir yağmur gibiydi, neredeyse üzerime yürüyecekti. İçindeki nefreti kusmuş olmasına rağmen öfkesi dinmemişti. Ben şaşkınlıktan, o ise kızgınlıktan titremekteydi. Nihayet Albert kollarından çekerek masadan uzaklaştırdı. Döndüğünde ‘Üzgünüm, onu çocukluğundan bu yana tanıyorum daha dikkatli olmalıydım’ diyebildi. Benimse nutkum tutulmuştu: ‘Gencecik bir kız nasıl bu kadar nefret dolu olabilir?’

Uzun uzun anlattı adını hâlâ bilmediğim kırçıl kızın aile hikayesini: İşkence, tecavüz, diri diri yakma, yağmalama ve nihayet büyük sürgün... ‘Ben de çok dramatik şeyler dinledim annemden ama asla nefret dolu değildi, oysa onun ailesi Türklere karşı nefret dolu ve sonuç bu!’

Ne diyeceğimi bilemedim, buruk bir acı kaldı içimde ve öylece vedalaştık. O da buruk ayrılmış olacak ki, sabaha kadar uyuyamayıp, nihayet çözümü beni pazar sabahı cemaatinin karşı çıkmasına karşın ara ara gittiği, Türkiye’den yeni göç etmiş Ermeni cemaatinin kilise ayinine davet etmekte bulmuş. Hakikaten önceki günkü kâbus dolu tanışmadan sonra hoş bir sürprizdi, pazar sabahını, Boston’da, duaları Türkçe yapılan, tütsü kokulu minicik bir Ermeni kilisesinde geçirmek. Bir yanda yüz yılın başında Türkiye’yi acılarla terk etmek zorunda kalan diaspora Ermenilerinin, dualarında Türklere lanet okudukları kiliseler, diğer yanda Türkiye’den hayaller ülkesi Amerika’ya gelip, ne Amerika’ya ne de dindaşlarına tutunamayan, duaların Türkçe yapıldığı kiliseler.

Azınlık olmak zor, peki ya azınlık içinde azınlık olmak? O daha zor!

Ha bir de azınlık olmadan azınlık muamelesi görmek var! Bütün bunları niye mi yazıyorum? Dün okuduğum iki haberden dolayı. Buyurun bir göz atın, bakalım sizi nasıl etkileyecek: Dünya Ermeni Olimpiyat Oyunları için Türkiye Ermenilerini temsilen Erivan’a giden kafile, Türkçe konuştuğu ve hala Türkiye’de kalmayı sürdürdüğü için diğer Ermeni gruplar tarafından aşağılandı, neredeyse tartaklandı!

Başörtüsü sorunu yüzünden eğitimlerini Suriye’de yapmak zorunda bırakılan ve bir gece jandarma operasyonuyla apar topar ülkelerine getirilen genç kızlar, kendi ülkelerinin medyasında terörist ilan edilmenin şokunu yaşıyorlar!


06.12.2003


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder



Önceki Yazıları

> (03.12.2003) - Zatı meçhul, sıfatı mefluç terör!

> (29.11.2003) - Oğlum seni bu hallere kim düşürdü?

> (26.11.2003) - Medya terörü ısırınca!

> (22.11.2003) - Derin anlamsızlık!

> (19.11.2003) - Komplolar kimin işine yarar?

> (15.11.2003) - Kamusal alanda kabak tartışması!

> (12.11.2003) - Atatürk’ü nasıl anmalıyız?

> (08.11.2003) - Gazi Ömer, Er Jessica’ya karşı!

> (05.11.2003) - Çölaşan usulü eleştiri!

> (29.10.2003) - Sezer(yan) usulü resepsiyon!




GAZETE SAYFALARI


 

   BÜTÜN YAZARLAR


Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

ABDÜLHAMİT BİLİCİ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

BÜLENT KORUCU

EKREM DUMANLI

ERHAN BAŞYURT

ETYEN MAHÇUPYAN

EYÜP CAN

FİKRET ERTAN

FİKRİ TÜRKEL

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NEVVAL SEVİNDİ

NİHAL B. KARACA

REHBER ABİ

SAMİ USLU

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

ŞAHİN ALPAY

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER




 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2003 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.