|
Kur’an tilâvetine gökten sekine iniyor
Sehl İbnu Muâz el-Cühenî (ra) anlatıyor: “Resulullah (sas) buyurdular ki: “Kim Kur’an’ı okur ve onunla amel ederse, kıyamet günü babasına bir taç giydirilir.
Bu tâcın ışığı, güneş dünyadaki herhangi bir evde bulunduğu takdirde onun vereceği ışıktan daha güzeldir. Öyleyse, Kur’an’la bizzat amel edenin ışığı nasıl olacak, düşünebiliyor musunuz?” (Ebu Davut, Salat 349)
Hz. Ali (ra) anlatıyor: “Resulullah (sas) buyurdular ki: “Kim Kur’an’ı okur, ezberler, helâl kıldığı şeyi helâl kabul eder, haram kıldığı şeyi de haram kabul ederse Allah, o kimseyi cennete koyar. Ayrıca hepsine cehennem şart olmuş bulunan ailesinden on kişiye şefaatçi kılınır.” (Tirmizi, Sevabu’l-Kur’an 13)
Üseyd İbnu Hudayr’ın (ra) anlattığına göre; geceleyin, hurma harmanında iken Kur’an’-dan Bakara Suresi’ni okuyordu. Hemen yakınında da atı bağlı idi. Birdenbire atı şahlandı. Bunun üzerine sükût ederek okumayı bıraktı. At da sükû-nete geldi. Üseyd tekrar okumaya başlayınca at yine şahlandı. Üseyd yine sükût edince at da sükûnete erdi. Az sonra yine okumaya başlayınca at da şahlanmaya başladı. Oğlu Yahya ata yakındı. Ona zarar vermesin diye attan uzaklaştırmak için yanına gitti. Bir ara başını göğe kaldırınca bir de ne görsün! Gökte şemsiye gibi bir şey ve içerisinde kandilimsi nesneler var. Sabah olunca koşup gördüklerini Resulullah’a (sas) anlattı: Hz. Peygamber (sas) kendisine: “O gördüklerin neydi bilir misin?” diye sordu. “Hayır!” cevabı üzerine: “Onlar melâike idi. Senin sesine gelmişlerdi. Sen okumaya devam etseydin, onlar seni sabaha kadar dinleyeceklerdi. Öyle ki sabahleyin herkes onları seyredebilecekti; çünkü halktan gizlenmeyeceklerdi.” (Buhari Fedailü’l-Kur’an, 15)
El-Berâ (ra) anlatıyor: “Bir zat Kehf Sûresi’ni okuyordu. Yanında da iki uzun iple bağlı olan atı duruyordu. Derken etrafını bir bulut kapladı. Ve bu bulut ona yaklaşmaya başladı. At da bu durumdan huysuzlanmaya, ürkmeye koyuldu. Sabah olunca adam, Resulullah’a (sas) gelip vakayı anlattı. Hz. Peygamber (sas) ona şu açıklamada bulundu: “Bu sekine idi, Kur’an için inmişti.” (Buhari, Fedâilu’l-Kur’an, 11 )
İşte Kur’an bu... O okunurken, melekler ve sekine onu dinlemek için göklerden yere iniyorlar. Onu okuyan ve onun emirlerini yaşayanlara güneşten daha parlak taç giydiriliyor. Hatta cehenneme gidecek durumdaki akrabalarına bu kişi şefaatçi oluyor. Öyleyse niçin Kur’an-ı Kerim’i öğrenmeye çalışmıyoruz? Niçin onun emirlerini yerine getirmek, böylece dünya ve âhiret saadeti kazanmak istemiyoruz? Bu hususta elbette öncelikle küçükler üzerinde durulmalı; ama bunun yaşı başı yoktur. Bilhassa Müslümanlığı temsil edenler mutlaka Kur’an okumayı öğrenmelidirler. “Bu yaştan sonra olur mu?” demek nefis ve şeytanın hilesine kanmaktır. Böyle sözlere asla iltifat etmeyin... En ileri yaşta Kur’an öğrenirken vefat edenler bile kabirlerinde talebeler içinde olacaklar. Bu ne yüksek şereftir. Hem bizim bir vazifemiz, kendimizden başkasına Kur’an okumasını öğretmektir. Eğer kendimiz bilmiyorsak nasıl öğreteceğiz?..
Elbette Kur’an-ı Kerim’i, sadece yüzünden okumak yeterli değildir. Onun meâlini hatta tefsirini de okumamız lazımdır. Bugün bu hususta Türkçe pek çok kitap bulabiliriz. Sadece Zaman gazetesinin verdiği hediyelerin içine bile baksak, Prof. Dr. Suat Yıldırım hocamızın Kur’an-ı Hakim ve Açıklamalı Meali’ni ve merhum Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’ın Hak Dini Kur’an Dili’ni bulabiliriz.
Unutmayalım Peygamber Efendimiz (sas) Kur’an-ı Kerim’in faziletleri hakkında şöyle buyurdu: “Muhakkak ki, ileride karanlık gece parçaları gibi fitneler olacak. (Ashab tarafından bunun üzerine) -“Ey Allah’ın Resûlü ondan kurtuluş nasıl olur?” diye soruldu. O buyurdu ki: -Allahü Teala’nın Kitabı. (Çünkü Kur’an’da) sizden öncekilerin haberleri, sizden sonrakilerin haberleri ve sizinle ilgili hükümler vardır. O bir eğlence vasıtası değildir. Hak ile bâtılı ayıran İlahî bir kelamdır. Onu kibirlenerek terk edenin Allah belini kırar. Kim doğru yolu ondan başkasında ararsa Allah onu sapıklığa düşürür. O, Allah’ın sağlam ipidir. Ve apaçık nurudur. Hikmet dolu zikridir. Doğru yoldur. Nefsâni arzuların sapıtmamasına, görüşlerin dağılmamasına yegane sebep odur. Âlimler ona doymaz, Allah’tan korkarak günah işlemekten çekinenler ondan usanmazlar. Onun ilmini bilen ileri gider, onunla amel eden sevap kazanır. Onunla hükmeden adalet eder. Ona sımsıkı sarılan doğru yolu bulur.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned)
Evet işte Kur’an... Öyleyse ne duruyoruz?..
07.12.2003
|