|
Kur’an kurslarını ne yapmalı?
Sapkın dinci terörün şokunu üzerimizden atamadan, Kur’an kurslarıyla ilgili yeni düzenlemeyi tartışmaya başladık. Din eğitiminde ölümcül hatalar yapıldığı malum. Devlet, laikliği yanlış yorumlayan insiyaklarla bu suçun faili olduğu gibi, yanlış ve sapkın yorumları ayıklamada gerektiği kadar hassas davranmayan gerçek dindarlar da suç ortağı durumunda. Her türlü önyargı ve dogmadan arınmış şekilde konuyu masaya yatırmak ve uzlaşmak zorundayız.
Önce iğneyi kendimize batıralım. Bilgiyi tek türe indirgeyen ve sadece ezber üzerine yoğunlaşan eğitim tarzı Müslümanların sadece geri kalmasına sebep olmadı, umulanın aksine dini doğru anlamalarını da engelledi. Sıfırı bulan ve cebire ismini veren ya da yüzyıllar boyu Avrupa’da tıbbın hocası olan atalarımızla avunduk. Ama onların yolunda gitmedik.
Dini algılama ve kitlelere anlatma açısından çığır açmış, yararlanabileceğimiz bir örnek var: Bediüzzaman Said Nursi. Kendi ifadesiyle dinî ilimlerle, müspet bilimi barıştırmayı hayatının gayesi yapmış, bu devrin tefsirinin ancak her iki alanın uzmanlarının bir araya geldiği kurullarda yapılabileceğini kayıtlara geçirmiş bir isim. Keşke önyargıları aşıp ondan yararlanabilsek.
Kur’an kursları yönetmeliği etrafında süren tartışma bizi sağlıklı müzakere ve isabetli sonuç hedefinden uzaklaştıracak atışmalardan ibaret. Çıkan gürültüyü haklı kılacak hiçbir değişiklik yok. Yetişkinlere yönelik kursları, çocuklarınkiyle karıştırıp, ‘kesintisiz Kur’an kursu’ manşeti atmanın iyi niyetle izahı mümkün değil. Haberlerin başlık ve spotlarını okuyunca biz bile, ‘Hassasiyetin üst sınırda olduğu bir dönemde, zamanı mıydı?’ demekten kendimizi alamıyoruz. İçeriği okuyup, bir de düzenlemeye göz attığımızda tipik çarpıtma ve sindirme operasyonlarıyla karşı karşıya olduğumuzu anlıyoruz.
Kritik nokta yaş sınırı, acaba orada indirim mi söz konusu diye bakıyoruz. Hayır, yine devamlı kurslar için temel eğitimi bitirmek, yaz kursları için 5. sınıfı tamamlamak şartı korunuyor. Yalnızca, yaz tatili ibaresini açan ‘2 ay ve haftada 5 gün ibaresi’ çıkarılmış. Sağlıksız koşullar, izbe yerler ve kontrolü zor mekanlar yerine, boş okulların kullanılmasına imkan tanınmış.
İnsanımızın kutsal kitabımızla arasındaki bağ çok farklı. Namaz kılmayan, belki oruçlarını bile aksatan çoğu insan, ‘arkamızdan Fatiha okuyacak biri bulunsun’ düşüncesiyle çocukları Kur’an okumayı öğrensin istiyor. Bu haklı talebi, meşru ve doğru şekilde karşılamak devletin görevi. Ortalama vatandaşı, dini yanlış yorumlayanların eline bırakmamak, devletin stratejik önceliği. Samimi duygularla dinini öğrenmek ve yaşamak isteyenler alternatifsiz bırakılmamalı.
Zamanlama hatası yapıldığına da katılmıyorum. Tam tersine Diyanet İşleri Başkanlığı tam zamanında çıkış yaptı. Belki usul hatasından bahsedilebilir. Başkanlık, haberler ve eleştiriler başlamadan göğsünü gere gere ortaya çıkmalı, ‘Ey ahali, dinin sapkın yorumlarının başımıza ne belalar açtığını hep birlikte yaşadık. Bunun önünü alabilmek, dini doğru şekliyle öğretebilmek için üzerimize düşen görevi yapmak istiyoruz.’ demeliydi. En azından tartışmanın kızıştığı noktada Devlet Bakanı Mehmet Aydın kamuoyunun ve basının huzuruna çıkmalıydı. Otoritesi ve kimsenin reddedemediği aydın bakışıyla ağırlığını koymalıydı.
Diyanet teşkilatının durumdan vazife çıkarıp, gerekli tedbirleri alması ve halkla bütünleşip, alternatif olma konumunu pekiştirmesinden radikal dinciler, radikal laikçilerden daha fazla rahatsız olacaktır.
Dindarlar din eğitimine, diğerleri de topyekün dine bakış açılarını değiştirmedikten sonra sonuçsuz polemiklerden yakamızı kurtarmamız zor.
07.12.2003
|