İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
07.12.2003
Pazar
  For English
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
  Mizah
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  Arşiv Arama
  Abone Formu
  About Us
  Reklam
  Künye / İletisim
  Hava Durumu
  Namaz Vakitleri
  E - Kart
  Sanat Galerisi


  Yorum

Terör: Politikanın bir başka yüzü

DOÇ. DR. ŞABAN H. ÇALIŞ



eçtiğimiz günlerde İstanbul’da yaşanan vahşet ve dehşetin arkasından siyasetçisinden entelektüeline, devlet adamından memuruna ve sokaktaki vatandaşına kadar ilgili ilgisiz herkesin, olan hadiseler karşısında kafası karışmış vaziyette. Kimileri polisiye bir macera saikiyle olaya yaklaşıyor, kimileri faillerle ilgili, kimisi delillere takılıyor, sebepler ve sonuçlarla uğraşıyor; kimileri ezelden beri düşman bellediklerine bu kötülük elbisesini bir kez daha giydirip “ötekisine” biraz daha yükleniyor ve kinleniyor. Bazıları da sanki yeni doğan bebeğe isim arıyorcasına garip bir telaş içinde. Aslında bir kısmı isimden çok sıfat peşinde. Pek çoğu iyi niyetli bile değil. Olayın korkunç boyutlarıyla ortalıkta dolaşan sıfatlar bir araya getirilince, o sıfatları hasbelkader taşıyanlar bunalıyor. Ya her şeyi şiddetle reddediyorlar ya da teslim oluyorlar. Kafa karışıklığından müstefit olmaya çalışanlar var. Durumdan vazife çıkarıp birilerine abanmak isteyenler de bu tabloya eklenince kamuoyu tam bir kaosa doğru sürükleniyor. Sadra şifa birkaç yorum da bu kaos içerisinde kaybolacak gibi görünüyor. Bunlardan pek azı terörü birtakım sıfatlarından arındırılmış bir biçimde ele almaya, tanımlamaya çalışıyor. Ancak tartışmaların tanımlamadan ziyade betimleme yönü gittikçe daha fazla yoğunluk kazanıyor. İş, körlerin fili tarifine dönüşmüş vaziyette.

Ancak bir konuyu bilmek, anlamak ve ondan sonra da tedavi edebilmek için öncelikle onu tanımak, tanımlamak gerekir. İstanbul’u mekan seçmiş olayları tanımadan sıfatlandırmaya kalkmak, olayların vahametini hafifletecek hem de terörün en önemli araçlarından hedef şaşırtmaya yarayacağı için, sorunu ne teşhis etme ne de tedavi imkanı bulunabilecektir.

İstanbul’da gerçekleştirilen görüntüler, 11 Eylül olayları ve onu takip eden Fas’tan Endonezya’ya, Cerbe’den Kahire, Riyad, Bağdat ve Bali’ye kadar benzeri olaylarla birlikte düşünüldüğü zaman, kimsenin hiç şüphesi olmasın ki tam bir savaş durumu ile karşı karşıya olduğumuz gerçeğini ortaya koymaktadır. Eldeki örnek olaylardan hareket edildiği zaman da terör dediğimiz şeyin ilk elden dehşet yoluyla sürdürülen asimetrik, sınırsız, hedefsiz ve gayri nizami; fakat örgütlü bir savaş olduğunu kabul etmemiz gerekecektir. Terörün savaş olarak adlandırılmasına birtakım itirazların olacağını ve uluslararası hukuk açısından teknik olarak ciddi bir problemle karşılaşacağımızı hissediyorum.

Ontolojik olarak savaşla terörü yan yana koymanın her iki eylemin de doğasını eşitleme açısından anlamlı olduğunu düşünüyorum. Kanın, kinin, nefretin ve şiddetin her iki eylemde de aynı özden kaynaklandığını görmek gerekir herhalde. Muhtemeldir ki savaş yeryüzünün efendilerine yakıştırılan ulvi, terör de yeryüzünün lanetlilerine layık görülen süfli bir hesaplaşma aracı olarak algılanıp çok defa da böylece lanse edilebilir. Ama her ikisi de özünde şiddetin ve dehşetin gayri insani tohumlarını barındırmaktadır. Bu anlamda kesinlikle hiçbir farkları da yoktur, olamaz da. Savaşla terör arasında sadece buna karar veren otoritenin meşruluk iddiasına takılıp kalmak, olsa olsa meşruluğu statükodan ayırmasını beceremeyen ahmakların ya da bunu bilinçli bir şekilde gündemde tutmaya çalışan zalimlerin işi olsa gerek.

Lokal bağlantısız global terör olmaz

Epistemolojik açıdan savaşla terörü yan yana koymanın bize, konu hakkında düşünürken yeni ve daha farklı ufuklar açacağı kanaatindeyim. Savaşın bilinen en önemli teorisyenlerinden ünlü Alman stratejist Clausewitz, savaşı, ‘politikanın başka araçlarla sürdürülmesi’ diye tanımlar. Buradan hareketle bizim de, yukarıda ifade ettiğimiz gibi, savaşın bir türü olduğu konusu şüphe götürmez terörü, kısaca, politikanın başka araçlar kullanılarak sürdürülmesi şeklinde tanımlamamız hiç de yanlış olmayacaktır. Aksine, 11 Eylül’den bu tarafa dünyanın dört bir tarafında, özellikle de İslam ülkelerinde karşımıza çıkan, İstanbul vahşetiyle bu coğrafyanın insanlarını da derinden etkileyen olaylar sürecini açıklamak için kullanılan bu anahtar kavramı, Clausewitzyen anlamda daha dikkatli kullanmak, daha yakından tanımak; uluslararası ilişkiler disiplini ve onun bir alt alanı stratejik çalışmaların kavramsal ve teorik imkanları çerçevesinde konuyu daha derinlikli ve teknik düşünmek mecburiyeti vardır. Buradan hareketle de ağyarını mani efradını cami bir şekilde genel anlamda terörü, içe dönük olarak demokrasi, dışa yönelik de diplomasi gibi barışçıl yol ve yöntemler yanında savaş gibi eylemin son tahlilde ölüme ve öldürmeye dayanan sistemli ve resmi kanallarının kullanılamadığı yerlerde belli bir amacı gerçekleştirmek için korku, dehşet ve şiddet yoluyla düzensiz; fakat örgütlü yürütülen bir tür politika olarak tanımlamak gerekecektir. New York’tan Bali’ye ve İstanbul’a uzanan bağlantı, görüntü ve yönleriyle karşı karşıya olduğumuz uluslararası terör de uluslararası politikanın açık ve net bir türevinden başka bir şey değildir.

Ancak burada globalizme de bir atıfta bulunmak, globalizmin her alanda etkinliğini hissettirdiği bugünlerde, terör ve politikanın lokalden globale uzanan kesif bağlantılarına da dikkat çekmek gerekir. Tanım gereği de lokal bağlantıları olmadan global terörden bahsetme imkanı yoktur. Ama global terörün illaki lokal bir değerden kaynaklandığını söylemek mümkün olmadığı gibi, global aktörler ve onların global sisteme ilişkin çıkar hesapları analize dahil edilmeden bu konu asla anlaşılamaz. Lokal bağlantılar çok defa da sadece, bir yan ürün olarak, lokal çıktılar elde etmeye, gerçek hedefi ve aktörleri perdelemeye yarayabilir. Yapılışı, görüntüleri, göstergeleri ve çıktılarının kullanım biçimleri tüm yeryüzünde neredeyse bire bir aynı olan bu eylemlerdeki global bağlantıyı, global sistemin ve global aktörlerin, kısaca global politikanın rolünü ortaya koymamak, görmezlikten gelmek ya da atlamak herhalde ya ahlaksız bir teklifin ya da olsa olsa global iktidarın sapkın bir fantezisinin ürünü olabilir. Yani, iktidar, güvenlik ve savaş nosyonlarının bir araya geldiği Amerika-İngiltere-İsrail eksenli Afganistan ve Irak iktidar fantezileri ile New York’tan İstanbul’a uzanan El-Kaide mahreçli güç gösterisi arasında insanlığı sıkıştırıp bırakmanın da bir aleminin olmadığı herhalde anlaşılmalıdır. Hele hele Türkiye gibi ülkelerde mevcut terör olayları üzerinden yürütülmeye çalışılan lokal siyasetler, hükümetleri manipüle temek isteyenlerle, global aktörlerle birlikte hareket eden ya da onların gölgesinde, puslu havada ava çıkan bir kısım çevrelerin iktidar fantezisinden başka bir şey değildir.

Terör destekçileri ortaya çıkacak

İster iç, isterse de uluslararası arenada sahnelensin terör ile politika arasında ihmal ve inkar edilemeyecek bir bağ ya da bağlantı vardır. Bu bağ bir başka şekilde, özsel ya da yapısal bir ilişki olarak da anlaşılabilir. Bu bağlamda terör ile politika arasında kurulacak yapısal bağlantılar, konunun global yönleri yanında, Türkiye’nin bugünlerde başına gelenleri anlamak ve anlamlandırmak açısından oldukça önemli ipuçları sunacaktır.

Etik ve pratik açıdan terörün savaş ve onunla ilintili güvenlik söylemleri, politika ve iktidarla ilişkilendirilmesi ve bütün bunların global bir düzlemde okunması elbette oldukça uzun bir konudur. Ama bu bağlantılar sayesinde umulur ki savaşın olduğu kadar terörün de ya da terörün olduğu kadar savaşın da birilerinin ötekilerini yok etmek, en azından kontrol altında tutmak için maksimize etmeye çalıştığı iktidar arayışının bir uzantısı olduğu gerçeğine ulaşılacaktır. Global aktörler, iktidar sahipleri ve kurumlarla global terör birbirlerini desteklemektedir. Enlemi, boylamı, biçimi ve içeriği; kullandığı söylem, ideoloji ya da din ne olursa olsun konu asla değişmeyecektir. Bu bağlamda da savaşın olduğu gibi, ister lokal isterse de global ölçekli olsun, örgütlenmiş en büyük siyasal kurumlar varlıklarını sürdürdükleri sürece, terörün de önü asla alınamayacaktır. Ama terörü gerçek unsurlarıyla tanımlayabilme beceri ve cesaretini gösterebilmek savaşta olduğu gibi terörde de olayların arkasındaki devasa güçlerin deşifre edilmesini sağlayacaktır, er ya da geç; ama bir gün mutlaka.

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ ULUSLARARASI İLİŞKİLER BÖLÜM BAŞKANI

07.12.2003


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder




Diğer Yorumlar

> Ortadoğu’da su savaşları kapıda Frederick Lorenz (07.12.2003)

> Türkiye-AB entelektüelleri nereye? Prof. Dr. Hüseyin Bağcı (07.12.2003)

> Allah’ın evleri intikam sahası değildir MUHAMMED ESSEMMAK (07.12.2003)

> Seçim sandığından çıkan AKP, bombalara alternatif (06.12.2003)

> Weston “Tek yol Annan Planı’dır” diyor RAUF DENKTAŞ (06.12.2003)

> Gürüz’ü nasıl biliriz? PROF. DR. TAHİR HATİPOĞLU (05.12.2003)

> Derin bir “ah!” AHMET KURUCAN (05.12.2003)

> Medeniyetler çatışmasını Türkiye önler KEMAL DERVİŞ (05.12.2003)

> Küresel güven kaybı ABD’nin aleyhine gelişiyor SÜLEYMAN SEYDİ (04.12.2003)

> Teröre nispet Türkiye’yi AB’ye alın JOHN K. COOLEY (04.12.2003)

> Kıbrıs sorununun çözümü DOÇ.DR. HÜNER TUNCER (04.12.2003)

> İnsan hayatı kutsaldır AHMED RABEE (04.12.2003)

> Kemal Derviş CHP’yi demokratikleştirebilir mi? DR. MURAT YILMAZ (03.12.2003)

> Irak batağından Bush’a iki kötü haber DR. USAM NUMAN (03.12.2003)

> İstihbaratta zihniyet sorunu var PROF. DR. MAHİR KAYNAK (03.12.2003)







GAZETE SAYFALARI


 

   BÜTÜN YAZARLAR


 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2003 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.