|
Amerikan korkuları ve Türkiye
Hiç unutmam, 1970’lerde Adana Anadolu Lisesi’nde İngilizce hazırlık sınıfı okurken İncirlik’teki Amerikan üssünden ziyaretimize getirilen bir grup öğrenciye kolonya ikram etmek istediğimizde, zavallı çocuklar kimyasal saldırıya uğruyormuşçasına korkmuşlardı.
Amerikalıların etraflarındaki evreni algılamalarında ‘güvenlik’ kaygısının ne derece ön planda olduğunu ilk o zaman fark etmiştim. Hele bu evren, bir yabancı kültürse...
Avrupa’da ‘öteki’ muamelesi gördüğünden korku içinde yeni kıtaya kaçan Amerika’nın kurucuları, kendi ‘öteki’lerini yaratmakta gecikmemiş; Kızılderililerle başlayarak günümüzün ‘öteki’lerine uzanan geleneksel bir korku kültürünü torunlarına miras bırakmıştır. Barry Glassner’in ‘Korku Kültürü’ (Culture of Fear) adlı kitabı, Amerikalıların günümüzde de özellikle medya, özel çıkar grupları ve politikacılar tarafından nasıl çoğu kez gereksiz yere korkutulduğunu anlatır.
Amerikan sosyo-kültürel güvenlik algılamaları, dış siyaseti de etkiliyor. Çünkü politika üreten ve tüketenler de neticede insan. Peki Amerikalıların Türkiye ve Türklere ilişkin tasavvurlarına korku faktörünün nasıl yansımaları oluyor? Öncelikle bazı Ermeni, Rum ve Kürtlerin karalama kampanyaları, Batı toplumlarının tarihsel hafızasındaki Türk korkusunu Amerika’da pekiştiriyor. Geceyarısı Ekspresi filmiyle zihinlere nakşolan ‘işkence yapılan ülke’ imajı hakeza. Türkiye’deki son dönem ABD politikalarına duyulan öfkenin anketlere yansıması da ‘Amerikan-karşıtlığı’ gibi algılandı ve çoğu Amerikalıyı ciddi şekilde korkuttu. Buralarda ‘Ülkenizi ziyaret etsek, nasıl karşılanırız?’ sorusuyla sıkça karşılaşıyoruz. İstanbul’daki bombalama eylemlerinden sonra bütün bu korkulara bir yenisi eklendi: Türkiye kaynaklı anti-Amerikan ve anti-semitik terörizm korkusu...
Şu durumda, geçen hafta Washington Institute’da Dışişleri Müsteşarı Uğur Ziyal’e CBS televizyonundan bir gazetecinin ‘Amerikalılar niye ülkenize gelsin ki?’ sorusuna fazla şaşmamak gerek. Türkiye’yi iyi takip eden uzmanlardan olan Alan Makovsky’nin sorusu bile, bazı şuuraltı korkuları yansıtıyordu. Makovsky Türkiye’de şimdiye kadar görülmeyen ‘İslami şiddet’i yapanların ‘düzinelerle mi, yüzlerle mi, binlerle mi’ ifade edilebileceğini soruyordu.
Halihazırda Washington’da hatırı sayılan Türkiye uzmanlarının çoğunun Musevi-Amerikalı ya da İsrail’e konsantre olması da, güvenlik algılamalarına katma değer etkisi yapabiliyor. Amerikan korku kültürü, Holokost ve İsrail korku kültürüyle birleşince, şu tür şüpheler dahi oluşabiliyor: Acaba Türkiye, giderek ‘İslamcı’ların kontrolüne mi giriyor? Dindar AK Parti hükümetinin 1 Mart’ta tezkereyi geçirmemesinin, İran ve Suriye ile angajmanlarının, hatta Avrupa Birliği’ne girme çabasının arkasında bir Amerika-İsrail karşıtlığı mı var?
Ziyal, bu endişeleri izale için olsa gerek, İsrail lobisine yakın Washington Institute’daki geniş katılımlı konuşmasında Türklerin anti-semitik olmadığını, hükümetin laik davrandığını, Türkiye’nin tüm komşularıyla ilişkilerini düzgün tutma stratejisi çerçevesinde Suriye ve İran ile angajmanlar yaptığını izah etti.
Oturum başkanı ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Mark Parris’in, ‘Türkiye’nin Washington’daki bazı dostları AB’yi bırakın, ABD’ye gelin diyor’ pasına ise Ziyal ‘Biz her iki dünyanın da iyi taraflarına talibiz. Birbirine alternatif görmüyoruz.’ cevabını verdi. (Hatırlarsanız, Paul Wolfowitz, Richard Perle, Alan Makovsky, Harold Rhode gibi Washington’da Türkiye konusunda sözü geçen birçoklarının piri olan Prof. Bernard Lewis, geçtiğimiz aylarda ‘Türkiye, AB ile ABD arasında bir tercih yapsın’ demeye getirmişti. Fakat Lewis’in bu görüşlerinin altına tüm talebeleri imza atıyor mu, bilemiyorum.)
Bu muvacehede Adalet Bakanı Cemil Çiçek’in AK Parti hükümetinin sözcüsü sıfatı ve muhafazakar kimliği ile Washington’a gelip ‘fanatik teröre’ ilişkin net mesajlar vermesi de gayet zamanlı ve bazı korkuları ‘yatıştırıcı’ oldu. Çiçek’e resmi davetin gerçekleşmesinde büyük rolü olan ABD’nin Ankara Büyükelçisi Eric Edelman ve arkadaşlarını tebrik ediyorum. Türkiye’nin ve hükümetin nabzını Amerika’ya doğru aktarma açısından önemli bir iş yaptılar. Umarız bu ziyaret, Türkiye’deki geniş muhafazakar kesimlerin desteklediği hükümetle Amerika’daki muhafazakar Bush yönetiminin birbirini daha iyi anlamasına katkıda bulunur. Zaten dinin teröre alet edilmesinden en çok muzdarip olan, her iki ülkedeki gerçek dindarlar değil mi?..
Bakan Çiçek, Amerikan kabine toplantılarına girebilen Beyaz Saray Milli Güvenlik Danışmanı Condeleezza Rice, Adalet Bakanı John Ashcroft ve Savunma Bakan Vekili Paul Wolfowitz ile doğrudan iletişim imkanı buldu. Duyduğuma göre söyledikleri genelde hüsn-ü kabul gördü ve tahlilleri etkileyici bulundu. Hele terör paranoyası ayyuka çıkmış olan Adalet Bakanlığı ve Vatan Güvenliği Bakanlığı’ndan yetkililerle görüşmelerin çok faydalı olduğunu düşünüyorum.
Baskın bir duygu olan korku, 11 Eylül’ün de travmatik tesiriyle, ABD’yi duygusallığa, asabiyete ve şiddet kullanmaya itti. Yanlışlık üstüne yanlışlıklar yapıldı. Halbuki Amerikan dış politikası, korkulara teslim olmamalı. Çünkü dünya lideri bir ülkenin nörolojik vaka haline gelmesi, tüm uluslararası sinir sistemini bozar ve yıpratır. Amerika’yı bazı abartılı korkularından kurtarmak, sadece Türkiye ve diğer İslam ülkelerine değil, tüm dünyaya da büyük hizmettir. Ziyal ve Çiçek bu yönde mütevazı bir mualece yapmış oldu. Şimdi sıra gelecek ay Washington’a gelip Başkan Bush’la görüşecek olan Başbakan Erdoğan’da...
08.12.2003
|