İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
08.12.2003
Pazartesi
  For English
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
  Mizah
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  Arşiv Arama
  Abone Formu
  About Us
  Reklam
  Künye / İletisim
  Hava Durumu
  Namaz Vakitleri
  E - Kart
  Sanat Galerisi

YAZARLAR


ETYEN MAHÇUPYAN e.mahcupyan@zaman.com.tr
 
 

Kıbrıs’ta meselenin özü

KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu ile görüştüğünüz zaman karamsarlığa kapılmamak mümkün değil. Çünkü eğer bizim resmi devlet bakışımızı Eroğlu temsil etmekteyse, Kıbrıs’ın hızla ve tamamen yitirileceği bir sürecin içindeyiz demektir.


Savunulan pozisyon, Annan planının hiçbir biçimde bir müzakere temeli olarak alınmamasına dayanmakta. Bu arada AB’nin Güney Kıbrıs’ı üyeliğe alacağı; ve iki devletli yeni bir modeli kabul etme durumunda kalacak olan Rumlarla sıfırdan yeni bir anlaşma sürecinin başlayacağı düşünülmekte. Bu yaklaşımın ardında yatan sistemin aynen korunması saikini bir yana bıraktığımızda ise geriye iki dürtü kalmakta: Toprağın her ne pahasına olursa olsun elde tutulması ve Batı’nın Türk tezi karşısında diz çöktürülmesi.

Bir an için söz konusu dürtülerin irdelenmesini bir yana koyarak, bu amacın cazibesini kabullendiğimizi varsayalım... Asıl soru şu: Acaba bu yaklaşım ne denli gerçekçi veya rasyonel? Yanıt pek ümit verici değil... Çünkü şimdi Güney’i de içine almış olacak olan AB’nin bizimle yeni bir anlaşma yapmasına hiç ihtiyacı yok. Her şeyden önce Kuzey’den Güney’e doğru büyük bir iç göç yaşanacağı aşikar. Annan planı kenara konup, Güney AB’ye girdiği anda Kuzey’deki Türkler zaten otomatik olarak AB üyesi olacaklar ve pasaport müracaatları utanç verici bir düzeye çıkacak. Bunun anlamı Kuzey’in, insanlarından boşalmış ‘hayalet’ bir devlete dönüşürken; Türklerin Güney’de azınlık haline gelmesidir. Ayrıca Türkiye, Güney Kıbrıs ile gümrük birliğine gitmek durumunda kalırken, bu ülkeyi ister istemez tanıyacak. Bu durumda Kıbrıs’taki Türk askerinin varlığı, bizzat Türkiye’nin kabullendiği anlaşmalar sonucu bütünüyle gayri meşru hale gelecek. Bu arada şimdilik siyaseten dondurulma şansı bulunan Loizidou benzeri davaların önü kendiliğinden açılacak; ve Mahkeme doğal olarak emsale uygun kararlar vererek Türkiye’yi milyarlarca dolar tazminata mahkum edecek.

Kısacası Türkiye ve Kuzey Kıbrıs öyle bir durumda kalacak ki, uluslararası hukuk asıl bizlere diz çöktürtecek. Diğer taraftan bu planı müzakereye başlamamak için tek bir rasyonel neden dahi yok. Bir kere varılan sonuç hem referanduma tabi hem de Türkiye’nin imzasına muhtaç. Diğer bir deyişle müzakerelerin başlaması planın kabulü anlamına gelmiyor. O halde bu korku neden? Çünkü Annan planı gerçekten de epeyce makul bir plan ve müzakere başladıktan sonra yapacağınız mızıkçılığın inandırıcı olma ihtimali yok. İşte tam da bu nedenle plan hakkında yoğun bir dezenformasyon var. Örneğin gerçekte plana göre Türkiye’nin garantörlüğü azalmayıp, uluslararası hukukun şemsiyesi altına girmekte. Türkiye’den gelmiş olanların 45 bini hemen vatandaş sayılırken, 20 bin kişiye daimi ikametgah hakkı verilmekte; Kıbrıslılarla evli olanlara vatandaşlık hakkı tanınırken, 9 yıl ikamet de vatandaşlık için yeterli olmakta. Yani Türkiye menşeli olanların kapı dışarı edilmeleri gibi bir durum yok. Eşdeğer mal yasası uyarınca yüz bin Kuzey Kıbrıslının evlerinden olacağı da palavra: Sayı 42 bin kişi ve asıl önemlisi bu insanlar işgalci konumundalar. Yani karşılığı olmayan bir biçimde devlet tarafından nemalandırılmışlar...

Böylece konunun püf noktasına geldik... Annan planı altında bu hukuksuzluğu sürdürmek mümkün değil. Ama söz konusu yozlaşma düzeninin aktörleri, toprak fetişizmi üzerine oturan bir millilik siyasetinin gönüllü uzantıları olmayı kabullenerek statülerini devam ettirebilmekteler. Bu tercihin maliyeti ise Türkiye’nin hem uluslararası düzende hem de toplumsal yapıda hukuksuzluğa sığınması olarak tecelli etmekte.


08.12.2003


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder



Önceki Yazıları

> (07.12.2003) - Kıbrıs’ı hak ediyor muyuz?

> (05.12.2003) - Kıbrıs’ta gerçekten ne istiyoruz?

> (01.12.2003) - Toplumsal basiretimizin sınırı

> (30.11.2003) - İdeolojik hukuk, yasal kılıf

> (28.11.2003) - Kamusal vatandaşlık anlayışı

> (24.11.2003) - Terörün paratoneri olmak

> (23.11.2003) - Terörü tamamlamak

> (21.11.2003) - Terörün söyledikleri

> (17.11.2003) - Kamusal alanda AB’ye yer var mı?

> (16.11.2003) - Başörtüsüyle balkona çıkılabilir mi?




GAZETE SAYFALARI


 

   BÜTÜN YAZARLAR


Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

ABDÜLHAMİT BİLİCİ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

BÜLENT KORUCU

EKREM DUMANLI

ERHAN BAŞYURT

ETYEN MAHÇUPYAN

EYÜP CAN

FİKRET ERTAN

FİKRİ TÜRKEL

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NEVVAL SEVİNDİ

NİHAL B. KARACA

REHBER ABİ

SAMİ USLU

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

ŞAHİN ALPAY

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER




 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2003 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.