|
Sona yaklaşırken...
Kıbrıs’ta seçimler 14 Aralık Pazar akşamı sonuçlanmış olacak. Muhtemelen Denktaş’a destek verenler diye anılan iktidardaki partiler (Ulusal Birlik Partisi–UBP ile Demokrat Parti –DP) önemli bir farkla kazanacaklar.
Annan planının ortaya atıldığı günden beri seçimleri açık ara kazanacakları üzerine hesap yapılan muhalefet partileri ise hezimete uğrayacaklar.
Bunu birkaç açıdan ele almak gerekecek. Seçim sonuçlarının analizi şart. Annan planının ve yabancı müdahalesinin seçimleri nasıl ve ne derece etkilemiş olduğunu iyi anlamak gerekecek. Ayrıca seçim sonuçlarına göre Kıbrıs sorununda nasıl bir uzlaşmaya varılmasının mümkün olacağı ele alınmalı. Kısaca söylemek gerekirse, Kıbrıs’taki seçimler KKTC’nin kendi iç dinamikleri ve Türkiye’nin Kıbrıs davası açısından olmak üzere iki temel grupta değerlendirilmeli.
Meselenin dış dinamikler tarafını seçim sonuçlarına bırakmak mantıklı olabilir. Bu yazıda seçimleri tahmini olarak iktidar partilerinin kazanmalarının analizini yapmakla yetineceğiz. Kamuoyu yoklamaları, iktidar partilerinin seçimleri açık ara denilebilecek bir farkla kazanacaklarına işaret ediyor. Zaten yabancı gözlemciler de giderek bunu kabullenmişe benziyorlar. Verheugen gibi bir kısmı bundan sinirlenerek, muhalefetin kazanmasına katkıda bulunacağını zannettiği açıklamalar yapıyor. Ancak bu açıklamaların hemen her biri muhalefetin oylarına belirli oranlarda zarar veriyor.
Aslında oldukça yıpranmış, yüzleri eskimiş ve ciddi şaibeler ve isnatlarla yüz yüze bulunan iktidar partileri kazandıkları takdirde, bunun izahı oldukça enteresan olacak. Zira, normalde iktidar partilerinin bu seçimlerde ezilmesi lazımdı. Kaldı ki, bir önceki mahalli seçimlerde halk, iktidar partilerindeki yüzlerden, adam kayırmadan, kötü ve statik yönetim anlayışından giderek rahatsız olduğunu açık bir şekilde ortaya koymuş ve Lefkoşa, Gazimağusa ve Girne’deki üç büyük belediyeyi şu anda muhalefette olan Cumhuriyetçi Türk Partisi’ne vermişti. Bu seçimlerde halkın büyük kitleler halinde Mehmet Ali Talat’ın liderliğini yaptığı CTP’ye yönelmesi söz konusu olmamış; ancak normalde UBP’ye oy veren seçmenin binlercesi sandığa gitmeyerek, bu belediyeleri CTP’nin kazanmasını sağlamıştı.
Bu seçimlerde de aynısı olabilirdi. Binlerce hatta on binlerce UBP seçmeni sandığa gitmeyebilirdi. Gitmeyeceğinin ve UBP’yi cezalandıracağının işaretleri oldukça belirgin bir şekilde görülmekteydi. Fakat Annan planı iktidar partileri için kelimenin tam anlamıyla bir kurtarıcı vazifesi gördü. Annan planında özellikle mülkiyetle ilgili düzenlemeler halkın kafasını karıştırmakta gecikmedi. Rumların kuzeydeki mülklerine kitleler halinde döneceklerinin anlaşılması ve Kuzey Kıbrıs Türklerinin karşılaşacağı ekonomik kayıpların daha iyi görülmesi üzerine halkın bu plandan ve her zaman şüphe ve endişe ile karşıladığı muhalefet partilerinden soğumaya başlaması süreci yaşandı.
23 Nisan’da güney ile kuzey arasındaki geçişlerin KKKTC liderliğinin tek taraflı girişimleriyle serbest bırakılmasının bu sürece çok önemli katkılarda bulunduğuna şüphe yok. Güneye geçen Türkler, orada bıraktıkları mülklerin büyük bir kısmının Rum hükümeti tarafından 1970’li yıllarda kamulaştırılmış olduğunu ve bedellerinin o zamanki rakamların da altında olmak üzere kendi adlarına açılan hesaplara yatırıldığını gördü. Bu durumda on Türk’ten yedisi kuzeyde sahiplendiği mülkü Rum’a bırakacağını; buna karşılık kendi bıraktığı mülkü sahiplenemeyeceğini anladı. Ömrünün mahkeme koridorlarında geçeceğini öğrendi. Diğer ekonomik kayıplar da bunlara eklenince AB havucu para etmedi. Ve şu anda muhalefet partilerinin giderek yenilgiyi kabullendiği ortam oluştu. AB’nin aktardığı kaynaklar bazı ellerde buharlaştı. İstanbul’dan laf eden çevrelerin giderek ‘ya seçimleri Denktaş yanlıları kazanırsa ne olacak’ demeye başladıkları duruma gelindi. Eğer seçimler bu tahminler üzerine gerçekleşirse, yürütülen psikolojik harekatı çok yönlü olarak sorgulamak gerekecek.
08.12.2003
|