| |
Terörle mücadele Müslüman’ın asli vazifesidir
Hükümet bunun adını yanlış koymuş; ilahiyatçılarımız hükmünü bir türlü netleştirememiş olabilir. Yine de sorumluluk değişmez. Terörle mücadele Müslüman’ın asli vazifesidir.
“Bunların Müslümanlıkla alakası yok” kaydı doğru ise de, “yaptıkları Müslümanları ilgilendirmez” kaçamağının haklılık temeli yoktur. Müslüman’ın terörle ilgisi olmadığı ifadesi eksiktir. Müslüman’ın terörle destek ilişkisi olamaz. Ancak bir mücadele ilgisi olmak zorundadır. Böyledir, çünkü terörün gerçek kurbanı İslam dini ve dünya çapındaki Müslümanlardır.
Terör eylemlerinin arkaplanı mücadelenin adresini değiştirmez. Neticede eylemlerde maşa olarak kullanılanlar dindarlıklarıyla maruf insanlarsa; Müslüman’ca yaşama arzusu bu insanların mümeyyiz vasfı olarak görülüyorsa, bu eylemleri gerçekleştirenlerin Müslümanlıklarını sorgulamak yetmez. Bu sorgulama cezai bir müeyyide değil, caydırıcı bir önlem olarak yapılmalıdır. Müslüman’ın terör eyleminde maşa olarak kullanılması, kendi başına terör eylemine kalkışmasından daha onurlu ve daha meşru değildir. Dahası, eylemi gerçekleştirenlerin dinî kimlikleri tespit edilmeden önce bile suçun Müslümanların üzerine yıkılabildiği gerçeği de Müslümanlara sorumluluk yükler. Dünya Müslümanları herhangi bir terör eyleminin sorumlusu olarak ilan edilebiliyor ve bu suçlama Müslümanların bir kısmınca da kabulleniliyorsa, mevcut Müslüman imajı buna imkan tanıyor demektir. Bir “İslam, İslamcı, Müslüman” markası yok ne yazık ki. Oysa sıradan markalar bile imajlarını korumak için servet döker, zaman harcarlar. Müslümanlar din ve peygamberlerinin imajlarına herhangi bir ticari firmanın imajına gösterdiği ilgi kadar ilgi göstermiyorlarsa, bu sıfatlar rahatlıkla her melun ismin önüne takıştırılabiliyorsa, problem sadece İslam düşmanlarının problemi değildir. “Barbar Türk” yakıştırmasını yapanların tarih bilmezlikleri Türklerin bu imajla mücadele etme sorumluluklarını ortadan kaldırmadığı gibi, “İslamcı terörist” yaftası da, haklı olsun haksız olsun, Müslümanlara bu imajla mücadele vazifesini yükler.
Pasif telin de yetmez, tahrim de... Aktif mücadele gerekir. İslam dünyası bireylerinin hissi ve akli dinamiklerini böylesi eylemlerin her neresinde olursa olsun yer alamayacakları bir şekilde sağlam tutmak durumundadır. İnanç boşluğu teröre meylin en önemli sebeplerinden biridir. Güçsüzlük ve dünyayı meşru mücadele yöntemleriyle değiştiremeyeceği düşüncesi bunu besler. Fakirliğin de belli oranda etkili olduğu ispatlanmıştır. Okur yazarlıkla alakası yok diyorlar. Belki de İslam ülkelerinde bireyleri okur yazar yapan eğitim sistemlerinin kalp ve ruhun ihtiyaçlarını karşılayamaması ile alakalıdır. Tespitler yapılır. Önemli olan istek ve kararlılıktır. İslam dünyası yeni kuşaklarını teröre meyletmeyecek bir ruh ve kafa bütünlüğü içinde yetiştirmek zorundadır.
Bu başarılana kadar aklı çelinmiş, ruhu yorulmuş bazı gençlerimiz eylemlerine devam edebilirler. Telin yine yetmez. İslam madem bu saldırılarla bir şekilde ilişkilendirilmiştir, yara sarmak da bize düşer. Terör saldırılarında hayatlarını kaybedenlere, yaralananlara, maddi-manevi zarar görenlere sahip çıkmak da bizim vazifemizdir. Bu, suçu kabullenmek zaafı değil, suçlunun ortaya çıkmasına engel olamama hatasını kabullenmek erdemidir. Komplolarla, terörü kışkırtan sebeplerin başkalarınca tezgahlandığını iddia etmekle gelinmeye çalışılan nokta Müslüman’ın terör yapmayacağı gerçeği değildir. Komplocu ve dolaylamacı açıklamaların sonuçta çıktıkları kapı Müslümanların teröre bulaşmak zorunda bırakıldıkları inancıdır. Oysa terör, zorunda kalınınca işlenmesi meşrulaşan bir haram değildir. Terörü tahrim fetvasına “ama” katan âmâların gözlerini açma zamanı çoktan gelmiş de geçmektedir...
08.12.2003
|