| |
İslâm ve terör
Terör vesilesiyle İslâm incelenmeye başladı! Selef, selefî, selefiye, Hanbelilik, Vehhabilik, Teymiye, Efgani, Abduh vs! Bunları özetle bile anlatsan, kafa karışıklığından fazlası doğmaz. Terör olsun olmasın, İslâm üzerine söz söyleyecek kişinin bunları bilmesi gerekirdi.
İslâm’ın tebliğini ve tarihi seyir içinde tatbikini öğrenmek zor iştir ve dinler tarihinin bir faslını ele alıyormuş gibi yaklaşılırsa, İslâm’ın ana başlıkları bile öğrenilemez. Bunları hep söyledik, “Hıristiyanlığı, Yahudiliği, Budizm’i öğrenmeye benzemez İslâm. Aslında onları gerçek hüviyetiyle öğrenmek için de İslâm’ı bilmek gerekir. Çok okumaya, çok dinlemeye ihtiyaç var.” dedik her vesileyle.
“Alırsın bir meal, okuyup her şeyi öğrenirsin.” kolaycılığı, popülizmin en berbat ve en tehlikeli örneğiydi. Elbette ki mealsiz olmaz. Fakat öyle yaklaşılırsa, “mealci cehalet”ten fazlasını elde edemez bir aydın. Bazı konuları hiç bilmemek ve bilmeyişin farkında olmak, kulaktan dolma ve çırpıştıran okuyuş kırıntılarıyla biliyorum zannetmekten çok daha iyidir.
Anayasa ne kadarlık bir metindir. Bir minik kitapçık kadar, değil mi? Ama o kitapçığı doğru dürüst bilmek, Anayasa Hukuku’nu öğrenmeyi gerektirir. Anayasa Hukuku’nu öğrenmek, bu çerçeve içinde bile, yıllar ister.
“İslâm’ı anlama çabalarının niteliği ve görülen biçimleri” diye bir başlık atarsanız, altına sonsuz garabet örneklerini rahatlıkla yerleştirebilirsiniz. Hele bir de, “o öyle anlamış, bu böyle, hepsi İslâm” derseniz, asli anlama şansını tamamen kaybedersiniz. Hiç ilgilenmeyenler”in yanında, bir de böyle “harmanlama” ilgilileri var. İkisi arasında bîhaberlik açısından hiçbir fark yok.
“Zaruretlerin gayri meşruyu mubah, hatta gerekli kalması” bahsi, işin en çabuk ulaşılabilen hassas noktalarından biridir. İslâm’da zaruretler, miktarınca takdir olunur; her ihtiyaca da asla zaruret denilemez.” Açlıktan ölecek iseniz, domuz eti de yiyebilirsiniz; ama, o zaruret şartları kalkana kadar. Onları kaldırmak için gerekeni acilen yapmak da mecburiyetinizdir. Sonra öyle “şapur–şupur, yağları dirseğinizden akacak” biçimde de yiyemezsiniz! Hele–hele, “zaruret” adını verdiğiniz ihtiyaç halini, bir “kazanç ve hayat tarzı” konformizmine çevirip keyif süremezsiniz; yahut, bir mücadele tekniği olarak geliştirip sektörleştiremezsiniz. Bunlar, kavram cambazlıklarıyla dinin aslını alaya almaktan başka bir anlama gelmez.
Her şeyden önce, İslâm’ın bir özü, ruhu, temeli, asliyet dairesi var. Bunun, haddizatında, mezheplerle de bir ilgisi yok.
Sorduğunuz şey bir “temel mesele” ise, onun cevabı buradadır. Hangi maddesine ve kuralına aykırı? Ruhuna özüne, yani her şeyine aykırı! Niçin böyle olduğunu izah etmek, belki genel ifadelerle geçiştirilebildiği düşünüldüğü için kolay zannedilir ama, fevkalade zordur. Televizyon şovlarıyla bu işi halletmeye çalışmak hem abes, hem komiktir.
İslâm’a göre, ömür, bir sorumluluktur, bir emanettir; sana hilkaten verilmiş olan her şey öyledir. Terör ve benzeri şeyler, bunun yanına gelebilir mi? Bütün mükevvenat, Rabb’ini tesbih ediyor; sen böyle bir âlemde, sana musahhar kılınmış böyle bir âlemde, tehâmül etme sorumluluğuyla ve tevhidi şuur (sevgi) ile yaşıyorsun. Herkesin de böyle yaşamak durumunda olduğunu biliyorsun. Ve biliyorsun ki, insan için “insan kimliği” en üst kimliktir. “Hayvandan aşağı, melekten de üstün” olabilme özelliklerine sahip güzelim denge nasibinin mazharı olan varlık: İnsan! İslâm, onun insan kimliğini irâdesiyle, şuuruyla, aklıyla koruyup geliştirmesi için var.
Beline bomba bağlayıp, kalabalıkta patlatacak! Yahut, mâsum olduğunu bildiği kişileri, şu veya bu mensubiyet veya aidiyet bağı sebebiyle öldürecek! İslâm, bu örneklerin her türlü kaynağından insanları korumak ve dünyayı anlamsız kılan sapmalardan irâdeleri kurtarmak için nâzil oldu.
Din, kendi kendisinin gayesi değildir. İnsan içindir, tevhidi şuur içinde insanın bir sorumluluk dengesine kavuşup (kâmil mânâda) sevgiyle mutlu olması içindir. Şunun için “sevgi” diyorum. Korku, sakındırır; ama kemâli olan duygu, sevgi’dir. Yâni: yapan, inşa eden, akan, yücelten, derinleştiren; kısacası hayatiyeti tecelli ettiren iksir, sevgi’dir.
“Beline bomba bağlama” resmi, ancak “İslâm’a en aykırı”nın remzi olabilir. Bir bakışta bunu görememek, İslâm’dan habersiz olmakla eş anlamlıdır. (Devam edeceğim)
11.12.2003
|