|
Kur’an’dan utanır hale gelmek
Dinî konular tartışılırken nezaket ölçüleri bir hayli zorlanıyor. Sade vatandaş rencide ediliyor çoğu kez. İmam–hatip tartışmasında kullanılan üslup da yanlıştı; Kur’an kursu konusunda takınılan tavır da.
Bazı kişilerce imam -hatip meselesi gündeme öyle taşındı ki milyonlarca insanın rahatsız olmaması düşünülemez. En azından 50 yıldır faaliyet gösteren bu okulların mezunları, onların velileri, öğretmenleri, idarecilerinin rencide edildiği kesin. Bütün imam–hatip kitlesine tek tip elbise giydirip alnına “sakıncalı” yaftası vurmanın ne faydası olabilir ki!
Bir haftadır Kur’an kurslarını tartışıyor Türkiye. Müthiş bir bilgi kirliliği var ortada. Hükümet, “gizli emel” sorgusuna tabi tutuluyor. Cumhurbaşkanı Sezer, Diyanet İşleri Başkanı’nı Köşk’e davet ediyor ve değişiklik önergesi geri çekiliyor. Olabilir, yönetmeliklerde hata varsa düzeltilir, geri çekilir, yeniden yapılır; ancak bu süreçte incitilen gönülleri tamir etmek sanıldığı kadar kolay değildir.
Tartışmanın odağında Kur’an var, Kur’an’ın öğretilmesi var... Üsluba çok dikkat etmek gerekiyor; çünkü gönüllerdeki en muazzez kitap hakkında konuşuyoruz. Ve din, anne babaya ‘Kur’an öğretme’ sorumluluğu yüklüyor. Dolayısıyla bu bir ihtiyaç. Vatandaş, bu ihtiyacı karşılayacak formülleri talep edecek, devlet de buna makul çözümler bulacak.
28 Şubat sürecinde bazıları kuyruklu bir yalana başvurdu. Güya bu kurslarda “cihat yemini” ediliyordu. Bu, İlhami Soysal’ın tescilli bir yalanıydı. Dün CHP grubunda brifing veren Cumhuriyet yazarı, “Hizbullah’ın yüzde 20’si imam hatipli, gerisi Kur’an kurslu.” diyor. İsmet Paşa zamanında da CHP, Kur’an öğrenimine topyekün savaş açmıştı adeta. Sonuç malum.
Kur’an öğrenme konusunda yeni bir düzenleme gerekiyorsa, doğru bir yol bulunur; ancak Kur’an öğrenmeyi de öğretmeyi de suç sayacak bir üslupla hadiseye yaklaşılamaz.
“Kur’an kurslarını okul içine taşımak ve müftülüğe bağlamak gibi yine hır çıkaracak bir kaşıma olayı”ndan bahseden bir bayan yazarın, önce akrep fıkrası anlatması, ardından da şu çıkarımı yapması ne kadar ayıp: “Bize Müslüman takımından bir hayır gelmeyeceği çeşitli deneylerle sabit olmuştur.’ Af edersiniz, bu satırların sahibi kendini hangi “takım”dan sayıyor acaba?
Bir kadın derneğinin 7 Aralık’ta gazetelere verdiği ilanı ibretle okudum. Ne kadar üzücü, ne kadar düşmanca “İslamî terörün akıttığı kan kurumadan” diye başlayan ilanın ‘Kur’an kurslarının tümüyle kapatılmasından ve devletin din eğitiminden elini çekmesinden yanayız” diye bitmesi incitici değil mi!
Bu kadar “din düşmanı”, “Kur’an düşmanı” görüntüsü vermek doğru mu? Diyelim ki Kur’an kursları “tümüyle” kapatıldı; ne olacak? Kur’an’la savaşılır mı hiç! Savaşılsa bile bu tür “kapatma”larla başarıya ulaşılır mı! Komünist Rusya dönemini hatırlatmak isterim; “tümüyle kapatma” yapılınca Kur’an yok edilebildi mi?
Tartışmaları soğukkanlı yapamıyoruz. Ön yargılar var; bir de bilgisizlikten kaynaklanan cüret! Bazı insanların endişesini, çekincesini anlayabilirim; ancak hadiselere halkı rencide edecek sertlikte yaklaşılması doğru değil. Maksat hükümeti yıpratmaksa, en kötü taktik bu olmalı. Hırçın yaklaşımlar, hükümeti mazlum durumuna düşürür, halka yaklaştırır.
Hiçbir siyasi emeli olmayan vatandaşın infialini bir de bazı yorumların şiddetini görünce bir hadisi hatırladım. İşte Peygamberimiz’in istikballe ilgili yüzlerce mucizevî sözlerinden biri: “Kur’an bir utanma mevzuu ve İslam da garip olmadıkça kıyamet kopmaz.”
Kur’an bir utanma mevzuu oldu mu, halk kendini ‘garip’ hissediyor mu acaba? Bilemiyorum, inanıyorum ki Türkiye’miz uç düşüncelere taviz vermeyecek ve bu meseleyi de makul bir şekilde çözecektir. Başka çare yok çünkü.
11.12.2003
|