|
Bu oyun ortak, herkes payına düşeni yapmalı...
Devlet İstatistik Enstitüsü hesaplamalarına göre kasım ayında yıllık fiyatlar genel seviyesindeki artış oranı toptan eşyada yüzde 16,2, tüketici fiyatlarında ise yüzde 19,3. Bu oranlar geçtiğimiz yılın aynı döneminde sırası ile yüzde 32,8 ve 31,8 düzeylerinde idi.
Bu durumda bir önceki yılın aynı dönemine göre fiyatlar genel seviyesindeki gerileme toptan eşya fiyatlarında yüzde 50,6, tüketici fiyatlarında da yüzde 39,3 oranlarında gerçekleşmiş oluyor.
12 aylık ortalamalara göre bakıldığında yıllık enflasyon 2003 Kasım sonu itibarıyla toptan eşyada yüzde 27,1, tüketici fiyatlarında yüzde 26,3. 12 aylık ortalama fiyatlardaki artış oranı 2002 Kasım sonunda ise yüzde 54,6 ve 48,2 büyüklüğündeydi. 12 aylık ortalamalar baz alınarak 2002 Kasım ayı fiyat artış oranı ile 2003 Kasım sonu fiyat artış oranı karşılaştırıldığında fiyatlar genel seviyesindeki gerileme toptan eşyada yüzde 50,4, tüketici fiyatlarında yüzde 45,4 oranlarında.
İster neticeyi sokaktaki adam hissetsin isterse hissetmesin, işin rakamsal boyutu bu. Yani hedef fiyatlar genel seviyesindeki artış hızını yavaşlatmak, tersine çevirmek ve bir önceki seviyenin gerisine çekmek ise netice olumlu. Bu mücadelesinde iktidar, hangi yöntemi uygulamış olursa olsun, başarılı. Aksinin söylenmesi hemen hiçbir şekilde doğru da olmaz. Söyleyeni de tezini ispatlama noktasında çok zora sokar...
Kuşkusuz uygulamacıların enflasyonla mücadele için tercih ettikleri yöntemler ve kullandıkları araçlar tartışmaya açık. Ama bu tartışma enflasyon oranında sağlanan düşüşü gölgelemeye yine yetmez. İzlenen modelin sosyal boyutunun olup olmadığı ise ayrı bir konu. Zaten uygulanan programın da böyle bir tasası yok...
Sosyal boyut bir tarafa bırakıldığında, enflasyonun yıl sonu hedefi olarak ilan edilen yüzde 20’nin de altına düşürülme ihtimalinin artık mümkün olduğu. Hatta uygulanan program bağlamında, önceden ilan edilen yüzde 12’lik 2004 ve tek haneli 2005 yıl sonu enflasyon hedeflerinin tutturulması da mümkün...
Ancak bu hedeflerin tutturulması toplumun, enflasyonla mücadele adına, kendisinden beklenen özveriyi ne kadar daha sürdürmeye devam edeceğine bağlı. Çünkü, kendisine bindirilen bu kadar yüke rağmen, toplumun uygulanan bu programa hâlâ destek vermesinin arkasında, uzun yıllardan beri süren yüksek enflasyonun ekonomik krizlerin çıkış nedeni olarak kabullenilmesi gerçeği yatıyor.
Ekonomiyi yönetenlerin bu gerçeği gözden kaçırmamalarında ciddi fayda var. Yani başarının arkasında yatan kerameti ne uyguladıkları programda ne de kendilerinde görme yanlışına düşmemeliler. Bir noktanın da ötesinde ortada şayet bir başarı varsa bu, bu programın sonuçlarına; gelir kaybına uğrama, fakirleşme pahasına daha fazla vergi ödemeyi kabullenen, daha düşük ücret ve maaş artışına razı olan, işsiz kalmayı dahi sessiz kalarak sineye çeken topluma aittir.
Ekonomi yönetimi, toplumun sabrını daha fazla test etme lüksünün olmadığını bilmeli. Bu saatten sonra yapılacak bir hatanın tolere edilmeyeceği ve yeniden bir süre tanınma şansının olmadığını görmeli. Dolayısıyla, kamu kesimi de artık elini taşın altına koymalı. Kendisi de tasarruf artırıcı önlemleri alarak bu mücadeleye aktif katkı sağlamalı. Kayıt dışı ekonominin üzerine giderek kamu gelirlerini artırmanın rasyonel yollarını bulmalı. Kamu kaynaklarını kendi kaynağına dönüştürenlerden hesap sormalı ve bu kaynakları tekrar kamuya geri döndürmenin yollarını devreye sokmalı. Kalıcı başarı bunların ne ölçüde gerçekleştirileceğine bağlı...
11.12.2003
|