İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
11.12.2003
Perşembe
  For English
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
  Mizah
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  Arşiv Arama
  Abone Formu
  About Us
  Reklam
  Künye / İletisim
  Hava Durumu
  Namaz Vakitleri
  E - Kart
  Sanat Galerisi

YAZARLAR


İSKENDER PALA i.pala@zaman.com.tr
 
 

[TAVAN ARASI] Mevlana'dan bir hikâye

Anadolu'nun ışığı Mevlana!.. İnsanı yüceltmek ve O'nun sevgisini gönüllere yerleştirerek insan-ı kâmil (olgun insan, yetkin birey) yontabilmek için çırpınmış velî. Yediyüz bunca yıldır O'nu sevmenin ibadet hazzında bir kulluk olduğunu durmadan, dinlenmeden haykırıp duran mürşid.


Sembolik öyküleriyle her dem taze rehber!.. Diyor ki:

"Bir eşekçiği vardı bir sakanın; eziyet ve sıkıntı yemiş, ve bağrına dert çökmüş bir eşekçiği...

Sırtında yağırlar olmuştu ağır yüklerden, bedenine ağrılar dolmuştu. Ölümüne talip idi artık bîçâre...

Arpayı geçin bir kalem, kuru samana bile hasretti hayli zamandır. Sırtındaki yaralar mı?!. Demir kamçının acısıyla kan içinde kandır.

Acıdı ahırcıbaşı görünce bu hâli. Tanıyordu da sahibini. Dedi, konuşayım bari:

Selamdan sonra, "Saka!" dedi, "Nedir bu eşeğin bu hâli? Niçin böyle zayıftır ve neden kalmamış mecali?"

"Benim fakirliğimdendir," diyordu saka, "muhtaçlığımdan ağzı kapalı kaldı eşekçiğin. Ne yem görüyor gözü zavallının, ne arpa!.."

"Birkaç gün bana teslim et şu karakaçanı!" dedi ahırcıbaşı, "Sultanımızın ahırında safa sürsün bir vakit!"

Sahibi sevindi hem eşek için, hem dua etti bu şefkatli adama. Verdi eşeğin yularını eline ve yolladı padişah ahırına.

Bol samandan ve sebil yulaftan, atların nasıl semirdiğini ilk orda görmüştü eşek. Arap taylarıydı bunlar, hepsi sevinçle ömürler süren...

Ayaklarının altında ahırlar temizlenmede, ağızlarının önünde arpa sulanmadaydı. Hiç eksilmiyordu arpa ve saman ve her biri vaktinde yiyip kanmadaydı.

Seyisler vardı vaktinde tımar koyan, belki her birinin sırtını ve başını okşayan. Görünce bu kadarını, dedi ki cılız eşek: "Ey Tanrım!..

Eşeksem de ben, yine Senin bir mahlukunum hem. Neden öyleyse bendeki bunca zayıflık ve elem?!.

Ya yarasından sırtının, ya açlığından karnının, geceler boyu neden ölümü çağırıp durmada, yahut Azrail'i anmada yarattığın şu eşeğin?..

Bu atların hayatı hoşça geçerken böyle, azap ve bela, acep yalnız bana mı özgü, söyle!?."

Derken, bir savaş patlak verdi, hem nallandı atlar sefere koşmak için, hem eyerlendiler ardından. Gittiler sıra sıra...

Ve neden sonra, düşman oklarıyla yaralanmış olarak geldiler. Oklar ve mızraklar... Saplanmış üçer beşer... Delik deşik bedenler...

Ahıra düştüler birer birer, o savaş gazisi atlar... Bağlandı sıkıca ayaklar ve sıra sıra neşterlerini hazırladı nalbantlar, baytarlar...

Tek tek açıldı hep yaralar. Sırtında, başında ve yağrında atların, sıra sıra, birer birer çıkarılırken demir temrenleri okların, bağlanıyordu bağırlarında karalar...

Olup bitenlere baktı, baktı da zavallı eşek, "Tanrım! Yoksulluğumun ağız tadına razıyım ben...

Acısı gözle görünen beslenmeyi ve semirmeyi istemiyorum senden; çünkü ağız tadı (gönül huzuru) isteyen, düşkün olmaz cihana! Beni affet!.." dedi vesselam. (Pala, İ. Mevlana, İstanbul, 2002, s. 33-34)

Eski yorumlara bakarak kıssadan hisse:

Bir insan, Hak yolunda giderken elbette pek çok ıstırap ve acılarla karşılaşabilir; ama bunlar hakikat ehlinin aynı yoldaki mücadeleleri ve acılarıyla kıyaslandığında pek basit ve küçük kalır. Zahir ehli dediğimiz insan, hakikat yolcusunun halini görünce elbette kendi haline şükreder, kulluğunu bir mertebede iyileştirmeye çalışır. Mevlana hazretlerinin hikayesindeki temsillere göre dünya, gerçek Padişah'ın bir ahırı sayılır. Orada asil atlara da, soysuz eşeklere de rızıkları Padişah tarafından verilmektedir. "Nefisleriniz binek hayvanlarınızdır, onlara iyi bakınız!" anlamındaki hadise göre insanların somut varlıkları, ete kemiğe bürünmüş vücutları, ruhlarının, nurdan varlıklarının binek hayvanları, vasıtaları, taşıyıcılarıdır. Bir saka su taşır; ama taşıdığı sudan kendisi yararlanamayabilir. Yazık ki zahir ehli olanlar -bizcileyin- bilgilerini başkalarına anlatır da bazan bilginin hakikatinden kendisi faydalanamaz. Böyle davrandığı için de nur varlığının isteklerine pek kulak asmaz, hatta onu savuşturmak için kendisine mazeretler uydurur, onun isteklerine muhalefet eder. Bu yüzden vücudu zayıflayıp pek çok derde mübtela olabilir.

Padişahın ahırcıbaşısı Padişah'ın ilim ve irfanına sahip, onunla icraat yapan kimsedir. Onun çevresinde yer alanlar, ruhun gıdası ile beslendikleri için hem semizdirler hem de ulvi duygularla dolu olduklarından muhitleri gayetle pak ve temizdir. Zahir ehli olan kişi, onların bu hâline çok imrenir ve onlar gibi olmaya can atar, bu uğurda fedakarlıkta bulunmayı bile göze alır. Ahırcıbaşı ona derse ki "Gel biraz sen de bizim muhitimizde bulun!" maddi sıkıntı ve acılardan kurtulmayı umarak hemen razı olur. Ne var ki, o muhitteki insanların o manevi gıdaları elde etmek için nasıl mücadeleler verdiklerini, hayatın acı ve üzüntülü yanını nasıl benimsediklerini ve onlara göğüs germeyi bir görev saydıklarını görünce hayretler eder ve nefis terbiyesinin öyle kolay şeylerden olmadığını kabul ile eski haline şükredip o muhitten ayrılır. Zanneder ki kendi bulunduğu hâl, kendisi için kâfidir. Oysa Allah kendisine yakınlık yolunu açmışken, zahirde takılıp kalarak o kapıyı kapadığının farkına varmaz.

Şimdi bir daha bakınız çevrenize!.. Ve gözlerinizi çeviriniz kendilerinize!..


11.12.2003


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder



Önceki Yazıları

> (04.12.2003) - [TAVAN ARASI] İncinin doğuşu

> (27.11.2003) - [TAVAN ARASI] Oruçlu okumalar

> (20.11.2003) - [TAVAN ARASI] Gül naatı

> (13.11.2003) - Gül andı

> (06.11.2003) - Gül sohbeti

> (30.10.2003) - Gül masalı

> (23.10.2003) - Hâl diliyle aşk

> (16.10.2003) - Bülbül ile âşık

> (09.10.2003) - Adaletle yaşamak

> (02.10.2003) - Daha fazla ışık!..




GAZETE SAYFALARI


 

   BÜTÜN YAZARLAR


Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

ABDÜLHAMİT BİLİCİ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

BÜLENT KORUCU

EKREM DUMANLI

ERHAN BAŞYURT

ETYEN MAHÇUPYAN

EYÜP CAN

FİKRET ERTAN

FİKRİ TÜRKEL

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NEVVAL SEVİNDİ

NİHAL B. KARACA

REHBER ABİ

SAMİ USLU

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

ŞAHİN ALPAY

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER




 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2003 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.