|
Kamu yönetimi nereye gidiyor?
Son yirmi yıldır her siyasi nutukta dinlediğimiz bir nakarat var: ‘Türkiye iyi yönetilmiyor, kamu yeniden yapılandırılmalı.’ Kaliteli siyasetçi sınıfı üretmekteki yetersizliğimiz değil, tek sorun. Kamu yönetiminin işleyişindeki tıkanma, kaliteli insan gücünü de kilitleyecek boyutta.
Başbakanlık Müsteşarı Profesör Ömer Dinçer, çözüm önerisini hükümete arz etmeden önce gazetelerin köşe yazarlarına anlattı. Dinçer, bizden önce Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanlığı ve CHP başta olmak üzere toplumun bütün kesimlerine bu sunumu yapmış. Olayın ciddiyeti ve büyüklüğünün yanında, istismara açık yönlerinin bulunması Sayın Müsteşar’ın hassasiyetini haklı çıkarıyor.
Prof. Dinçer, ısrarla bunun örgütsel tasarımdan ziyade, 10-12 yıllık uzun vadeli bir zihinsel dönüşüm projesi olduğunun altını çiziyor. Kamu Yönetimi Temel Kanunu tasarısının, zincirleme reaksiyonu başlatacak ilk adım ve diğer değişimlere yol haritası olacağını belirtiyor.
En hassas konu, üniter yapıyla ilgili kaygıların giderilmesi. Dinçer, sadece yürütme erkinin kapsam dahilinde bulunduğunu, yasama ve yargı ile alakalı hiçbir düzenleme düşünmediklerini vurguluyor. Yasama faaliyeti yapmayan, kendine kaynak oluşturmak için vergi salamayan, asayişi temin etmeyen yerel yönetimlerin, üniter yapıyı zedelemeyeceğini kaydediyor.
Dinçer’in dikkat çektiği diğer nokta, dışarıdan hizmet satın almayı öngören maddeye yönelen itirazlar. Zaten belediyelerin ulaşım ve temizlik gibi pek çok hizmeti bu yolla verdiğini hatırlatan Prof. Dinçer, fiili durumun mevzuata girmesine yapılan karşı çıkışları eleştiriyor. Merkezi yönetimin en kilit bürokratı sıfatıyla Dinçer, bağlı taşra teşkilatlarının öz, yerel yönetimlerin ise haylaz üvey evlat şeklinde algılanmasının yanlışlığına değiniyor.
Çalışmanın ana hareket noktası, ulusal boyuttaki ve birkaç bölgeyi birden ilgilendiren hizmetlerin merkezi yönetimde kalması, diğerlerinin tamamen yerel yönetime devredilmesi. Personel israfına yol açan APK, merkez valiliği ve teftiş kurulu misali görevlerin kaldırılması hedefleniyor. 2 milyon 200 bin kamu personelinin yüzde 20’sini barındıran ve beş bin üst düzey memuru kızak mevkilerde bekleten Ankara’yı boşaltmak, Müsteşar Dinçer’in en büyük hayali.
Tartışma konusu yapılan denetim mekanizmalarıyla ilgili düzenlemeleri şöyle savunuyor, Prof. Dinçer: 23 bin 104 tane müfettiş var. Bir bu kadar daha olsa sistem değişmeden yolsuzluk ve ihmal önlenemez. Uygulamadaki hukuk denetimi, insana ve davranışa odaklanıyor. Faaliyet ve sonuca odaklı denetimle ancak sorunu çözeriz.
40 ilin ve 3.200 belediyenin yüzde 80’inin bu konumu hak etmediğini ve kaynak israfına yol açıldığını bildiren Prof. Dinçer, yerel yönetimlerin devredilen yükü kaldırabileceğinden endişeli. Bizim de sorup tatmin edici cevap alamadığımız bir nokta var. Sistemdeki tıkanıklık kadar, hantallaşma ve istihdam şişkinliği de problem. Şişkinliği gidermeden merkezi idareye bağlı taşra teşkilatlarının yerel yönetimlere devri öngörülüyor. Bu ise, hantal bünyeyi parçalara ayırıp görünmez kılmak veya yükü yerel yönetimlere yıkmak anlamına geliyor.
Konunun uygulama sırasında netleşeceği cevabını aldık. Seçim öncesinde binlerce kamu çalışanının aklına kurt düşürecek sözler söylenmemesi anlaşılır. Ancak hem çalışanı mağdur etmeyecek hem de hantallığı giderecek çözüm üretilemezse, proje çöp sepetine öncekilerin yanına gitmekten kurtulamaz.
Sözü Dinçer’in şu cümlesiyle bağlayalım: Kamu yönetimi gelecek yönelimli değil. Bugüne ya da geçmişe bakıyor. ‘Nereden nereye geldik?’ sorusunun cevabını arıyor. Artık ‘nereye gidiyoruz?’ sorusuna odaklanmalıyız.
12.12.2003
|