|
Kıbrıs’ta AB referandumu
Kıbrıs’ta siyasi parti liderleri ve danışmanları ile konuştuğunuzda, yapılacak seçimlerin ne sol/sağ gibi klasik bölünmelere, hatta ne de Annan planına ilişkin tavırlara tekabül etmediğini fark ediyorsunuz.
Annan planı sadece sembolik bir işlev görmekte. Sonuçta bu planı aynen imzalama niyetinde olan kimse yok. Diğer uçta planı hiçbir şekilde kabul etmediğini söyleyen bir Derviş Eroğlu var; ama Serdar Denktaş’a bakılırsa gerçek bir fikri olmayan ve en kolay tavır değiştirecek olan da gene o... Dolayısıyla bu seçimler tek bir konu etrafında referandum niteliği kazanmış: AB üyeliği. Kısa bir sohbetten sonra tavırlar son derece net olarak ortaya konuyor: Muhalefet AB üyeliğini temel amaç olarak almakta; iktidar kanadı ise AB üyeliğini sakınılması gereken bir durum olarak tanımlayarak Türkiye’nin uydusu olmayı hedeflemekte.
İktidar yanlıları bu pozisyonu açıkça söylemeyi tercih etmedikleri için, “biz de AB’yi istiyoruz; ama Annan planı ile değil” cinsli bir argüman öne sürmeye çalışmaktalar. Ne var ki bu plan geçmişteki müzakerelerin detaylandırılmış ve tutarlı hale getirilmiş bir dökümünden başka bir şey değil. Diğer bir deyişle Annan planının içeriği bizzat Denktaş’ın yapmış olduğu görüşme sonuçlarından türetilmiş durumda. Bu nedenle de planın külliyen reddi ve ‘yeni bir anlaşma zemini’ önerisi gülünç kaçıyor. Planın niçin reddedildiğinin yanıtı ise şu: İktidar tarafı istediği anda Kıbrıs’ı bölebilecek güçte bir ‘egemenlik’ istemekte. Yani kurucu devletlerin egemenliği öyle tanımlansın ki, bu elde AB’ye karşı sürekli bir koz olabilsin ve istendiği anda Türkiye’ye ilhak edilebilsin. Türkiye’den de destek alan bu yaklaşım, dış politikamızın başkalarını aptal yerine koyan bir şantaj mantığına doğru sürüklenmek istendiğini göstermekte.
Ne var ki AB’nin böyle bir koşulu ciddiye alma ihtimali yok. Dolayısıyla da Annan planının reddi AB’nin reddi anlamına gelmekte. Öte yandan iktidarın yeniden seçilmesi ise planın reddini ifade etmekte. Böylece yaşamakta olduğumuz seçimin niçin bir referandum niteliği taşıdığı ortaya çıkıyor: Bu seçimlerde iktidara gidecek oylar AB kapısını Kuzey için tamamen kapatacaktır ve istenen de zaten budur.
Referandumun nasıl sonuçlanacağı ise belli değil... Annan planına ve Türkiye’den ayrı bir AB üyeliğine % 55 oranında evet demekte olan Kıbrıs halkının, sandık başına epeyce kafası karışık olarak gitmesi için her şey yapılmakta. Ayrıca iktidar, Kıbrıs halkındaki çözüm arayışını dengelemek için normal nüfus artışının üzerinde yaklaşık on bin seçmen üretmiş durumda. Bilindiği gibi Kıbrıs’ta gerçek nüfus ‘devlet sırrı’ olduğu için gizlenmekte; ama geçen seçimlere oranla seçmen sayısında normal olmayan bir artış var...
Bütün bunlar ve dağıtılan rantlar iktidarın oyunu gene % 50 civarına getirmiş gözüküyor. Kritik nokta Çözüm ve AB Partisi’nin barajı geçip geçemeyeceği. Eğer geçerse muhalefet seçimi kazanır. Aksi halde durum kafa kafaya... Kaba bir tahminle oyların dağılımını şöyle öngörmek mümkün: CTP ve UBP % 26-30 bandında gezinmekteler; BDH % 15, DP % 13, ÇAP ise % 5 oya sahip. Ancak mesele seçimle sınırlı değil. Çünkü kim kazanırsa kazansın, elimizde artık bölünmüş bir toplum var. Muhalefetin kazanması halinde Denktaş’ın görev vermeme, süreyi uzatma, hükümeti kuramayacak insanlara görev verme, muhalefetten adam çalma gibi taktiklerle toplumu daha da gereceğini öngörmek zor değil... Türkiye toplumu ise hâlâ seyrediyor. Kıbrıs’taki referandumun kendi geleceği için ne denli hayati olduğuna ilişkin ufak bir bilinç emaresi dahi yok...
12.12.2003
|