|
Yetmiş bin kişi buharlaştı mı?
Kıbrıs’ta iki gün sonra seçimler yapılmış olacak. Üzerinde büyük spekülasyonlar yapılan seçimlerden çıkacak sonuçlar her açıdan önemli. Sonuçlar, Kıbrıs hakkında son yıllarda yazılıp çizilenler hakkında da bir değerlendirme yapma fırsatı verecek.
Geçen sene bugünlerde Ada’da toz duman hakimdi. Türk basın ve televizyonlarının abarttığına göre, Annan planı lehinde yapılan mitinglere yaklaşık yetmiş bin kişi katılmaktaydı. Aynı değerlendirmelere (!) göre mesele bitmişti. Kıbrıs Türk halkı ‘çözüm’ istiyordu ve Denktaş rejimini atmak için harekete geçmişti.
Mitinglere yetmiş bin kişi katılmış ise durum gerçekten de söylenenleri doğrular nitelikte olmalıydı. Ada’da toplam iki yüz bin civarında nüfus olduğuna göre, yetmiş bin kişi bunun yarısı ediyordu. Pazar günkü seçimlerde de görüleceği gibi, Kıbrıs’taki toplam seçmen sayısı yüz kırk bin civarında. Yetmiş bin kişi bu sayının yarısı ediyor. Eğer mitinge katılan her erkek karısını ve her kadın da kocasını veya her genç sevgilisini ikna etse, o takdirde, Annan planını isteyen partilerin seçimi kazanma diye bir sorunu olmaması gerekir; çünkü toplam seçmen sayısına ulaşıyorlar demektir.
Ama ne muhalefetin kazanması ihtimali var ne de Annan planı lehindeki mitinglere yetmiş bin kişinin katıldığı vaki olmuştu. Her şey bir yalan rüzgarı halinde cereyan etmiş ve Türkiye’deki halkın Kıbrıs Türklerinden nefret etmesini sağlamaya yönelik bir psikolojik harekat yapılmıştı. Stratejik amaçlı bu psikolojik harekat, Kıbrıs Türklerini Türk bayrağına saygısızlık eden bir güruh olarak resmediyor; buna karşılık Ada’da yürütülen psikolojik harekat ise Türkiye’yi ve Türkiyelileri kötü ve çirkin göstermeye uğraşıyordu.
Annan planının ortaya atıldığı günlerde Ada’daki psikolojik harekata bir başka boyut daha eklenmişti. Türkiye’de iktidara gelen AK Parti hükümeti Kıbrıs meselesinde tamamen farklı düşünüyordu (!). Türkiye’yi AB’ye sokmak isteyen AK Parti, aslında Kıbrıs konusunda peşinen ve hemen büyük tavizler vermeye yatkındı. Ayrıca AK Parti Kıbrıs meselesini Ankara’da var olduğu söylenen ‘derin devlet’in meşruiyet kaynaklarından biri olarak görüyor ve bundan, AB’ye girmek söz konusu olmasa bile, kurtulmak istiyordu. Dolayısıyla bu işin sonuna gelinmişti.
Aslında AK Parti yetkililerinin başlangıçta yaptıkları açıklamalar da bu sürece katkıda bulunmuştu; ancak, hiçbir hükümetin aklını peynir ekmekle yiyemeyeceği kısa bir sürede ortaya çıktı. Fevkalade dengeli diye takdim edilen Annan planının Türkler açısından ne derece büyük ekonomik yıkımlar getireceğini, sadece mülkiyet konusunun bile Türk tarafını ekonomik açıdan yıkmaya yeteceğini Kıbrıs Türk halkı hemen kavradı. Bu bilinçlenme süreci 14 Aralık’ta yapılacak seçimler vasıtasıyla Türkiye’yi Kıbrıs’tan çıkarmak isteyen güçlerin planlarını bozdu.
Bugünlerde hava değişmiş durumda. Geçen yıl bugünlerde Türkiye aleyhine yapılan mitinglere yetmiş bin kişi katıldığını ballandıra ballandıra söyleyen ve yazan çevreler, şimdilerde seçimleri iktidardaki partilerin kazanacağını kabul eden yazılar kaleme almaya başladılar. Her ne kadar bir iki manşet veya sansasyonel haber hâlâ yazılabilse de, seçimleri yıpranmış iktidar partilerinin Annan planı sayesinde kazanacağı yönünde genel bir kabullenme var.
Bu durumda pazartesi gününden itibaren Türkiye’de yürütülen bu psikolojik harekatın sebeplerini ve kaynaklarını sormak gerekecek. Ayrıca Yunanistan’ın Türkiye’yi artık düşman olarak görmediğini söyleyen sekiz sütuna manşetler de vardı. Aynı hafta içinde Yunan savunma bakanı Türkiye’yi hem de eskisinden çok daha fazla düşman gördüklerini söylerken bu manşetler neden atılmıştı? Bunları analiz etmek eğlenceli olacak.
12.12.2003
|