| |
Sokaklara ‘aşk’ yazan adam...
Kimi zaman gazetelerde onca can sıkıcı, onca iç karartıcı havadisin arasında pek şirin, insanı gülümseten haberlere de rastlandığı olur.
Geçende böyle bir haber (5 Aralık, Sabah) okudum ve pek hoşlandım. Şöyle başlıyordu: “Aşkın başkenti Paris, bir kez daha kendisine verilen bu unvanı hak etti. Fransız Liberation gazetesi, şehrin sokaklarını 2001’den beri her gün aşk sözcüklerine boyayan kişinin, ünlü ressam Jean Luc Duez olduğunu ortaya çıkardı...”
Aşkın ve sanatın başkenti Paris’in bu unvanını tazeleyen ressam Duez’in, neresinden bakarsanız lirik bir hikâyesi var ve ben böyle adamları oldum olası hürmete layık görürüm. 54 yaşındaki dostumuz Duez’in bu yaşında sokaklara yazdığı ‘amour’ (aşk) sözcükleri, tahmin ettiğiniz gibi ‘kırık bir kalbin ürünü’... İki yıl beraber yaşadığı sevgilisinin kendisini terk etmesine dayanamayan Duez, sevgilisine olan aşkını, önceleri onun evinin bulunduğu semtteki sokaklara çiçek resimleri yaparak göstermiş. Fakat genç kadının bu romantik ilan-ı aşka tepkisi sert olmuş. Duygusal ressam, telefon açarak, “Yeter! Seni de çiçeklerini de görmek istemiyorum. Beni rahat bırak.” diyen sevgilisine olan aşkını bu sefer de onun her gün işine giderken geçtiği sokaklara, “Seni seviyorum” yazarak göstermiş.
Aşkı sandıklara kaldıran ve ressamın yaptığını bir çeşit taciz sayan genç kadın, bu komplimanlara, mahkemeden ‘3 yıl görüşmeme’ kararı çıkartarak cevap vermiş. Duez ise her sabah yazdığı aşk sözcüklerinin, akşam belediye çalışanları tarafından silindiğini bile bile yazmaya devam etmiş. Taş yürekli sevgilisi yumuşamamış; ama ressam, Parislilerin gönlüne girmeyi başarmış. Liberation gazetesine şöyle demiş Duez: “Bir gün yolda yürürken, bir bayan bana yazıları benim yazdığımı bildiğini söyledi. Benden yaptığıma devam etmemi, bu yazıların kendisine de büyük mutluluk verdiğini söyledi.” Artık, diyor ressam, “Bu yazıları onun (sevgilisi) için değil, bundan mutlu olanlar için yazmam gerektiğine karar verdim. Her gün o sokaklardan geçen insanlar, bu sevgi sözcüklerini görünce mutlu oluyordu.” Sokak yazılarının tiryakisi olan Parisli kadına rastladıktan sonra ‘felsefesini’ tamamen değiştiren Duez, sonunda ‘herkesi kapsayacak başka bir kelime’ arayışına girmiş ve ‘aşk’ sözcüğünde karar kılmış. O günden beri de her akşam silineceğini bile bile (kör olası çöpçüler!..) Paris sokaklarını bu sözcükle donatmaya devam ediyormuş...
Sizi bilmem ama beni pek etkiledi romantik ressam Jean Luc Duez’in hikâyesi. Ben de her sabah işe giderken kabalığın bin bir türlüsüne şâhit olduğum sokaklara ‘aşk’ yazıldığını görsem, o Parisli kadın gibi mutlu olur; güne daha aydınlık bir yürekle ve gülümseyen bir yüzle başlardım. Geçtiğim sokakların duvarlarında, eciş bücüş harflerle yazılmış küfürler, siyasi sloganlar ve modası geçmiş fraksiyonların kirli afişlerini görmektense Duez gibi birinin zarif ellerinden çıkmış ‘aşk’ sözcükleri görmeyi tercih ederdim. Ve derdim ki, “Sabahın alacasında kalkıp duvarlara, asfalta ‘aşk’ yazan birilerinin bulunduğu sokaklar, duygulu ve zararsız insanların yaşadığı tekin yerlerdir. Kırık kalbinin acılarını duvarlara yazdığı aşk sözcükleriyle serinleten adamlar, elbette zararsızdır ve onlar, insanlara en fazla ellerinden uçup giden mutlulukları hatırlatır; içlerinde bir gülün yaprakları gibi kat kat sarmalanmış bekleyen aşkların hasretini uyandırırlar.
Duez’in ‘aşk’ sözcüklerinden mutluluk duyan Parisli kadına gıpta etmedim dersem yalandır! Yazık ki bizim sokaklarımız bir aşk şehrinin emniyetini vermiyor insana. Bir gün rasgele bulunduğunuz bir sokakta bombaların patlamayacağını, bir magandanın serseri kurşunlarına hedef olmayacağınızı kim garanti edebilir? Bunları düşündükçe “Kişi evde gerek akşamları / Ölürse helallaşarak ölmeli...” diyen Cahit Sıtkı’ya hak veresim gelir.
13.12.2003
|