İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
13.12.2003
Cumartesi
  For English
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
  Mizah
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  Arşiv Arama
  Abone Formu
  About Us
  Reklam
  Künye / İletisim
  Hava Durumu
  Namaz Vakitleri
  E - Kart
  Sanat Galerisi

YAZARLAR


EYÜP CAN e.can@zaman.com.tr
 
 

Nefret-sevgi-Kur’an kursları

Önce samimi bir itiraf; ben çocukluk yıllarımın büyük bir bölümünü Kur’an kurslarından nefret ederek geçirdim, hem de Kur’an okumayı çok sevmeme rağmen!


Altı haylaz arkadaş o yıl yaz tatilinin gelmesini iple çekmiştik. Henüz ilkokul ikinci sınıftaydık, okulu da çok seviyorduk; fakat bir yanda Adana’nın yakıcı yaz sıcağında göle yapacağımız kaçamak serinleme planları, diğer yanda minaresine çıkmaktan, çocuksu sesimizle ezan okuyarak tüm mahalleye kendimizi duyurmaktan ve halıları üzerinde haylazca güreşe tutuşup, usulca namaz kılmaktan zevk aldığımız mahalle camii bizi bekliyordu.

Hem, Diyanet’in atama yapmasından umudu kesen mahalleli yeni bir hoca da bulmuştu ve yeni-hoca bize Kur’an okumayı öğretecekti.

Babamın daha beş yaşında elimden tutarak götürdüğü cami cemaatinin ‘şen kahkahaları’ gibiydik. Onların o bitip tükenmek bilmeyen ‘hem kahve, hem cami olur mu kardeşim?’ tartışmalarını haylazlıklarımızla bölerdik. Hatta öyle ki, bir keresinde hararetli bir tartışmalarını, içimizden o gün sırası gelenin ezanı erken okumasıyla bölmüştük. Tatlı sert bir fırçanın ardından, ezanla şaka olmayacağını anlamış, emektar müezzinin ezanı yeniden okumasıyla, saçlarımız okşanarak namaza durmuştuk.

Dindar ama tutucu olmayan bir muhitte doğmuştum. Babamın saatler süren okey partileri arasında cemaatle namaz kılma titizliğini, dedemin şehirlerarası dama turnuvalarına rağmen üç ayları asla sektirmemesini biraz hayret biraz da hayranlıkla izlemiştim. Cuma namazlarında giderek gözleri bozulan dedemin ‘bastonu’, Kadir gecelerinde kız kardeşlerimin ‘koruyucu meleği’, bayram namazlarında babamın ‘biricik erkek oğlu’, henüz alfabeyi bilmeden, ezberden öğrendiğim surelerden dolayı cemaatin ‘maskotu’ olmuştum.

Ve nihayet o yaz, Kur’an okumayı öğrenecektik. Ama maalesef üçüncü günün sonunda hayalimiz hayal kırıklığına dönüştü. Yeni-hoca önce hepimizi şöyle bir süzdü, sonra da küçümser bir edayla imtihana tabi tuttu. Emektar müezzinden harfleri öğrenmiştik; ama okumakta güçlük çekiyorduk. Ertesi gün üç dakikada bir sayfa Kur’an okumamızı istedi. ‘Hocam harfleri yeni öğrendik, bu imkansız!’ dememe kalmadan tokadı suratıma aşkediverdi! Kaskatı kesilmiştim, o ise gayet soğukkanlı nutuk çekti; ‘İmkansızmış! Haylazlığı bırakırsanız öğrenirsiniz, yoksa ben size öğretmesini bilirim!’

Her zaman güle oynaya gittiğim mahalle camiine ilk defa gitmek istemedim. Gün boyu bir elimde dedemin köstekli saati, diğer elimde cüz arkadaşlarla 3 dakikada bir sayfa okumaya çalıştık. Ama ne mümkün! Ertesi gün en iyimiz bile 3 dakikayı bulamayınca, hocanın ‘yoksa ben size öğretmesini bilirim’le neyi kastettiğini çok acı anladık. Rahlenin arkasından çıkardığı uzun bir değnekle sıradan hepimizi falakaya yatırdı. Birimiz ayaklar havada falakaya yatırılırken, iki arkadaş değneği tutuyor, bir kişi de yerde yatan arkadaşına vuruyordu. Direnenler iki defa falakadan geçiyordu! Ben defalarca geçtim, kâbus gibiydi! Üçüncü gün camiye gitmedik ve ailelerimize durumu anlattık. Yıllardır ataması yapılmayan camiye zorlukla hoca bulduklarını düşünenler olayı büyütmek istemediler. Çocuklarıyla camileri arasında kalanlarsa en azından hocanın uyarılmasını istediler. ‘Dayağın cennetten çıktığına inanan’, hiçbir formasyonu olmayan yeni-hoca uyarıldı, fakat ben yıllar sonra Diyanet’in atadığı Yusuf Hoca ile tanışıncaya dek mahalle camiinin önünden bir daha geçmedim. Nitekim kursa devam eden arkadaşlardan hocanın falakaya değil ama dayağa devam ettiğini öğrendim.

Son günlerde Kur’an kurslarının rejim tartışmasına dönüştüğünü gördükçe ikircikli çocukluk yıllarımı hatırlıyorum ve gelişme çağındaki çocukların din-aidiyet-kültür-ritüel-arkadaşlık ve sevgi ihtiyacını dikkate almadan yapılan tartışmaları anlamsız buluyorum. Bu ihtiyacı pedagojik formasyona sahip, yetkin din adamları karşılamayınca başkaları karşılayacaktır ve emin olun oradan sevgi değil nefret doğacaktır. Bu nefret iki türlü olur, kimi zaman dine karşı, kimi zamansa din adına sinagog, konsolosluk ya da bankalara karşı!


13.12.2003


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder



Önceki Yazıları

> (10.12.2003) - Kıbrıs’ta son tango!

> (06.12.2003) - Azınlık olmanın dayanılmaz hafifliği!

> (03.12.2003) - Zatı meçhul, sıfatı mefluç terör!

> (29.11.2003) - Oğlum seni bu hallere kim düşürdü?

> (26.11.2003) - Medya terörü ısırınca!

> (22.11.2003) - Derin anlamsızlık!

> (19.11.2003) - Komplolar kimin işine yarar?

> (15.11.2003) - Kamusal alanda kabak tartışması!

> (12.11.2003) - Atatürk’ü nasıl anmalıyız?

> (08.11.2003) - Gazi Ömer, Er Jessica’ya karşı!




GAZETE SAYFALARI


 

   BÜTÜN YAZARLAR


Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

ABDÜLHAMİT BİLİCİ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

BÜLENT KORUCU

EKREM DUMANLI

ERHAN BAŞYURT

ETYEN MAHÇUPYAN

EYÜP CAN

FİKRET ERTAN

FİKRİ TÜRKEL

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NEVVAL SEVİNDİ

NİHAL B. KARACA

REHBER ABİ

SAMİ USLU

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

ŞAHİN ALPAY

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER




 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2003 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.