İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
13.12.2003
Cumartesi
  For English
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
  Mizah
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  Arşiv Arama
  Abone Formu
  About Us
  Reklam
  Künye / İletisim
  Hava Durumu
  Namaz Vakitleri
  E - Kart
  Sanat Galerisi

YAZARLAR


M. NEDİM HAZAR n.hazar@zaman.com.tr
 
 

Bina, ölüm ve insan

Avrupa sinemasının 11 Eylül 2001 saldırısı sonrasında projelendirdiği 11 ülkeden 11 yönetmene 11 dakikalık 11 film projesi ülkemizde de gösterildi.


Enteresandır o filmlerin en çarpıcısı ve ABD’ye yapılan en sert eleştiri, kendisi de bir Amerikalı olan yönetmen/oyuncu Sean Penn’den gelmişti. Penn, New York’ta yaşayan yaşlı bir adamın öyküsünü anlattığı filmde, hem ölüme, yalnızlığa, itilmişliğe dokunaklı göndermelerde bulunuyor, hem de 11 Eylül trajedisine herkesin ıskaladığı bir yönden cesurca bakmayı deniyordu.

Penn’in filminde karısını kısa süre önce kaybeden yaşlı bir adamın nemli, karanlık küçücük evinde geçirdiği günlere şahit olduk dakikalar boyu. Karısını romatizmal rahatsızlıktan dolayı kaybeden adam, hiç ışık almayan evinde, penceresinde duran çiçekleri solgun saksısıyla ölümü beklerken, bir sabah uykuda kalır. TV açık, ekranda CNN yayını vardır. Meşhur saldırıyı izleriz. İki uçak peş peşe kulelere saldırır. Adam uyumaktadır, derken kuleler yıkılmaya başlar. Şok burada yaşanır; zira kulelerin yıkımıyla paralel olarak adamın evine ışık dolmaya başlar. İkiz kuleler adamın evinin güneşini kesiyormuş meğer. Yaşlı adam, ölen eşine ve tekrar dirilen çiçeğine bakarken, ‘Işık’ diye bağırır ve söylenir: ‘Biraz geç değil mi?’

Türkiye’deki son terör saldırısı sonrasında bir şey çok dikkatimi çekti. Hayatını kaybedenlerin çoğu bombanın direkt etkisi dolayısıyla değil, dolaylı olarak eşyalar üzerindeki etkisinden dolayı öldüler. Yıkılan duvarlar, masalar, sehpalar ve de özellikle tuz buz olan camlar ölümlere neden oldu.

Levent’teki HSBC binası 9 şiddetindeki depreme dayanabilecek bir yapıya sahipmiş. Patlayan bombaların tektonik ilmine göre şiddeti 1,5, yıkım etkisi 5 bile değilmiş. Ancak binanın her tarafında modernitenin şov aparatı olan cam bölmeler, pencerelerle donatıldığı için, örneğin üçüncü kattaki bölüm müdürleri bile kırılan cam parçacıklarının gırtlağına saplanması sonucu yaşamını yitirdi. Yani öldüren bomba olmadı, camlar, duvarlar, eşyalar oldu.

Rahmetli Aykut Barka mukadder İstanbul depremi için her fırsatta, ‘Öldürecek olan deprem olmayacak, binalar olacak.’ derken bu gerçeğin altını çiziyordu. İnsanların tabiata karşı direnç amacıyla yaptığı sağlamlık da çok para etmeyebiliyor. Son saldırılarda olduğu gibi, kul yapısı betonarme kalelere, gübreden yapılan bombalarla saldırılıyor ve onlarca ölü, binin üzerinde yaralıya sebebiyet verilebiliyor.

Kudsi hadis, ‘Ölmek için dünyaya geliyor, harap olmak için binalar yapıyorsunuz.’ diyor. İnsanlık, tarih ilerledikçe teknolojiyi yok etmek için kullanıyor, bilimi imha amacıyla öğreniyor ne yazık ki. Zaten bütün anti–ütopya eserleri bu gerçeğin varsayımına dayanarak ortaya çıkıyor. Bilim kurgu sektörünün tamamı, teknolojinin kötücül güçler tarafından kontrol altına alınmasından sonra kıyametin kopacağının altını çiziyor.

Yeryüzünde yatay olarak işgal edecek yer bırakmayan insanoğlu, keşifleri dikey düzleme dayadı. Önce binalar yükseldi bulutlara değecek kadar. Geçmiş zaman firavunlarının ilahlara karşı durma ritüeli kulelerin yerini insanların ikamet ettiği gökdelenler aldı. Hassas ruhlar, Allah’la yarışmaya eş koşar gibi gördü bu dikine çıkışı. Zira biliniyordu ki, bu çıkışın freni, yavaşlaması, durması yok. Yatay kirlenmenin yerini dikey kirlilik almaya başladı. Enine ve boyuna lekelemeye başladık Allah’ın bahşettiği yeryüzünü. Uzay boşluğuna taşıdık kirlenmeyi. İflah olmaz bir insanlık kibiriyle fütursuzca dalıyoruz uzayın derinliklerine. Bedelini, sonucunu tahmin bile etmeden.

Bilmem kaç ton cam parçası toplanmış son saldırının akabinde. Bir o kadar moloz... Bir yanda yok etmede, öldürmede, kirletmede şeytanların bile akledemediği yöntemleri geliştiren modern kötüler, diğer yanda doğallığın, tabii olmanın küçümsendiği, geri kalmışlık olarak görüldüğü güncel toplumlar; sonuç trajik oluyor ne yazık ki!


13.12.2003


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder



Önceki Yazıları

> (11.12.2003) - İşte o kitap!

> (06.12.2003) - Armağan’a uzanan diller tutulsun!

> (04.12.2003) - Selen ve Elif’e dair

> (29.11.2003) - Ölüler, cep telefonları ve UEFA

> (27.11.2003) - Bomba yüksüz ölüm kamyonları

> (22.11.2003) - Martılar ve travma

> (20.11.2003) - Kassovitz’in rahibi veya milli gidişat

> (15.11.2003) - Bulut dedim, kork dedi!

> (13.11.2003) - Alıştığımız gerilim senaryoları

> (08.11.2003) - Kamusal alan zencileri




GAZETE SAYFALARI


 

   BÜTÜN YAZARLAR


Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

ABDÜLHAMİT BİLİCİ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

BÜLENT KORUCU

EKREM DUMANLI

ERHAN BAŞYURT

ETYEN MAHÇUPYAN

EYÜP CAN

FİKRET ERTAN

FİKRİ TÜRKEL

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NEVVAL SEVİNDİ

NİHAL B. KARACA

REHBER ABİ

SAMİ USLU

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

ŞAHİN ALPAY

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER




 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2003 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.