|
Bir iyi, bir kötü “AB sarkacı”
Soğuk Savaş’ın bir dönemi, yükselen ve alçalan siyasi tansiyonlar sebebiyle “sarkaç” olarak adlandırılır.
Avrupa Birliği (AB)’nin Türkiye politikalarındaki iniş çıkışlarını da en iyi “sarkaç” tanımlıyor. Bir sıcak, bir soğuk. Bir iyi, bir kötü. Sarkacın salınımları üyelik ya da üyeliğin reddi ile sabitlenene kadar da bu, böyle devam edecek gibi.
AB’nin Brüksel Liderler Zirvesi’nde dün yayınlanan sonuç bildirisi, yine sarkacın iki zıt kutuba doğru hareketini andırıyor. Ekim ayında yayınlanan Strateji Belgesi’nde, Kıbrıs’ta çözümü Türkiye’ye ilk kez bir koşul gibi sunan AB, sonuç bildirisinde yumuşatmaya gidiyor. Kıbrıs’ta çözümün üyeliğimizi kolaylaştıracağı ifade ediliyor. Hükümet yaptığı büyük reformlar sebebiyle takdir ediliyor. Türkiye’nin, Kopenhag siyasi ve ekonomik kriterlerini tamamlamada attığı ileri adımlar övülüyor.
Ancak, sarkaç hızla bu iyi mesajlardan kötüye doğru yol alıyor. Türkiye’nin önüne, bu kez “Güneydoğu” sürprizi çıkarılıyor. Bir zirve sonuç bildirisine ilk kez Güneydoğu ifadesi yerleştiriliyor. Kasıt “ülkenin Güneydoğu’sundaki ekonomik şartların iyileştirilmesi” olsa bile, “Şark meselesini” çağrıştırdığından irkiltiyor.
Gerçi Başbakan R. Tayyip Erdoğan dün Brüksel’deki basın toplantısında, AB’nin Güneydoğu ifadesini daha önce de iki kez kullandığını söyledi. Ama, daha önce Katılım Ortaklığı Belgesi’nde bu ifade geçiyor. Liderler zirvesi sonuç bildirisine ise ilk kez taşınıyor. Kaldı ki, Güneydoğu kelimesi aynı cümlede “kültürel haklar” ile bağlanıyor. Bugüne kadar Kürtleri ısrarla “azınlıklar” olarak niteleyen AB’nin, bölgeci yaklaşımı hiç hoş değil.
Daha ilginci, AB ilk kez bir aday ülke hakkında bu kadar detayı zirve sonuç bildirisine taşıyor. Bildirinin Türkiye paragrafında, daha ileri gayret gösterilmesine ihtiyaç duyulan hususlar şöyle sıralanıyor: “Öncelikle yargının işleyişi ve bağımsızlığının güçlendirilmesi, temel haklar (ifade ve din özgürlükleri) uygulamaları için genel çerçevenin belirlenmesi, asker-sivil ilişkilerinin Avrupa uygulamalarına daha fazla yakınlaştırılması, ülkenin Güneydoğu’sundaki şartlar ve kültürel hakların iyileştirilmesi”. Bildiride, Türkiye’den ayrıca, makro-ekonomik dengesizlikler ve yapısal eksikliklerin de üstesinden gelmesi isteniyor.
Ekonomi ile ilgili son husus, Aralık 2004’te Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlanması için bir ön şart değil. Diğerleri ise ön şart. AB, “Güneydoğu” vurgusu yapmadan da meramını anlatabilirdi. Ama hedef biraz da “zülf-i yare dokunmak”. Türkiye’de hiç kimsenin de, “Hayır! Yargımız zayıf ve taraflı olacak. İfade ve din özgürlüğünü engelleyeceğiz. Siviller, askerin emrinde kalacak. Güneydoğu’da şartlar devam edecek ve kültürel haklar verilmeyecek. Türk ekonomisi, krizler içinde dengesiz kalacak” dediği yok zaten.
Brüksel Zirvesi ile ilgili dikkatlerden kaçan bir husus da, Kıbrıs Rum Kesimi 1 Mayıs 2004 itibarıyla resmen AB üyesi olmaya davet ediliyor. Yani, Haziran ve Aralık 2004 AB zirvelerinde, Türkiye ile ilgili kararlarda Rumlar da masada olacak. Kıbrıs meselesinin mayıs ayına kadar çözülememesi durumunda, yeni siyasi şartlar oluşacak. Aralık 2004’te Türkiye’ye müzakere tarihi verilip verilmemesi de bu yeni şartlar altında ele alınacak.
“AB sarkacı” da bir sağa bir sola gidip gelmekten kurtulacak. Gönül, sarkacın sıcak uçta veya merkezde durmasını istese de görünen o ki sarkaç uzak noktada donup kalacak.
14.12.2003
|