| |
Bir güzel gurbet Kırım
Kendilerini eğitime adamış, eğitim gönüllülerinin dünyanın her köşesinde yaşadıkları gerçek destanları bizzat kendi kalemlerinden okumayı çok istiyorduk. Bu isteğimiz yavaş yavaş gerçekleşmeye başladı. Bunlardan birisi de Seher Durmaz’ın yazdığı “Bir Güzel Gurbet KIRIM” isimli kitap... Kaynak Yayınları’ndan çıkan bu eserin takdimini muhterem hocamız Prof. Dr. Cihan Okuyucu yazmış.
“Gahi gurbet vatan olur, gahi vatan gurbetlenir” mısraı ile yazısına başlayan Cihan hocamız şöyle diyor: “Heyecanlarımızı, ümitlerimizi, rüyalarımızı Afrika çöllerinden, Sibirya steplerine kadar uzak iklimlere taşıyor, oralarda yeni bir destanın ilk mısralarını yazıyorlar. Ben de bu destanın isimsiz şairlerinden olan böyle bir aileyi, Şahin ve Seher Durmaz çiftini birkaç yıl önce Kırım’da tanımış, üç küçük çocuklarıyla gurbetlere düşmüş bu genç çiftin gayretlerine, zorluklarına, ümit ve ümitsizliklerine şâhit olmuştum. O zaman şöyle düşünmüştüm: ‘Kırım’da ve diğer birçok diyarda bütün bu yaşananların senaryosunu kim yazacak, bu heyecanları hangi kalp, kalem ve kâğıtla buluşturacak? Yaşadığımız tarihi yazmaya ne zaman başlayacağız? Yoksa bu sessiz tarihin satır araları böylece nisyan sisleri altında yitip gidecek mi?’ Şimdi o zamanlar misafiri olduğum Seher Hanım’ın, Kırım’da geçirilmiş üç yıllık hayat tecrübelerini incelerken bu temennimin kısmen de olsa gerçekleşmesinden mutluyum. Deneme türünün bu yalın, gösterişsiz ama usta kalemi birkaç fırça darbesiyle önümüzde bir manzarayı canlandıran mâhir ressamlar gibi canlı hayat tabloları sunuyor bize. Bu tabloların içinde kimler yok ki: Günü gelince sessizce ölüveren, kapı önlerinin çekirdek satıcısı yaşlı Rus hanımları, 20 metrekarelik bir odaya sığan Özbekistan muhacirleri, fedâkâr öğretmenler, Türkiye’den ağzı süt kokarak gelmiş ve alınlarında dört beş yıllık çile ve emeğin şâhidi olan kırışıklarla dönen gayretli öğrencilerimiz... En çok da kadınlar, Kırım’ın çilekeş kadınları: Lenure teyze, Gülnaz, Dilara abla ve diğerleri... Bu sade ama duyarlı satırları okurken acıları, ümitleri, olumlu ve olumsuz yönleriyle insanın her yerde insan olduğunu yeniden öğreniyor ve okuduklarımızla çok zaman yer değiştiriyoruz.”
Kitaptan bir bölümün bazı ifadelerini aktarmak istiyorum: “Din-İslâm, henüz beş yaşında bir çocuktu. Annesi Kırım Tatarı, babası ise Kazak’tı. Daha bebekken, talihsiz bir kazada babasını kaybetmişti. O, belki bunun farkında bile değildi. Bu elim olaydan sonra, anası, biricik oğluyla Kırım’ın Bahçesaray ilçesinde yaşayan ailesinin yanına döndü. Hayatlarını burada devam ettirmeye, kararlı ana-oğul için büyük bir teselli olmalıydı. Din-İslâm, yetim bir çocuktu. O, yetimliğin mânâsını bilmiyordu; ama yaşıyordu. Anası, ninesi ve dedesinin şefkat kanatları altında büyüyordu; fakat koşup kucağına atılacağı ‘Babacığım!...’ deyip sarılacağı, akşamları çalan kapının önünde oğlunu bir an önce öpebilmek için sabırsızlanan babasına kapı açıp öpücük bombardımanına tutulacağı sevinç anlarından mahrumdu. O, çocukluğun saf ikliminde yeşeren bir filiz gibiydi. Duyguları da, düşleri de çorak olmayan topraklara saçılan tohumları andırıyordu. Çocukluk, münbit topraklara eş değerdeydi. (...) Din-İslâm, adıyla, herkesin dikkatini üzerine çekiyordu. Adını duyup da şaşırmayan, anlamını ve kimin koyduğunu sormayan yok gibiydi. Bir yabancı ile hep aynı diyaloğu yaşamaya alışmıştı sanki:
-Adın ne senin?
-Din-İslâm.
-Din İslâm mı?
-Hııı.
-Ne güzel adın var! Dinin?
-İslâm.
-Dinini seviyor musun?
-Çoook!
-Kim koydu adını?
-Babam.
-Neden bu ismi koymuş baban?
-Bilmem.
Bu arada anası girerdi devreye. Biraz mahcup, biraz mahmur cevaplardı alışık olduğu bu soruyu:
-Biz dinimizden habersiz büyüdük. Dinimizin adı, oğlumuzun adında yaşasın, oğlumuz da dini yaşasın istedik. Babası koydu bu ismi. Ben de çok beğendim ve tasdik ettim.
“İsminle bin yaşa, e mi sen!” duasını hep alırdı küçük Din-İslâm ve bundan o kadar çok hoşlanırdı ki; gülerken, minik beyaz dişleri ortaya çıkardı. ‘Sağ olunuz, âmin’ der ve yabancı ile dostluğun ilk basamağını aşmış olurdu. Bundan sonrasını da, tatlı sohbetiyle ve cana yakınlığıyla geliştirdikçe geliştirirdi.”
İşte böyle güzel hatıralarla dolu bu güzel hatıra kitabını bir tek örnekle bilgilerinize arz ediyorum.
15.12.2003
|