İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
15.12.2003
Pazartesi
  For English
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
  Mizah
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  Arşiv Arama
  Abone Formu
  About Us
  Reklam
  Künye / İletisim
  Hava Durumu
  Namaz Vakitleri
  E - Kart
  Sanat Galerisi

YAZARLAR


ALİ ÜNAL ali.unal@zaman.com.tr
 
 

Kalbleri ve zihinleri aydınlatan ışık

“Allah, göklerin ve yerin nûrudur. O’nun nûru, şöyle bir misalle anlatılabilir: İçinde lamba bulunan bir fanus; lamba kristal bir cam içinde; kristal de sanki inciden bir yıldız. Lamba, doğuya da batıya da ait olmayan kutlu, pek bereketli bir zeytin ağacından yakılıyor; öyle ki, yağı daha ateş değmeden hemen kendiliğinden ışık veriverecek. Nur, yine nur. Allah, kimi dilerse onu nûruna iletir. Allah, gerçeği anlamaları için insanlara böyle misaller verir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.” (Nur, 35)


Allah’ın Zâtı bilinemez; biz, O’nun hakkında ne düşünür, ne tasavvur edersek edelim, O, bütün düşünce ve tasavvurların sonsuzca ötesindedir. Kur’an, O’nu eserleri, isimleri, sıfatları ve Allah oluşunun ana hususiyetleriyle (şuûn) tanıyabilmemiz, marifetine ulaşabilmemiz için bazı misaller verir, temsiller getirir.

Işık, kendisi göründüğü gibi, diğer eşyanın görünmesinin de sebebidir. Işık olmadan her şey karanlıktır, âdeta yok hükmündedir. Dolayısıyla ışık, karanlık karşısında aydınlığı, cehalet karşısında ilmi ve yokluk karşısında varlığı simgeler; hattâ bir açıdan varlığın, aydınlığın ve ilmin kendisidir. Bu manâda mecazî olarak Allah Nûr’dur denebilir; yani O, var denmeye lâyık, varlığı Kendi’nden ve başka bütün varlıkların varlığının O’na muhtaç ve O’ndan olduğu bir Hz. Mevcud’dur, Hz. İlim’dir. Bundandır ki, ilim ve marifet rehberleri, varlığın temelini de İlme, İlm-i Ezelî’ye dayandırırlar. İlmin malûma tâbi olması hasebiyle, Allah, bilinecek başka bir şey olmasa da Kendi’ni bilir; yani bir bakıma İlim ve Vücud (Varlık), O’nun bilmesiyle var olması, O’nda aynîleşmiş gibidir.

Nûr, Allah’ın isimlerindendir de. Kâinattaki bütün nurlar, bütün ışıklar, O’nun Nûrunun tecellilerinden ibarettir. Şu halde, ışığı yaratıp, kâinattaki her şeyi aydınlatan Allah’tır.

Âyetin “Allah, her şeyi hakkıyla bilir” fezlekesi de ima ettiği üzere, ilim nurdur ve zihnî aydınlanmanın kaynağıdır. Bütün varlıkların ilimleri de gider, Allah’ın İlmi’nde noktalanır, çünkü O’ndandır. Yine ilim vasıtasıyladır ki insan, kalbleri aydınlatan doğru imanı elde edebilir. Şu halde, gerçek bilgi, yani ilim, insanlar için hidayet kaynağıdır, onların yollarını aydınlatır ve bu ilmin asıl kaynağı da vahiydir. Dolayısıyla, gerçek aydınlanma ancak vahiyle mümkün olabilir ve vahye aykırı her türlü bilgi, sadece karanlıktır, karanlık getirir.

Allah sonsuz, sınırsız ve benzersiz olduğu için Zâtıyla bilinemez. Biz, sebepler veya “tabiat kanunları” denilen, aslında O’nun icraatının unvanları olan düsturlar perdesi arkasından tecelli eden icraat ve eserleriyle O’nun hakkında marifet sahibi oluruz. Âyetteki fanus, lamba ve kristal, bu sebepler veya kanunlar perdesine de işarette bulunmaktadır.

Âyet, “fanus, lamba ve inci-misal yıldıza benzeyen kristal” benzetmesiyle elektrik lambalarına da işaret etmekte, hattâ onları resmetmektedir. Bilindiği gibi enerji, ancak tesirleriyle kavranabilmekte ve elektrik enerjisi, lambalar vasıtasıyla aydınlatmada kullanılmaktadır. Nasıl elektrik enerjisi lamba vasıtasıyla görünür ve aydınlatır, aynı şekilde Allah’ın Nûru da Kendisini, sebepler gerisinden tecellilerinin ortaya koyduğu eserleriyle ortaya koyar, tanıtır.

Eskiden, daha çok zeytin yağıyla yakılan lambalar kullanılırdı ve en parlak ışık, sabahtan akşama kadar güneş ışığını alan açık ve yüksek yerlerde biten zeytin ağaçlarından elde edilen yağın verdiği ışıktı. Âyetteki “doğuya da batıya da ait olmayan” ifadesi, bu tür zeytin ağaçlarından elde edilen yağdan yakılan lambanın ışığının şiddetine işarette bulunmaktadır. Bu ifade, ayrıca, Allah’ın Nûru’nun, yön ve mekân önemli boyutlarından olan maddeye veya kâinata ait olmadığını, onun madde ötesi ve varlığı kendinden olup, parlamak için hiçbir şeye muhtaç bulunmadığını ima buyurmaktadır. Bunun gibi, ilmin kaynağı vahiy ve onun şekillendirdiği İslâm da, insanlara, kâinata, kâinatta hiçbir varlığa ait değildir. O, Allah’tan kalbleri ve zihinleri aydınlatan bir nurdur.


15.12.2003


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder



Önceki Yazıları

> (08.12.2003) - Yalan ve cehalet

> (01.12.2003) - “El-Kaide var mı?”

> (24.11.2003) - Köpük ve altta akan su

> (17.11.2003) - Vahşet sürpriz mi?

> (10.11.2003) - Bir başka açıdan “sükût”tan taşan ma’nâ

> (03.11.2003) - Oruç

> (27.10.2003) - Yaptıklarıyla en çok kayıpta olanlar

> (20.10.2003) - İmam–hatip liseleri konusu

> (13.10.2003) - Senaryoda üçüncü perde

> (06.10.2003) - İslâm ve modernlik




GAZETE SAYFALARI


 

   BÜTÜN YAZARLAR


Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

ABDÜLHAMİT BİLİCİ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

BÜLENT KORUCU

EKREM DUMANLI

ERHAN BAŞYURT

ETYEN MAHÇUPYAN

EYÜP CAN

FİKRET ERTAN

FİKRİ TÜRKEL

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NEVVAL SEVİNDİ

NİHAL B. KARACA

REHBER ABİ

SAMİ USLU

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

ŞAHİN ALPAY

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER




 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2003 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.