|
Denktaş’ı daha da tanıyalım
Kıbrıs seçimlerinin sonucu şu anda çoktan kesinleşmiş olmalı... Ancak sonuç ne olursa olsun, Kıbrıs’ın kaderini bir seçimle değiştirmek mümkün değil. AB yanlıları ve karşıtları şu anda apaçık bir çatışma siyasetinin içinde yol almak durumundalar. Bu sürecin en önemli aktörü ise her zamanki gibi Denktaş olacak... Dolayısıyla Denktaş’ı kendi ürettiği demagojik yaklaşımların perdelemesine mahkûm olarak değil, o demagojinin içinden tanımakta yarar var.
Zaman’a 6 Aralık’ta yazdığı makalede, Denktaş söz konusu demagojiden kendince bir ‘pozisyon’ üretmeye çalışmakta ve sonuçta AB’yi Kıbrıs Rum Kesimi’ne, Annan planını ise Rum Ulusal Konseyi’nin isteklerine indirgemekteydi. Böylece AB’nin Annan planını öne sürmesi, gerçekte Rumların tüm istediklerinin verilmesi haline gelmekte; bize de tek bir çıkış yolu kalmaktaydı: AB’ye karşı olmak ve böylece Türkiye’ye ilhakın tek olabilir ‘çözüm’ olduğuna insanları inandırmak...
Ancak bu tezin pek ciddiye alınır tarafı olmadığı için Denktaş, Annan planı kabul edildiğinde yaşanacakları da bir tehdit olarak öne sürmekteydi. Örneğin memurlarda büyük kesinti olacaktı... Denktaş bu memur sayısının yozlaşmış bir rant sisteminin sonucu olduğunu, bu sistemi bizzat kendi eliyle yarattığını görmezden gelerek; var olan hukuksuzluğun devamından yana çıkmaktaydı. Ayrıca Denktaş, plan kabul edildiğinde Rumlar “evlerinize gelip yerleşecekler” demekte; ama tabii ki bunların kimin evleri olduğunu söylememekteydi. Çünkü o da çok iyi bilmekte ki, bu evler bizim değil ve hiçbir zaman da bizim olmadılar. Kıbrıs’ta toplum devlet eliyle hastalıklı bir ekonominin parçası olmuş ve refah imkanı kolaycılığına kapılmış durumda. Denktaş’ın savunduğu tek kelimeyle hukuksuzluktur: Bugün iş öyle bir noktaya gelmiş halde ki, Denktaş ideolojisi ancak hukuksuzluk üreterek ayakta kalabilmekte ve o hukuksuzluktan beslenerek siyasi güç olmakta.
Amaç; Türkiye’den de beslenen, kollanan ve korunan bu rant sisteminin uluslararası hukukun dışında tutulmasıdır. Denktaş çevresi AB üyeliğine bu nedenle karşı çıkarken, milliyetçi hamasete ve toprak fetişizmine dayandıkları ölçüde de Türkiye’den destek bulmaktalar. Denktaş, Zaman’daki yazısında açıkça belirttiği üzere, AB yolunun Rumların ürettiği bir tuzak olduğunu öne sürmekte. Sanki kendisi herhangi bir müşterek çözümün peşindeymiş gibi, Rumların AB’ye üyelik müracaatı yapmasını çözümün engellenmesi olarak sunmakta. Herhalde Denktaş’ın anlamadığı olay şu: Dünya kendisini beklemiyor ve eğer direnerek ilhakı dünyaya kabul ettireceğini sanıyorsa, bugünkünden çok daha güçlü bir Türkiye’ye ihtiyacı var. Söz konusu direnme yoluyla Türkiye’nin elinin güçleneceği ve AB’ye girişin kolaylaşacağı ise gülünç bir safsata...
Denktaş’ın makalesinin en hassas noktası ise şu cümle: “Tek yolda işimiz yok, çünkü bu yolun geri dönüşü de yok.” Evet gerçekten de öyle ve Annan planını istememenin mantığı da burada yatmakta: Annan planı Kuzey Kıbrıs’ı AB’ye taşıyacak ve bunun geri dönüşü olmayacak... Denktaş ve benzerleri aslında AB’yi istemedikleri için ‘bu yolu’, yani Annan planını reddetmekteler; ve hamaset, demagoji, tehdit ve şantajla karışık bir siyasi söylemi hem Kıbrıslılara hem de Türkiyelilere bastırmaktalar. Denktaş siyaseti bugün ‘sınırlarını aşmış’ Türkiye’yi belirler hale gelmiş durumda.
Dolayısıyla Kıbrıs meselesinin nasıl çözüleceği Türkiye’deki demokrasi mücadelesinin yönüne bağlı olacak. Seçim sonuçları bu derin sorun karşısında hafif kalan basit bir düzeltme yaratabilir ancak.
15.12.2003
|