|
İlim ve sanat hayatımız
Bu konularla uğraşanların daha adını doğru dürüst koyamadık; "ilim ve sanat adamı mı" yoksa "ilim ve sanat insanı mı" dememiz gerekir. Hanımlardan da ilim ve sanatı iş edinenler olduğuna göre "ilim ve sanat insanı" demek bize daha mantıklı görünüyor. Ama herkes "ilim adamı" veya "sanat adamı" tabirlerini kullanıyor. "Galat-ı meşhur, lügat-ı fasihten evladır." sözü gereğince, biz de herkesin kullandığını tercih ediyoruz.
Bir zamanlar cemiyetimizde bu zümre çok itibarlıydı; şairlerimiz saraylarda saygı görürlerdi; alimlerimizin fetvasıyla padişahlar tahttan indirilirlerdi. Kanuni'nin, "Benim zamanımda hiçbir şey olmasa bile Baki gibi bir şairin bulunması yeter saadettir." dediği rivayet edilmektedir. Bu sözü söyleyip söylemediği kesinlikle bilinmiyor; fakat koca sultan söylememiş olsa bile, halkımızın muhayyilesinin ona bunu söyletmesi kültürümüzde sakil durmuyor. Yine Kanuni'nin Avusturya seferi sırasında İstanbul'daki Ebussuud Efendi'ye gönderdiği mektubunda ilme ve alime nasıl değer verdiğini hayranlıkla görüyoruz.
İnsanları motive eden sadece dünyalık değildir; bazen kuru bir söz, idrak ve ruh sahiplerinde hiçbir maddi imkanla mukayese edilemeyecek kadar şevk uyandırır. Ne yazık ki bugünkü devlet yetkililerimiz, cemiyetimizde pozisyon sahipleri bunu bile o zümreden esirgiyorlar. Müsabakalarda başarılı olan sporcularımızı tebrik ediyorlar, makamlarında ağırlıyorlar. Elbette milletimizin tanınmasına yardımcı oldukları için onlardan gerekli ilgiyi esirgemeyecekler; fakat bunlar bizi dünyada sadece sporcuların temsil etmediklerini nasıl düşünmezler?
Dostum Sadık Albayrak'a birisi ne iş yaptığını sormuş. Yazar olduğunu söyleyince adamcağız yüzünü buruşturup, "Yazarlığı bırakınız, ne ile geçindiğinizi soruyorum." demiş. Demek ki soran, kalem erbabımızın içinde bulunduğu maddi durumdan haberdarmış. Sanatkar, ilim adamı olsalar da bu zümreye mensup bütün insanlardan granit kadar dirençli bir karakter bekleyemeyiz. Bunların eğilip bükülmeleri sadece kendilerine yazık etmiyor, cemiyetimize de pek pahalıya mal oluyor.
Kimse kimseye durup dururken hürmet etmez; herkes kendine hürmet ettirir. Elbette itibarlarındaki seviye kaybında en büyük kabahat ilim ve sanat adamlarımıza aittir. Zulme karşı çıkmadılar; güçsüzlere sığınak olmadılar. Devamlı güçlülerle kol kola girdiklerinin, masumlara karşı tavır aldıklarının son örneklerini darbelerde gördük. 27 Mayıs'ta, milletin oylarıyla iş başına gelmiş bir iktidar, bir grup asker tarafından alaşağı edildi. Demokrasiye dair en ilkel seviyede bilgiye sahip olanlar dahi sistemin biricik kuralının, milletin oylarıyla seçilenlerin yine milletin oylarıyla gitmelerinin gerekli olduğunu biliyorlardı. Bu gerçeğe rağmen ilim adamlarının darbecilerin yanında yer almaları itibarlarını halkımızın gözünde sarsmıştır. Hele askerlere, "Bunları cezalandırmazsanız yarın sizden darbeyi niçin yaptınız diye hesap sorarlar." diyerek zulme sebep olmaları, onlara duyulması gereken saygıyı asgari düzeye indirmiştir; zira kültürümüzde ‘alim hakkın yanında bulunur’ telakkisi hakimdi.
Şahsını ilgilendirmeyen bir haksızlığı bertaraf etmek için her şeyini, hatta hayatını riske eden bir tane ilim ve sanat adamı gösterebilir miyiz? Bu zümreden ahlâkı ve fazileti zırh gibi kuşanmış, ilke edindiği idealler uğruna ömrünü vermiş kaç kişi tanıyoruz? Resmi makamların el bebek, gül bebek muamelesi yaptıkları sanatçılarımız da değerlerimizi hiçe sayarlar, inancımızla uğraşırlarsa, halkımızın onlara saygı beslemesi, güven duyması mümkün mü?
Halbuki ilim ve sanat erbabının ürettiklerine ekmek kadar, su kadar muhtacız. İnanılmayan, hiçbir bakımdan güvenilmeyen bir zümrenin ürettiklerinden yararlanmamız kabil mi? Sanat ve ilimden habersiz bir toplum, sosyolojinin konusu olmaktan çıkıp zoolojinin konusu haline gelmez mi?
15.12.2003
|