| |
Pul, para oluyor
IMF ile geçtiğimiz yıllarda 17 kez ekonomik program anlaşması yapıldı. Bu uygulanan ekonomik programlar, hükümetlerin politik çıkarlarına ters düştüğünde de terk edildi. Son ekonomik krizler sonrasında; Türkiye’nin bölgesindeki stratejik ve ekonomik önemi nedeniyle bu kez IMF, ekonomik program uygulamak yerine, ekonomide yeniden yapılandırmayı amaçlayan bir yaptırım uygulamaya başladı.
Türkiye’nin kendi dinamikleriyle yapamadığını; IMF dikte ettirdiği yaptırımlarla özel sektörü dünya ile rekabet edebilir hale getirmeyi amaçladı. Küreselleşme sürecinde Türk ekonomisi güçlendirilerek, gelişmiş ülkelerle bölgesinde işbirliği yapılabilirliği artırılmak istendi. Ancak bu program hâlâ Türkiye’de tam anlaşılamadı. Programın en önemli maddesini ‘sahiplenme’ oluşturmaktadır. 57. Hükümet programa sahip çıkma konusunda bir miktar başarılı oldu. Ancak koalisyon ortakları arasında daha sonra IMF yaptırımları konusunda çıkan anlaşmazlıklar, Türkiye’yi seçime götürdü. 58 ve 59. AK Parti hükümetlerinin ilk ekonomik açıklamaları, IMF programına bağlı kalınacağının açıklanması oldu. IMF yaptırımlarıyla Merkez Bankası (MB), ilk kez özerk hale getirildi. Dönüşüm programlarında MB’nin bağımsızlığı oldukça önemlidir. AK Parti hükümeti başlangıçta, MB ile uygulanan para programı konusunda 5 ay tartıştı. Ancak daha sonra yapılanların olumlu meyvelerinin alındığı görülünce, MB ile uyumlu çalışmanın doğru olduğu kanaatine varıldı.
İster program diyelim, istersek yaptırım diyelim; uygulanmakta olan bu programın teknik bir çıpası yok. Ancak muazzam bir dönüşüm programı olduğunu hepimiz görüyoruz. Açık ekonomilerde olduğu gibi; 14 yıllık genç ekonomisi de bu dönüşüm programıyla; Türkiye’nin gelişmiş ve gelişmekte olan ülke ekonomileri ile mukayese edilebilir konumuna getirilmesi amaçlandı. Geçtiğimiz hafta Meclis’ten geçen ‘Kamu Malî Yönetim ve Kontrol Yasası’ bu nedenle önemlidir. IMF 6. gözden geçirmenin kriteri içindeki üç yasadan biri olan bu yasanın tamamlanması ile IMF İcra Direktörleri’nin bu hafta toplanarak 500 milyon dolarlık kredi dilimini serbest bırakması bekleniyor.
Türkiye’de enflasyonu düşürücü bir program uygulanıyor. Türkiye büyümek istiyorsa enflasyonu tek haneli rakamlara indirmek zorundadır. Ülkemizdeki enflasyon yapışıktır. Ayrıca, psikolojik etkisi çok fazladır. Ekonomi çevrelerinde zikredilen; “TL çok değerli, enflasyon düşmüyor, büyümüyoruz” sözleri anlamsızdır. Enflasyon düştüğü için TL değer kazanıyor. TL aşırı değerli ise o takdirde yatırımcıların döviz alması gerekir. Yıl içinde, haberlerle yükselen döviz fiyatlarının satış fırsatı oluşturduktan sonra tekrar gerilediğini gördük. Bu nedenle yatırımcı dövizden uzaklaşıp TL cinsinden yatırım enstrümanlarına yöneliyor.
O halde, “TL çok değerlendi” sözleri geçerli değil. Daha önce yüksek enflasyonda para, pul olurken, düşen enflasyonda artık pul, para oluyor. Ayrıca, döviz fiyatlarının izlediği fiyat seyrinden, Türkiye’nin ‘dalgalı kur’ uygulamasına adapte olduğu da görülüyor.
Ekonomik verilerden de görüldüğü gibi, ihracat artarken ithalat da artıyor. İthalatın yüzde 90’ı ara mal ve yatırım malı ithalatından oluşuyor. Tüketim malı ithalatı sadece yüzde 10 seviyesinde. İhracatın artması için bu şekildeki ithalatın da artması gerekiyor. Türkiye ekonomisi günümüz koşullarında, ancak ihracat artışı ile büyüyebilir. Bu nedenle ‘büyüyemiyoruz’ şeklindeki yaklaşımlar da yanlıştır. Ekonomi iyileştiği için toplumun da beklentileri iyileşiyor. Türk insanı ve sanayicisinin, değişen koşullara çabuk ayak uydurabilen ve kendini geliştirebilme özelliğine sahip olmasının, büyüme ve kalkınma açısından oldukça önemli bir kriter olduğunu düşünüyorum. Bu konulara gelecek hafta da devam edeceğim.
15.12.2003
|