İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
16.12.2003
Salı
  For English
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
  Mizah
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  Arşiv Arama
  Abone Formu
  About Us
  Reklam
  Künye / İletisim
  Hava Durumu
  Namaz Vakitleri
  E - Kart
  Sanat Galerisi

YAZARLAR


EKREM DUMANLI e.dumanli@zaman.com.tr
 
 

Saddam’ın hatırlattığı lider krizi

Çeyrek yüzyıldır dünyanın yüreğini ağzına getiren Saddam, bir operasyon sonucu ele geçirildi. Mağara devri insanına benziyordu esir düştüğünde. Gözlerinin altı çökmüş, saç sakal birbirine karışmış. Hem ruhen çökmüştü, hem bedenen...


Herkes merak ediyor: Madem bu hallere düşecekti neden girdi bu maceraya? Tek kurşun bile atmayacağı bir savaşa ülkesini niçin sürükledi? Oysa savaşı önlemek için kimler aracı olmamıştı ki! Abdullah Gül en üst düzey yetkililerle temas kurmuş, Saddam’ı iknaya çalışmıştı. Irak’ı terk ederse hayatı garanti altına alınacak, sürgünde yaşamasına müsaade edilecekti.

Sanıldı ki ülke yönetimini anlaşma yoluyla devretmeyen bir lider, son kurşununa kadar savaşmadan teslim olmaz. Zaten İran savaşındaki inatçılığı, Kuveyt işgalindeki gözü karalığı biliniyordu Saddam’ın. 1988’de Halepçe baskınını düzenlemiş, Kürtleri kimyasal silahlar kullanarak öldürtmüştü. Damatlarının ölüm fermanını gözünü kırpmadan vermişti. 24 yıllık iktidar kavgasında gaddar mı gaddar bir portre koymuştu ortaya.

Washington’dan savaş rüzgarları esiyordu. Saddam için yeni bir olay değildi bu. Diyelim ki I. Körfez Savaşı’nı Amerika’nın blöfü sandı ve yanıldığını, geri çekilmek zorunda kalınca anladı. Oğul Bush Irak kapısına dayandığında da blöf yapılıyor sanamazdı. Ancak o hep açtı ağzını yumdu gözünü, sevenlerini cesaretlendirdi ısrarla...

Tipik bir diktatördü o. Gördüğü halüsinasyona önce kendi inanıyor, sonra herkesin ona inandığını düşünüyordu. Maceraya sürükledi Irak halkını. Zaten onları hiç düşünmemişti ki! Düşünseydi, ne İran ile 8 yıl savaşırdı ne de Kuveyt’i işgal ederdi. Dünyanın en değerli petrollerinin bulunduğu bir ülkeyi idare etti; ancak insanların yüzü gülmedi onun döneminde. Kendine âşıktı; tıpkı diğer diktatörler gibi.

Ortadoğu’da bir prototiptir Saddam. Bu tipler, bir dönem sosyalizmin etkisi altında kalmış, onu İslam ile telif etmeye çalışmış, ele geçirdikleri gücü son nefeslerine kadar sürdürmeye çalışmıştı. Bazen kendilerini ‘halife-i rûy-i zemin’ sanmış, “cihat” yaptıklarını farz etmiş, vicdanlarındaki zulmün acısını kutsal değerler ile bastırmaya çalışmışlardır. Saraylarda zevk ü safa içinde yaşamış, halkın iniltisini duymamışlardır. Dinî duyguların istismarı, Arap milliyetçiliğinin körüklenmesi... Saddam’ların ortak stratejisi bu!

Osmanlı’nın bölgeyi terk etmek zorunda kalmasıyla başlayan süreç, Ortadoğu’yu cehenneme çevirdi. Cehalet, vefasızlık, düşmanlık dibe vurdu. Paramparça edilmiş coğrafyadan küçük devletler zuhur etti. Bir tanesinin de başına akl-ı selim bir adam gelemez miydi? Gelmedi! Belki de getirilmedi.

Cehaletin koynunda büyüyen halk, ufuksuz liderlerin elinde mahkum kaldı. Kimi zaman ümitlendi, inandı onlara. Her şeyin yoluna gireceğini hayal etti. Heyhat! Ne petro dolarlar ülkeleri ma’mur edebildi ne de İslam dünyasının onuru kurtarılabildi. Zaten koltuğa oturan son nefesine kadar kalkmıyordu.

İslam dünyası 20. yüzyılda buhran üstüne buhran yaşadı. “Dost bîvefa, felek bi-rahm’ deyip inlemekten başka yapacağı da yoktu. Liderlik iddiasında bulunanlar kof, ufuksuz ve bencildi. Zaten ortada ne yaptığını bilen fikri hür bir kadro da yoktu; yoktu ki yöneticisine yol gösterebilsin...

Saddam macerası sona erdi. Kim bilir İslam dünyasında ona inanan nice saf insan bir kere daha hayal kırıklığına uğradı. Yarın Usame bin Ladin de yakalanırsa hiç şaşmam.

Ortadoğu’da Saddam’ların sonunu görmek uzun sürmeyecek gibi. En iyisi, İslam dünyasının gelişmelere erken uyanıp kendi geleceğini belirlemesi. Abdullah Gül’ün İslam Konferansı’nda yaptığı şeffaflık çağrısı o yüzden önemliydi. Tabii anlayan, anlamak isteyen varsa...


16.12.2003


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder



Önceki Yazıları

> (15.12.2003) - Medya her reklamı yayınlayabilir mi?

> (11.12.2003) - Kur’an’dan utanır hale gelmek

> (09.12.2003) - Kemal Gürüz, MIT başkanı olsaydı

> (08.12.2003) - Piyasa gazeteciliğinden bıkmadınız mı?

> (04.12.2003) - Terörün üstesinden gelmek için

> (02.12.2003) - Bush bayramlaşırken Cumhurbaşkanımız neredeydi?

> (01.12.2003) - Medyanın değeri böyle günlerde belli olur

> (27.11.2003) - Kimin kanına dokunmuyor ki!

> (25.11.2003) - Faturayı Cerrah’a mı keselim, medyaya mı?

> (24.11.2003) - Medyanın Frankeştayn ile imtihanı




GAZETE SAYFALARI


 

   BÜTÜN YAZARLAR


Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

ABDÜLHAMİT BİLİCİ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

BÜLENT KORUCU

EKREM DUMANLI

ERHAN BAŞYURT

ETYEN MAHÇUPYAN

EYÜP CAN

FİKRET ERTAN

FİKRİ TÜRKEL

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NEVVAL SEVİNDİ

NİHAL B. KARACA

REHBER ABİ

SAMİ USLU

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

ŞAHİN ALPAY

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER




 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2003 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.