|
Afyon kullanıyor mu?
Osmanlı vezirleri içinde kahramanlığı ve dürüstlüğü ile öne çıkan Özdemiroğlu Osman Paşa’nın (Ö. 1585) Kırım ve Kafkasya seferi tarihte eşi az bulunur askerî bir başarıdır. Paşa aslen Mısır Abbasi halifeleri soyundan temiz yaratılışlı bir adammış. Yemen, Habeş ve Diyarbakır eyalet valiliklerinde bulunmuş ve Kıbrıs fatihi Lala Mustafa Paşa’nın beraberinde Osmanlı-İran savaşlarına katılmış.
Azerbaycan fetihlerinin ardından İmam Kuli Han’a karşı kazandığı Meşale Savaşı Osmanlı devleti için çok önemlidir. Vezareti sırasında pek çok fetihler de yapan Paşa, özellikle doğudaki savaşlarda başarılar elde etmekle ünlüdür. Bugün Diyarbakır’daki türbesinde gömülüdür ve XVI. yüzyılın son çeyreğinde Osmanlı devletinin tarihini zaferlerle doldurduğu için minnetle anılır. Velhasıl o, daha kendi çağında hayatı efsaneleşen kahramanlardan biridir.
Özdemiroğlu’nun bilhassa 1581-84 yıllarında Kırım’da ulaştığı başarılar İstanbul’da destanlaşarak anlatılıyor, şanlı hikayeler olarak halkın göğsünü kabartıyordu. Sultan III. Murat onun hem bu şanından, hem de devlet yönetimine yapacağı katkılarından istifade için kendisini sadrazamlığa getirmek istiyordu. Ne var ki Paşa’nın başarılarını çekemeyen rakipleri çoktu. Nihayet sultanı fikrinden vazgeçiremeyince “Paşa afyon tiryakisidir, devlet vakarını zedeler.” dediler. Bu şüphe ile sultan onu İstanbul’a bir görev vaadiyle çağırmakta tereddüt ediyordu. Paşa yine bir seferden sonra İstanbul’a geldiğinde (10 Temmuz 1584) padişah onu derhal saraya davet etti. Paşa içeri girdiği vakit de devlet protokolünü ve teşrifatı bir yana bırakarak,
- Hoş geldin Osman, otur! dedi. Paşa, usul olduğu üzere yeri ve sultanın eteğini öpüp geri çekildi. Padişah tekrarladı,
- Otur Osman otur.
Paşa oturdu ama yeniden kalktı. Bu suretle hem verilen emri yerine getirmiş, hem de teşrifat kurallarını bozmamış oluyordu. Zekice idi. Padişah bir kez daha oturmasını emretti. O yine oturdu ve kalktı. Ancak dördüncü defa aynı işlem tekrarlandıktan sonra oturdu. Yaptığı savaşları anlatmaya başladı. Aras Hanı’nı bozguna uğrattığı bahsine gelince padişah onun sözünü kesti.
- Güzel hareket etmişsin Osman, dedi ve mücevherli bir iğne ile serpuşuna sokulmuş olan sorgucu çıkarıp kendi eliyle Osman’ın başına taktı. Hamza Mirza üzerine kazanılan zafer anlatılırken padişah onun sözünü yine kesti ve,
- Onların semerelerini toplayacaksın Osman, dedi. İmam Kulu Han’ın Gence yakınlarındaki mağlubiyetini dinledikten sonra da kavuğunda olan diğer bir sorgucu çıkarıp Osman Paşa’nın serpuşuna iğneledi. En sonra Kırım Hanı’nın muhasarasına karşı yaptığı müdafaayı ve Han’ın ölümünü anlatarak hikayesini bitirdi. Padişah ellerini kaldırıp dua etti:
- İki cihanda yüzün ak olsun, Allah senden razı olsun. Her nereye gidersen zafer yoldaşın olsun. Cennette adaşın Halife Osman ile aynı köşkte ve aynı sofrada bulun. Bu dünyada uzun müddet şeref ve kudretle berhudar olasın, diye dualar etti.
- Bu derece iltifat Osmanlı tarihinde kimseye gösterilmiş değildi. Osman Paşa hayrette kalmıştı. Padişah bir işaret yaptı. Kapı ağası onu dışarı çıkardı, gömleğine kadar soydu, padişahın elbiselerinden birini giydirdi. Hediye edilmiş mücevherli hançeri kemerine, sorguçları yeni sarığına koydu. Osman Paşa yeniden padişahın huzuruna çıktı ve yürekten teşekkürler etti. Bu merasim ve hikayeler anlatma işi dört saat sürmüştü. III. Murat harem dairesine girdiği zaman kızlarağasına dedi ki:
- Artık Osman’ın afyon tiryakisi olmadığına şüphem kalmadı. Böyle bir huyu olsaydı dört saat dayanamazdı. Üstelik elbiselerini değiştirtip arattık ve temiz çıktı. Yeni sadrazamımız devlete ve millete hayırlı olsun!
Yazık ki Özdemiroğlu’nun bu sadrazamlığı bir yıl kadar sürecektir.
BİR KİTAP OKUDUM
Hatıraların, şiirin, denemenin ve tarihin birbirine geçerek zaman aynasında şekilden şekle girdiği bir kitap Türk Edebiyatında Üsküdar. Zengin görsel malzeme ile süt gibi bir kağıda basılmış üstelik. XVI. yüzyıldan günümüze kadar, İstanbul’un bu en eski tanığına dair, daussıla kokan satırlarla dolu kitabı okurken, doğrusu ben, bir yandan hayatın mekanları nasıl hızla eskittiğine ve çirkinleştirdiğine hayıflanıp durdum, öte yandan hayalhanemin yelpazesinde yüz yıl, iki yüz yıl, üç yüz yıl öncesine ait bambaşka dünyalar görüp sevindim. Buruk ve hüzünlü bir lezzetti kitabın satırları arasında dolaşmak. Ve hele resimlere bakarken dalıp gidilen siyah beyaz hatıralarla uyumak... Velhasıl, Alim Kahraman, İstanbul’dan seyredilen Üsküdar manzarası kadar güzel bir eser ortaya koymuş.
* Alim Kahraman, Türk Edebiyatında Üsküdar, Kaknüs Yayınları, 0212 520 49 27
BERCESTE
Âşık-ı dîvâne oldur aşk bâzârında kim
Bu dokuz mînâyı sır bir seng-i istiğnâ ile
Kandî
Bu aşk pazarının en çılgın âşıkı şu kişidir ki bu dokuz fanus kubbeyi bir tokgözlülük taşı ile kırar (elinin tersiyle itiverir).
18.12.2003
|