|
Belediyecilik kanalizasyondan ibaret midir?
Yaklaşan yerel seçimler için aday adaylarının yarışı kızışıyor. Birçok ilde kazanmasına kesin gözüyle bakılan iktidar partisi içindeki mücadele dikkat çekiyor. Adaylar açıklandıktan sonra yaşa nacak çekişmenin bu kadar ilgi çekici olacağını düşünmüyorum. Kulislerdeki hareketliliği görmezden gelemeyiz, zaten gelmiyoruz. Ama ‘kim’ sorusundan daha hayati bir sorunun varlığının farkında olmalıyız. Gelecek başkanlardan ‘ne’ yapmasını bekliyoruz.
Altyapı sorunlarını halledememiş ülkemizde, bil hassa büyük şehirlerde yakın dönemde bu sorunun cevabı basitti. Suyumuzu akıtacak, çöpümüzü toplayacak, hava kirliliğini önleyecek, ulaşım sorununu çözecek bir başkan arıyorduk. İstanbul, ulaşım dışındaki sorunlarda önemli ilerlemeler kaydetti. Haftada birkaç gün suyun aktığı, 1994 seçimlerinden önce Melen suyu projelerini ezberlemiştik. Bugün beklenti ve taleplerimiz değişti, daha doğrusu değişmeli.
Avrupa’ya giden herkes ‘neden bizde böyle de ğil’ diye hayıflanmıştır. Şehirlerin tarihi dokusu aynen korunuyor. Sadece Paris, Viyana gibi sembol şehirler için geçerli değil bu durum. Saraybosna’da Başçar şı’da da aynı üzüntüyü yaşıyorsunuz.
Her seyahat dönüşünde İstanbul’u daha mahzun görüyor, ona daha çok acıyorum. Sadece İstanbul’u değil, bütün kentleri hoyratça tükettik. Küçük rantiyeciler olan gecekonduların acımasız kuşatmasına, oy avcılığı uğruna direnmedik. Büyük rantiyeciler ormanları, tarihi mekanları istila etti, güçleri karşısında boynu bükük kaldık. Şehri şantiyeye çevirmeyi marifet sayan, belediyeciliği sadece kanalizasyon getirmekten ibaret gören ve maalesef bunu da yeterince yapamayan yerel yöneticiler devrinin kapanması gerekiyor. Altyapı hizmetleri zaten işin abc’si, geldiğimiz noktadan geri kaymayacak şekilde bu ihtiyaçları da giderecek; ama kentin namusuna sahip çıkacak başkanlar istiyoruz.
‘Yönettiğim beldenin sosyal hayatına ne katabilirim, tarihi dokusundan eksilenleri nasıl telafi edebilirim’ arayışında insanları iş başında görmeliyiz. Beton yığınlarını değil, yaşayan bir organizmayı yönettiğinin bilincinde ellere teslim olmalıyız.
Neyi yapmasını beklediğimizi netleştirdiğimiz ölçüde, kimi seçeceğimiz, ya da hangi potansiyel adayın ipi göğüsleyebileceği konusunda sağlıklı düşünceler üretebiliriz. İstanbul bu noktada da farklı öneme sahip. Doğa ve tarih zenginliği açısından dünyanın belki en güzel kentine sahibiz. Burayı kültürlerin transit yolu olarak algılayanla rın aksine, farklı kültürlerin ev sahibi olduğumuzu tescilleyecek adımlar atmalıyız.Ekonomi ve finans açısından cazibe merkezi haline gelme potansiyeline sahipken, kırıntılarla idare etmeyi bırakmalıyız. Görenlerin ‘gerçek olamayacak kadar güzel’ dedikleri Boğaz’ı ve diğer değerleri harekete geçirerek turizmde bir numara olmalıyız.
Yamalı bohça şeklinde düşünülen demografik yapıya müdahale etmeliyiz. Kalkıp göçtüğü yer neresi olursa olsun, şehrin sınırları içinde yaşayanlara İstanbulluluk bilinci aşılamalıyız. Türkülerimizde ‘Zalım gurbet’ şeklinde tanımlanan, konup göçülecek han gibi algılanıp horlanan incimize sahip çıkmak hepimizin görevi. Oy deposu olarak görülen, kanalizasyon ve su götürdüğümüz varoşlara, aidiyet duygusu götürmek de hayatiyet arz ediyor.
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın da İstanbul’a bu gözle baktığını biliyoruz. Kararını verip İstanbul’u teslim edeceği adayı seçerken, ‘yed-i emin’ olma, işbitiricilik ve vitrini doldurma gibi kriterler kadar, yukarıdaki konuları da kafasında tartacak diye umut ediyorum.
Onu bilmem; ama benim kararımı bu düşünceler şekillendirecek. Bu yönde proje üretecek adaya oy vereceğim. Benim gibi düşünenlerin sayısının tahminlerin ötesinde olduğunu da belirtmeliyim.
19.12.2003
|