|
Eğlenceli bir analiz
Kıbrıs seçimleri öncesinde adet yerini bulsun diye bu köşede de bir tahminde bulunulmuştu: 12 Aralık tarihli yazımda ‘eğer Çözüm ve AB Partisi barajı geçerse muhalefet kazanır, aksi halde durum kafa kafaya sonuçlanır’ yargısına varılmaktaydı. CTP ve UBP’nin % 26-30 aralığında seyrettiği, BDH’nın % 15, DP’nin de % 13 kadar oyunun bulunduğu yazılmıştı. Bu yargı doğrudan somut bir araştırmaya değil, var olan siyasi eğilimlerle birtakım gözlemlerin bileşkesine dayanmaktaydı.
Seçim öncesinde Kıbrıs’a yaptığımız ziyaret bu küçük toplumun ‘temsili’ bir kamuoyu yoklamasını neredeyse anlamsız kılacak kadar siyasallaştığını göstermekteydi. Bilindiği gibi kamuoyu yoklamalarının anlamlı sonuçlar üretmesi, esas olarak kullanılan denek kümesinin tüm toplumu temsil ettiği varsayımına dayanır. Bu kıstası geçerli kılmak üzere geçmiş seçimlerdeki oy dağılımı gibi kriterler kullanılır ve deneklerin geçmiş tercihlerinin dağılımının bir önceki seçim sonuçlarıyla çakışması, yapılan araştırmanın sağlıklılığının garantisi olarak kabul edilir.
Ne var ki Kuzey Kıbrıs’ta üç günlük kaba bir gözlem bile böyle bir temsil mekanizmasının geçerli olmama ihtimaline ilişkin sayısız uyarıyla doluydu. Karşımızda herkesin doğrudan kendi çıkarını, kendi bakışını siyasallaştırdığı bir toplum vardı. Bireysel talep ve duruşlarla, toplumsal tercih ve eğilimler arasında neredeyse hiçbir filtre kalmamıştı.
Kıbrıs seçimlerinde ne Annan Planı ne de hükümetin performansı oylandı... Çünkü bütün konular öylesine iç içe geçmişti ki, kafası net olan iki uçtakiler dışında nihai siyasi eğilimin hangi yönde olacağı tamamen belirsizdi. Seçim ortamı Kıbrıs’ta kabaca iki tür insan üretmişti: Çıkarlarını siyasallaştırmış, fikirleriyle kişiliklerini bütünleştirmiş olanlar; ve bir yandan çıkarlarının, diğer yandan arzu ve korkularının ürettiği çok yönlü bir matriksin içinde dolananlar. Bu durum seçimi ancak çok üst bir ‘şemsiye’ altında anlamlı kılabilirdi... Yani AB üyeliği. Kabul edilebilir bir güvenle söylenebilecek tek şey, bir AB referandumu olarak görüldüğü takdirde muhalefetin seçimi kazanacağıydı. Ancak sahte söylemler, manipülasyonlar ve doğrudan telkinler altında geçen bir seçim atmosferinden de bu denli berraklık üremesi zordu...
Dolayısıyla ne denli ciddi olsalar, seçim sonuçlarına ilişkin kamuoyu yoklamaları gerçeklikten epeyce uzak kaldı. Örneğin Kıbrıslı araştırmacı Muharrem Faiz’in çalışması CTP’yi % 32, UBP’yi % 26 olarak gösterirken, diğer iki partiden BDH’nın % 19, DP’nin ise % 12 oy alması beklenmekteydi. Birçok kişi Faiz’in CTP’ye yakınlığından hareketle bu bulguları ciddiye almayarak daha ‘nesnel’ araştırma şirketlerine itibar ettiler. Bu alanda tanınmış bir firma olan VERSO’nun sonuçlarına göre ise dağılım şöyle beklenmekteydi: UBP % 35, CTP % 26, DP % 16, BDH % 11. Yani hükümet kanadı büyük farkla seçimi kazanacak, halk Annan Planı’na ‘hayır’ diyecekti...
Herhalde bu bilimsel verilerden hareketle gazetemiz okuyucularının yakından tanıdığı bir yazar o günlerde şöyle yazmıştı: “Muhtemelen Denktaş’a destek verenler önemli bir farkla kazanacaklar... Muhalefet partileri ise hezimete uğrayacaklar.”
Aynı yazıda “yabancı gözlemcilerin de giderek bunu kabullendikleri” vurgulanmaktaydı. Hatta söz konusu yazar kendinden o kadar emindi ki, bir sonraki yazısında seçimin ardından muhaliflerin düştüğü durumun ‘eğlenceli bir analiz’ konusu olacağını söylemekteydi. Ne yazık ki sonuçlar kendisine pek de eğlenceli bir analiz imkanı vermemekte. Dolayısıyla bu yazı o boşluğu doldurmak için kaleme alındı...
19.12.2003
|