|
İmarzede Yasası ve yanlışlıklar...
Geçtiğimiz salı günü Meclis’ten geçerek kanunlaşan İmarzedelerle ilgili yasa bu çetrefilli konuya son vermek bir yana, daha alevli tartışmalara yol açacak gibi görünüyor. Yasayla, tasarruf mevduatı mudilerine ödeme yapılması sürpriz bir sonuç değil.
Çünkü ne kadar büyük olursa olsun, devletin vatandaşlarına Tasarruf Mevduat Sigortası adı altında taahhüt ettiği bir meblağı ödemesi son derece doğal hatta zaruridir. Gerçi bankaların arka arkaya battığı bir ortamda mevduat sigortasına güvenerek paralarını özel bir bankaya emanet eden 378 bin 469 mudi, sitem ve tenkidi hak etmiyor değiller. Ama vatandaşın bu tür fahiş hatası dahi bir hükümetin yükümlülüğünden kaçınması için haklı bir neden oluşturmaz.
Ancak can alıcı nokta, yaklaşık 8 katrilyon lira denilen hesap bakiyelerinin gerçeği ne derecede yansıttığında yatıyor. Gayri resmi yazılım sisteminde, resmen bildirilenlere göre 10 kat fazla olan mevduat rakamlarının doğruluğundan nasıl emin olunabilir? Daha önceki bir yazımızda belirttiğimiz gibi, gerçek mevduat bakiyelerine ve oradan toplam mevduat rakamına ulaşmak için Başbakanlık Teftiş Kurulu tarafından oluşturulacak özel bir ekiple hesapların teker teker incelemeye tabi tutulmasından başka bir çare yoktur. Böylece 378 bini aşkın mudiye hakkını vereyim derken 70 milyonun hakkı yenmemiş olur. İnceleme sırasında doğruluğu tespit edilen mevduatlar hiç bekletilmeksizin mudilere ödenerek soruşturma nedeniyle meydana gelen gecikme asgariye indirilebilir.
Yasayla yaklaşık 4 trilyon liralık (tasarruf mevduatı niteliği taşımayan) ticari mevduat da ödeme kapsamına alındı. Muhtemelen bu kararda, rakamın nispeten küçüklüğü ve mağdur sayısını gereksiz yere artırmama çabası etken olmuş, biraz da “kavgada tokat sayılmaz” yaklaşımı benimsenmiştir.
Hazine bonosu almak amacıyla parasını İmar’a yatıranlar için yasa, üzücü bir haber mahiyetinde. Daha ziyade AKP’li milletvekillerinin bastırmasıyla alınan bu karar bizce aceleye geldi. 1990 yılından beri Hazine bonosu ve tahvili satması yasak olan bir banka; BDDK, SPK, İMKB ve Merkez Bankası’nın gözü önünde iç ve dış denetim organlarının denetimi altında, ayrıca Hazine Müsteşarlığı’nın yasal takibine tabi durumdayken, gazete-televizyon reklamlarıyla devlet kâğıtları sattı. Kamunun büyük yetkilerle donatılmış özerk kurumları ve yöneticileri bu müthiş gafletten dolayı hiçbir müeyyideyle karşılaşmazken, Hazine Müsteşarlığı’nın bankacılık ruhsatı verdiği bir bankadan Hazine bonosu satın alanların cezalandırılması adalete ters düşmektedir.
Tasarruf sahiplerinin çok daha bilgili ve bilinçli olduğu Batı dünyasında bile, hiçbir yatırımcının kendine Hazine bonosu pazarlayan bir bankaya bu konuda yetkili olup olmadığını sormak veya duvara asılı ruhsat fotokopisini incelemek aklının ucundan dahi geçmez. Dolayısıyla, bonozedeleri yanlış tercih yapan ve sonuçlarına katlanması gereken kimseler olarak görmek doğru olmaz. Zaten bono-tahvil alanlar mevduat sahipleri gibi bankaya değil, devlete güvenen kimselerdir.
Diğer taraftan, yasa bu şekliyle bütün bankaları haksız yere töhmet altında bırakmakta ve bankacılık sistemine karşı güveni zedeleyici özellik taşımaktadır. Devletine güvenerek Hazine bonosu almak isteyen yatırımcının bu karardan ürkmesi ve devlet kâğıtları pazarlamasında gerileme olması çok muhtemeldir.
Daha önceki bazı olaylarda yanlıştan dönme erdemini göstermiş olan hükümetin bu defa da basiretli ve adil davranarak bonozedelerle ilgili kararını değiştireceğini umut ediyorum.
19.12.2003
|