|
İslam dünyası 3.0.1 olma yolunda mı?
Geçen cumartesi Amerikan Konsolosluğu’nun davetlisi olarak The New York Times gazetesinin dış politika yazarı Thomas Friedman ile bir yuvarlak masa toplantısında buluştuk. Irak ziyaretinin hemen akabinde Türkiye’ye uğrayan Friedman, İstanbul’da yaşanan canlı bomba eylemlerini ve global terörün Türkiye üzerindeki etkilerini anlamaya çalışıyor.
O bize, teröre karşı hükümetin ve halkın algılamasına ilişkin sorular soruyor, biz ona Irak işgaline karşı Bush yönetiminin çıkış stratejisini soruyoruz. Friedman, her ne kadar ölçeği çok farklı olsa da İstanbul saldırılarını ‘Türkiye’nin 11 Eylül’ü’ olarak değerlendiriyor. AK Parti hükümetinin teröre karşı kararlı tutumunu ise anlamlı buluyor. En çok da eylemcilerden Gökhan Elaltuntaş’ın babasının, Hahambaşı İsak Haleva’dan helallik istemesinden etkileniyor. Bunu, Türkiye’nin model ülke olmasının en güzel örneği sayıyor. Peki ya Irak?
Friedman’a göre Irak’ta kurulacak siyasal sistem, Türkiye’den daha Müslüman, Ortadoğu ülkelerinden daha demokrat olacak. Fakat bu iş Bush yönetiminin zannettiğinden daha zor! Nitekim, Irak’ta işlerin hiç de zannedildiği gibi iyi gitmediğini anlatıyor; ‘Uzun yıllar savaş muhabirliği yaptım, Lübnan’da iç savaşı yaşadım; ama inanın şu an Bağdat Beyrut’tan daha beter!’
Amerika’nın Iraklıları Saddam gibi bir diktatörden kurtarmakla çok önemli bir iş yaptığını vurgulayan Friedman, ‘Ama ne yazık ki Saddam sonrasına ilişkin sağlam bir plan yok.’ demekten kendisini alamıyor. En son yaşanan Wolfowitz-Baker çatışmasını hatırlattığımda ise acı acı gülüyor: ‘Aylardır Washington’da en üst düzey yetkililerle görüşüyor ve Saddam sonrası Irak için planın ne olduğunu soruyorum. Ne yazık ki üzerinde uzlaşmaya varılmış bir plan yok. Onun yerine Beyaz Saray, Pentagon, CIA arasında birbirlerinin kuyusunu kazmaktan çekinmeyen ve rakiplerinin başarısızlığı için dua eden gruplar var.’
‘Siz bu savaşa başından beri destek verdiniz. Amerika’nın bir yandan Irak’ta ulus devlet inşa ederek, diğer yandan da demokrasiyi yerleştirerek Ortadoğu’nun kaderini değiştirebileceğine inandınız. Eğer işler bu kadar kötüyse inancınızı yitirmediniz mi?’ diyorum, Friedman, umutla umutsuzluk arasında bir tablo çiziyor. Ulus devlet inşa etmenin her zaman zor ve kirli bir iş olduğunu; fakat ABD’nin başladığı işi yarım bırakma lüksünün olmadığını belirtiyor. Peki ama Amerika’nın imajı diplerde sürünürken, dışardan güç kullanarak demokratik bir devlet inşa etmek ne kadar mümkün?
‘Eğer Amerika bir plan dahilinde hızla yetkilerini yerel unsurlara devrederse bu mümkün.’ diyor Friedman ve ekliyor: ‘İslam dünyası aşağılanmış olduğunu düşünüyor ve tamamen haksız sayılmaz. Amerika’nın ve desteklediği diktatörlerin bunda katkısı büyük. Fakat asıl mesele iç dinamiklerde. Bir yandan İslam’ın en son ve en mükemmel din olduğuna inanıyorlar, diğer yandan İslam dünyasının haline bakıyorlar. İsterseniz bilgisayar diliyle analiz edelim. Yahudilik’e 1.0 diyelim, Hıristiyanlık 2.0 olsun, İslamiyet ise 3.0, yani en güçlü ve en son teknoloji. Fakat işlem kapasitesi daha yavaş. Bu durumda ne yapacaksınız, öfkeyle 1.0 ve 2.0’a savaş mı açacaksınız? Yoksa onlar sizden önce çıkmış olmasına rağmen nasıl bu kadar hızlı çalışıyorlar ona mı bakacaksınız? Teröre bulaşanlar birincisini yapıyor. ‘Oysa İslam dünyasında giderek Yahudilik bu hıza 1.0 kalarak değil 1.0.1 olarak ulaştı, Hıristiyanlık da 2.0.1’le. Demek ki İslam da 3.0.1 olmalı’ diyenler çoğalıyor. İşte ben bu dönüşümün önemine inanıyorum. ABD, Irak’a müdahale ederek bu dönüşümün önündeki en büyük engeli kaldırdı; fakat şimdi ne yapacağını bilmiyor. Ya bu sürecin altyapısını hızlıca, işi Iraklılara bırakacak ya da bölgede nefretin kaynağı olacak!’
Ne dersiniz, İslam dünyası Irak’ta 3.0.1 olma yolunda mı?
20.12.2003
|