| |
Ye garibanizm ye!
Konu çok sıcak ve henüz herkes eteğindeki taşı dökmedi. Hele bir yazılıp çizilsin, akabinde Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ın ‘türban’ konusundaki konuşmasını değerlendiririz.
Geçtiğimiz gün sabah programlarının birinde sokak çocuklarıyla ilgili konuklar vardı. Hakikaten faydalı şeyler konuşuldu. Programa telefonla katılan bir hanım, üç kardeşinin birden tiner çetelerinin kurbanı olduğunu, onlara zorla soygun, kapkaççılık yaptırıldığını söyleyip yetkililerden yardım istedi. Buraya kadar sorun yok. Ancak telefonu kapatmadan şöyle bir şeyi söyleyiverdi: ‘Bu arada kocam hasta, sizden bir çamaşır makinesi istiyorum.’
Sonradan öğrendik ki, meğersem sabah programlarının tamamı bu tür formata dönüşmüş. Yani ne kadar gariban varsa telefon açıyor, ihtiyacını bildiriyor ve ne kadar hediye varsa talep ediyormuş. Yıllar önce bu satırların yazarı TV eleştirmenliği yaparken Çarkıfelek programındaki ‘Lütfen yardımcı olun Memedali Bey’ muhtevalı az yazı yazmadı. Hadi onlar yarışma programıydı; ancak bugünlerde hayatın her alanına sızdığını görüyoruz bu garibanizmin.
Uzun süreden beri trafik ışıklarında durup, cam/ayna sildikten sonra, ‘Okul harçlığı abi’ diyenlere de aşinaydık zaten. Ancak şimdi şarkı/türkü programlarında ağlamalar, yalvarmalar, ‘ne olur çok ihtiyacımız var’ demeler, prim yapan ‘garibanizm’in zirveye tırmandığını gösteriyor.
İşte Popstar yarışması. Bayhan olayını biliyorsunuz (ki bence sabıka durumunu jüri de, Kanal D yetkilileri de çok önceden biliyorlardı). Hafiften gülüşmelere, alaylara sebep olan hareketleri, en hareketli parçayı bile ‘damardan’ söylemesiyle bulunabileceği son ortam olan ‘POP Star’ yarışmasında geçmişi, ezikliği, mahpus oluşu gündeme gelince bir anda birinciliğe fırladı. Malum daha önce de bedensel engelli olduğu için yarışmadan elenen Serkül de, yine halkın oylarıyla geri dönmüş ve birincilikler almıştı.
Sözlük, ‘kimsesiz, zavallı, garip’ diyor garibanlık için. Ancak yanılmıyorsam ilk defa Ege Cansen’in iki yıl önceki bir yazısında okumuştum ‘garibanizm’i. Şöyle bir şeyler yazmıştı: ‘Garibanizm, garibanlığı yüceltmek, hatta kutsamak demektir. Nitekim Türkiye’de kimse gariban olmaktan veya gariban diye nitelenmekten utanç duymaz.’ Ve kendini toplumdan alacaklı hissedermiş garibanizm hastalığına duçar olanlar. ‘Dolayısıyla topluma, hatta kendilerine karşı ödevlerini yerine getirmek istemeyenler, gariban olmak ister’lermiş. Hakikaten de her şeyin devletten beklenildiği, son derece düşük maaşlı devlet memurluğu için akıl almaz torpillerin, aracıların araya sokulduğu, ‘ne de olsa devlet işi sağlamdır’ mantığının hakim olduğu bu ülkenin garibanları artık her şeyi devletten değil, onun yerine koydukları herhangi bir ‘erk’e -örneğin medyaya- müracaat ediyorlar.
Bitmedi tabii; en önemli özelliklerinden biri de, garibanlıktan kurtulmak gibi bir amaçları da yoktur. Tersine garibanlığın korunması ve sürekliliğidir garibanizmin amacı.
Bir dönem Allah selamet versin Reha Muhtar Beyefendi ‘garibanizm’e çok hizmet etmişti. Toplumda ne kadar ezilmiş, horlanmış, sakat, engelli varsa stüdyoya taşımıştı. Bu arada sakın yanlış anlaşılmasın, garibanizm ve onlara ortam sağlayan programlar ile Deniz Feneri gibi toplum açısından son derece faydalı ve belli bir amaca hizmet eden çabaları kesinlikle ayırt etmek gerekiyor.
Bir dönem maliye bakanı ekranlara çıkıp, hâlâ 1970 model Anadol marka araba kullandığını söylemişti gururla. Yanımdaki arkadaşım dayanamamış patlamıştı: ‘İyi de kardeşim, insan, sen ki bakanlık öncesi hayatında araba kazanabilecek kadar bile ekonomiyi başaramamış adamsın, bu ülke ekonomisini nasıl ileri taşıyacaksın, demez mi?’
20.12.2003
|