İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
21.12.2003
Pazar
  For English
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
  Mizah
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  Arşiv Arama
  Abone Formu
  About Us
  Reklam
  Künye / İletisim
  Hava Durumu
  Namaz Vakitleri
  E - Kart
  Sanat Galerisi

YAZARLAR


AHMET SELİM a.selim@zaman.com.tr
 
 

Kişilik sahibi olmak

Her türlü fırtınaya rağmen, istikametini, kişiliğini ve (binnetice) kimliğini koruyarak gelişimini sürdürmek; olumsuz belirtiler göründüğünde onları akıllıca bertaraf eden otokontrol mekanizmalarını daima canlı tutmak; şahıslar için de, müesseseler için de zor iştir. Hep niyetleniyorum, şu güne kadar gerçekleşememişti.


STV, bu türlü müesseselerin güzel bir örneğini teşkil etme misyonunu hakkıyla yerine getirmek gibi bir başarının sahibidir. Şahsım adına büyük bir takdir ve minnet borcum vardı. Şimdi eda etmiş oluyorum. İtidal şartlarını titizlikle yerine getirerek böyle bir başarıyı gerçekleştirmek, bir şahsiyetlilik imtihanının kazanılmasını gerektirir. Öyle ha demekle olmaz, çırpıştırma ve heyecan bulamacı türünden tepkiselliklerle hiç olmaz. Kuşatıcı değerlendirme ve uygulama donanımlarına ve şuûruna sahip olmadan böyle bir denge müessiriyeti sağlanamaz. Bir medya patronuna bir müessesesi için “iyi cıvıttınız” sitemi yöneltilince “O aslen benim değil, devletin!” cevabını vermiş. Laf işte! Güya zaruret izahında bulunmak istiyor; ama “kişilik, demokrasi, devlet, medya...” gibi kavramların hiçbirini bilmediğini ortaya koymaktan başka bir şey yapmış olmuyor.

Hep “kimlik” kavramı konuşulur da “kişilik” pek hatırlanmaz. Halbuki bunalımlar, kimliklerin kabuğundan yahut isminden değil, “kişilik” muhtevasının keyfiyetinden doğar. (“Kişilik içeriğinin niteliğinden” demeye dilim varmadı!) Kişilik dağılmış veya çözülmüşse, en güzel kimlikler bile taşınamaz ve dik tutulamaz. Kişiliği olmayanın kimliği önem taşımaz. Fakat kişilik dokusu sağlam ise elverişli görünmeyen bazı kimlikler bile, doğru yönde farklılaşarak bütünleşme idealine yakınlaşır ve gelişir. Ne ile dokunursa dokunsun, boş çuval dik durmaz! Boş insan da öyledir. “İnsan” kimliğini ayakta tutabilmek dahi, bir “asgari kişilik sıhhati”ne bağlıdır.

Dünya piyasasındaki stratejik uygulama formülü şudur: “Kişiliğinin şartlarını ben belirleyeyim, sen hangi kimliği istersen onu benimse!” Bir insanı kişiliksiz hale getirirsen, hangi kimlik elbisesini giyiyor olursa olsun, ona her istediğini yaptırırsın. Zaten işaret arar, akacak meyil gözetir, sürüklenmeyi kendisi bekler ve “moda” adına bundan hoşlanır, prim toplama açısından da kişiliksiz şovlarından haz duymaya başlar. Asıl sonuç nedir? “Fikir üretemez, yorum yapamaz, yön verici katkı sunamaz, yozlaşmaya karşı direnemez” hale getirmek.

Sonra buyrun “sevgi”yi konuşalım! Hangi zeminde, hangi iklimde; hangi mecalle, hangi ışıkla? Kişiliksiz adımın, sadece menfaati vardır, ne kadar ve nasıl var olabilirse!

Özgürlükmüş! Nefsaniyet tutsağının hürriyeti mi olur? Düşünce hürriyeti iki unsurludur: a) düşünce üretebilme hürriyeti b) üretilen hürriyeti açıklama hürriyeti. Şayet düşünce üretme hürriyeti yok ise ifade hürriyetinin kapılarını ardına kadar açabilirsiniz! Düşünebilme mecali ve cevheri kalmamış kişiliksiz bir insan, neyi üretecek de açıklama ve ifade etme ihtiyacını tatmin arzusu duyacak?

Ortada koskoca bir “yanılsama” kaba ve kestirme ifadesiyle “yalan” var. Sahne ışıkları, bir şeyleri aydınlatmak için değil, oluyormuş hissini ve varlık vehmini canlı tutmak için parıldıyor. “Geç beyim!” diyebilenler o sahnede yer alamaz ve zaten yer almak da istemez.

Peki bu gidiş nereye varacak? Asla kötümser değilim. Gerçekçi tespitler olumsuzu yansıtsa bile, kötümserliğin tutar tarafı yok. Her yalan eninde sonunda kendini bitirir; doğru teşhis de tedavi ve tashih imkânlarını kendiliğinden (bir sosyal gerçeklik halinde) harekete geçirir ve görevinizi hatırlatan bir aydınlanış lütfu halinde size yol gösterir. Yeter ki kişiliğinizi koruyun.


21.12.2003


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder



Önceki Yazıları

> (18.12.2003) - Bir zalimin akıbeti

> (14.12.2003) - Gerçek sebepleri düşünmek

> (11.12.2003) - İslâm ve terör

> (07.12.2003) - Meseleyi anlayabilmiş değiliz

> (04.12.2003) - Sevgi ve evlilik

> (30.11.2003) - Terör ve akıl

> (27.11.2003) - Hayat ve bayram

> (23.11.2003) - Terörün önü arkası

> (22.11.2003) - Sevgi ve düşünce

> (19.11.2003) - Ekolleşme kavramı ve milli takım




GAZETE SAYFALARI


 

   BÜTÜN YAZARLAR


Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

ABDÜLHAMİT BİLİCİ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

BÜLENT KORUCU

EKREM DUMANLI

ERHAN BAŞYURT

ETYEN MAHÇUPYAN

EYÜP CAN

FİKRET ERTAN

FİKRİ TÜRKEL

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NEVVAL SEVİNDİ

NİHAL B. KARACA

REHBER ABİ

SAMİ USLU

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

ŞAHİN ALPAY

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER




 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2003 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.