|
Basmakalıp bir analiz
Her seçimden sonra hep aynı basmakalıp sorulara yanıt aranır: ‘Seçimin galibi kim?..’ ‘Seçmen ne mesaj verdi?’ konuları ise hiçbir köşe yazarının kaçınamayacağı sorulardandır. Aksi halde siyasi analiz ve değerlendirme yeteneğinizden kuşku duyulabilir, puan kaybedebilirsiniz.
Oysa olabilecek yanıtlar da, bakışınızdaki yüzeysellikle bağlantılı olarak, genellikle basmakalıptır. Örneğin ilk soruyu ele alırsak en yüzeysel cevap, oyların iktidar ile muhalefet arasındaki dağılımından ve milletvekili sayılarından hareketle, seçimin galibinin olmadığı teşhisidir. Ancak daha detaylı bir bakış, referandum kimliğine sahip bu seçimde muhalefet kanadının toplam olarak daha fazla oy aldığını; ayrıca muhaliflerin bir önceki seçime kıyasla toplam oylarını iki kat artırdıklarını ortaya koyacaktır.
Gene de ‘seçimin galibi kim?’ sorusunun yanıtı alınmış olmayabilir. Çünkü seçimlerin galibi genellikle aritmetik olarak belli olsa da; seçimlerin ürettiği siyasi konjonktürün kimin lehine çalışacağı çok daha belirleyicidir. Seçim sonrası gelişmeler Denktaş’ı ‘seçim galibi’ yapacak adımların kotarılmaya başlandığını göstermekte. Kıbrıs cemaat temsilcisi, Meclis oluşumunu ve kararını dahi beklemeden; yani kendi siyaset üretme meşruiyeti bile belirsizken, ‘dörtlü görüşme’den söz etmekte, konfederasyonun federasyondan “daha iyi” olduğunu ve gönlünden milli mutabakat hükümetinin geçtiğini söyleyebilmekte. Önerilen şema, Denktaş’ın siyaset dışı bir meşruiyet kazanmasının, pazarlık sürecinin göstermelik olarak uzatılmasının ve sonuçta Kuzey Kıbrıs’ın AB dışında tutulmasının basit bir taktiğinden başka bir şey değil... Kendisi ‘milli’liği temsil eder gözüktüğü için, Denktaş her şeyi ‘milli’leştirerek kendi uhdesi altında toplamaya çalışıyor. Eğer Türkiye hükümeti de bu tuzağa düşüp ‘milli’leşirse, Kıbrıs’ta çözüme yönelik herhangi bir gelişme olma ihtimali kalmaz.
Aynı tuzak CTP için de geçerli... Milli mutabakat hükümeti bu partiyi geldiği oranlara geri gönderir. Dolayısıyla hükümet muhakkak UBP’siz kurulmalı; Kıbrıs’taki siyasi ve iktisadi yozlaşmanın esas aktörü olan bu parti sayesinde ‘milli’lik üretme utancına düşülmemelidir. Düşünün ki Annan planına karşı olanların bile argümanları şuydu: ‘Aslında muhalefet % 75 oy alırdı; ama hükümet plana karşı çıktığı için fazla oy kaybetmedi.’ Bu yaklaşımın saçmalığı bir yana söylediği önemli bir şey var: Bu hükümet ve bu iktidar partileri yıllar boyunca o denli pespaye ve yoz bir performans ortaya koydular ki, plana karşı olanların bile onları savunacak hali kalmamış...
Diğer basmakalıp sorumuz dafa da spekülatif analizlere gebe bir bakışı ima etmekte: Seçmenin sanki bilinçli ve tutarlı bir şahsiyetmiş gibi, ‘mesaj’ verdiğini sanmak hoş bir beklenti. Belki de bizlerin demokrasiye henüz tam olarak alışmamış olmamızın sonucu. Ne var ki ‘seçmen’ diye, oy veren somut ve farklı kişiler dışında anonim bir ‘üst kişilik’ olmadığı ölçüde; ortada bir mesaj da bulunmuyor. Böylesi bir mesaj arayışı ise toplumdaki gerçek farklılıkların üstünü örtmeye hizmet ederek, zihinlerdeki siyaset alanını daraltıyor. Diğer bir deyişle toplumun tercih yelpazesi bir anda basiretli bir ‘seçmen’in tek ve tutarlı mesajına indirgendiği ölçüde, ‘milli mutabakat hükümetinin’ de önü açılıyor... Dolayısıyla ‘seçmenin mesajını’ aramak aslında biraz da demokrasi korkusunun ifadesi. Siyasi tartışmanın bitmesine ve akil adamların işin gereğini yapmalarına yönelik psikolojik ihtiyacımızın uzantısı. Basmakalıp sorularımızın ardında, demokrasi korkusu gibi basmakalıp korkularımız yatmakta...
21.12.2003
|