|
Öğretmenlerim geldi!
Öğretmen Fuat Çomaklı Orta Asya hatıralarında, oralardaki işadamlarımızdan ve öğrencilerden de şöyle bahsetmektedir:
Celal-Âbad’da pamuk işi ile uğraşan Uşaklı bir işadamı vardı. Evlerimiz altlı üstlü idi. Yani komşu idik. Hanımıyla beraber gelmiş altı-yedi ay kalmışlardı. Kaldıkları süre içinde maddî-manevî, ana-baba oldular, bu yad ellerde bizlere. Allah razı olsun. Uşaklı Alâaddin ağabeyin, bir gece evinde oturuyorduk. Yatsıları kılmıştık. Vakit ilerlemişti. Buna rağmen hanımına “Öğretmen oğullarımız geliyor, bir şeyler hazırlayalım.” dedi. Sonra mühim bir problem varmış gibi bütün öğretmenleri evine davet etti. Muhteşem bir sofra hazırlanmıştı. Sadece bir kuş sütü eksikti... Çok güzel bir sürpriz olmuştu. Çok güzel yemek yapan hanım ablamız, Ramazan boyunca her gün iftâr yemeği verdi. Allah ebeden râzı olsun...
Kola ve çikolata satan altmış yaşlarında Manisalı bir işadamı ağabeyimiz de gençlere yardımcı olayım diye gelmişti. Yengemiz “Ne ihtiyacımız var ki, gidelim oralara?” diyerek gelmemişti. Manisalı bu güzel niyetli ağabeyimiz bizlere bir şeyler yapmak istiyordu. Bir seferinde evde pilav yapmak istiyor; ama bir türlü tutturamıyor. “Bâri hanıma sorayım” diye Türkiye’ye telefon ediyor, “Hanım canım pilav çekti, pişirdim; fakat güzel olmadı. Bana bir tarif eder misin?” diyor. Zaten, gittiğine çok kızan ve bu işe bir mânâ veremeyen yenge sinirli bir şekilde “Ne işin var oralarda... Madem canın pilav istedi, atla uçağa, hemen gel!.” diyor. Bunu anlatarak, bizleri de gülmekten yerlere yatırıyor.
Velilerimizi tanımak için de aile ziyaretleri yapıyorduk. Mevsim kıştı. Günlerden cuma... Kar hafif yağıyordu. Okul tatil olduğu için biz de haber gönderdiğimiz veli ve öğrencileri akşam ziyaret edecektik. Ziyaretlere başladık... Gecenin geç vakti oldu bitiremedik. Saat yarımdı bir öğrenci velimiz kalmıştı. Kararsızdık... Söz verilmişti gidilmeliydi; ama çok geç olmuştu.
Bu sırada öğrenci ile babası arasında şunlar konuşuluyordu:
-Bak oğlum, vakit geçti... Öğretmenlerin gelmezler!
-Baba gelirler!
-Yat oğlum, artık gelmezler!
-Söz verdiler... Benim öğretmenlerim gelirler.
Tam bu konuşmalar yapılırken de eve doğru hareket eden arabanın teybinden de şöyle bir konuşma aksetmektedir:
-Peygamber Efendimiz (sas) aç ve susuz halde otururken kapı vurulur ve Hz. Ebu Bekir içeri girer. Efendimiz (sas) ona niçin geldiğini sorar. O da aç olduğunu beyan eder. Beklenirken aynı ızdırapla Hz. Ömer gelir. Bunun üzerine hepsi beraber gecenin geç vaktinde Ebu Heysem’in evine giderler. Kapıya önce Hz. Ömer vurur ve o gür sesiyle “Yâ Ebâ Heysem!” diye çağırır. İçeride çocuk “Baba, Peygamberimizin arkadaşı Ömer geldi!” der. Ebu Heysem “Yat oğlum bu saatte Ömer ne arar?” der. Bu sefer kapıya Hz. Ebu Bekir vurur ve o nârin, ince sesiyle Ebu Heysem’i çağırır. Çocuk yine “Baba Peygamberimizin arkadaşı Ebu Bekir kapımıza vurdu!” der. Babası “Yat oğlum, bu saatte Ebu Bekir’in ne işi var?” der. Kapıya son olarak Peygamberimiz (sas) vurup seslenince artık çocuk babasına sormaz; doğruca gidip kapıyı açar ve “Baba, Peygamberimiz, Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer geldi!.” der.
Konuşma tam buraya gelince, arabanın farları da öğrenci velimizin camına vurur. Öğrencimiz de “Baba, öğretmenlerim geldi!.” diyerek yalın ayak kapıya fırlar. Babası bizi içeri aldı. Hoşbeşten sonra bize “Bu çocuğa ne yaptınız? Bir türlü yatıramadım, kulağı kapıda, gözleri pencerede, kalbi sizlerle. Ben de sizleri merak ettim! Bizden çok sizleri seviyor.” dedi. Öğrencimiz Çintemir’in gözlerinden mutluluk okunuyordu.
Bu öğrencimiz yıllar sonra beni Türkiye’de aradı, “Hocam şu anda Erzurum’dayım. Sizleri ziyarete geldim.” dedi. Üniversiteyi Samsun’da okuyordu. Beraber ziyaretler yaptık. Vefa adına vefalıların köylerini, köy mezarlığındaki atalarını ziyaret ediyordu. Ben de ona yoldaşlık yapıyordum.
22.12.2003
|