İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
22.12.2003
Pazartesi
  For English
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
  Mizah
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  Arşiv Arama
  Abone Formu
  About Us
  Reklam
  Künye / İletisim
  Hava Durumu
  Namaz Vakitleri
  E - Kart
  Sanat Galerisi

YAZARLAR


ALİ H. ASLAN a.aslan@zaman.com.tr
 
 

Başörtüsü ve Amerika

Elimde Bull Run ilkokulu ikinci sınıf öğrencisi olan oğlum Mehmet’in bu hafta okulundan getirdiği bir broşür var. Öğretmeni vermiş. ‘Kış bayramları geldi, takviminize işaretleyin, eğlenceyi kaçırmayın’ diyor. Bayramları çocuklara sevdirici bir üslupla anlatıyor.


Diwali, Ramazan, Las Posadas, Hannukah, Noel, Kwanzaa, bayramlar geçidinde yerini almış. Ramazan Bayramı ile ilgili sayfada başörtülü bir kız öğrencinin resmi bulunuyor. Avuç içlerine kına tipi geleneksel bir boya yapmış, neşe içinde objektife gösteriyor. Sevilmenin, kültürüne ve inançlarına saygının, onore edilmenin verdiği mutluluk gözlerinden okunuyor.

Türkiye ve Fransa gibi katı laikçi ülkelerin okullarında yönetici elitler tarafından adeta ‘laiklik yiyen canavar’ olarak görülen başörtüsü, Amerika’da kültürel zenginliğin renkli sembollerinden biri olarak işte böyle ön plana çıkabiliyor. Amerikalı Müslümanlar başörtülü çocuklarını devlet okullarında bazı münferit sorunlar hariç rahatça okutabiliyor.

Her ne kadar özellikle 11 Eylül sonrasında Amerika’da ‘terör zanlısı’ bir din haline gelmeye başlayan İslam’ın sembollerinden biri olarak ve Ortadoğulu imajı uyandırdığından başörtüsüne karşı önyargının arttığı gözlense de, Amerikan sisteminin hukukun üstünlüğüne dayalı genel çizgisi sayesinde fiilî özgürlüklerde büyük sapmalar görülmüyor. Saptırma teşebbüslerine ise yeri geldiğinde Amerikan devleti, entelijansiyası ya da yargısı tarafından gerekli kontrol ve balans ayarları eninde sonunda yapılıyor.

Tabii ki her ülkede olduğu gibi burada da farklı kültürlere düşman ırkçı sağcılar ya da dinin her türlüsüne karşı aşırı laikçi solcular var. Zaman zaman bunlardan bazıları ülkede etkili idari konumları işgal de edebiliyor. Ama sistemde ayrımcılığın cezası büyük olduğundan, husumetlerinde çoğunlukla fazla ileri gidemiyorlar.

Amerika gibi dinleri kamusal alandan tamamen dışlayan değil, kültürel bir çerçeve katarak entegre edebilen nispeten yumuşak laiklik anlayışına sahip bir ülkenin -ki hatırı sayılır bir Amerikalı dindar kesim bu laikliği dahi fazla katı buluyor- Türkiye ve Fransa gibi ülkelerdeki ‘başörtüsü sorunu’na anlam vermesi beklenemez.

Nitekim Türkiye’de özellikle Erbakan-Çiller koalisyon hükümeti döneminden sonra oligarşik laikçi çeteler tarafından büyük bir rejim sorunu haline getirilen başörtüsüne ilişkin sorulara, dönemin insan haklarından sorumlu ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Harold Koh’un neredeyse hep şu cevabı verdiğini hatırlıyorum: ‘Biz Amerikalılar olarak bunu anlayamıyoruz.’

Tabii başörtüsü linçi mağdurları, ABD gibi özgürlükçü bir devletten konuya sırf insan hakları raporlarında değinmekten ya da gazeteciler soru sorduğunda verilen diplomatik cevaplardan öte şeyler bekliyordu. Belki de Türk devletiyle üst düzey resmi görüşmelerde gündeme getirilmesini arzu ediyordu. Fakat şimdiye kadar böyle bir şey vaki olmadı.

Bunun altında yatan birçok sebep var. Her şeyden önce, Türk-Amerikan ilişkilerinde insan hakları hiç öncelik teşkil etmemiştir. Çünkü askeri ağırlıklı bu ilişkide tüm Amerikan hükümetlerinin militarist Türk elitini fazla kızdırmama düşüncesi, insan hakları kaygılarına baskın çıkmıştır. Demokrat Parti hükümetlerinin insan hakları konularına genelde Cumhuriyetçilerden daha ilgili olduğu söylenebilir. Ama onların ilgisi bile, hele dindar Müslümanların sorunlarına, son derece sınırlı kalır. Washington’ın dış politika elitinde İslam’a karşı özellikle Ortadoğu sorunundan kaynaklanan ve El Kaide terörü ile tırmanan bir şartlanmışlığın yaygın olduğu da inkar edilemez. Konu İslam olunca, dindar-sağcılar ve laikçi-solcular çoğu kez şüphe noktasında birleşebilmektedir. Hele konu Türkiye’de İslam’a gelince, Amerikalı siyaset yapıcıların önemli oranda Kemalist reflekslerle hareket ettiği görülür. Ayrıca son dönemlerde Washington, Türkiye’deki insan hakları reformlarını AB süreci üzerinden endirekt destekleme kolaycılığına alışmıştır.

Bütün bunlar muvacehesinde, Türkiye’de insan haklarının ve hassaten dindar Müslümanlara yönelik başörtüsü yasağı gibi ihlallerin Washington’da neden yeterince önemsenmediği biraz anlaşılabilir.

Özellikle 28 Şubat 1997 sürecinden sonra Türkiye’de sistematik bir ‘dinsel temizlik’ yapılırken aynı dönemlerde kurulan ABD Dışişleri Din Özgürlüğü Dairesi’nin ya da ABD Uluslararası Din Özgürlüğü Komisyonu’nun (USCIRF) şimdiye kadar ciddi bir çıkış yaptığı görülmemiştir.

‘Şimdiye kadar’ diyorum, çünkü geçen hafta biraz ümitlendim. Büyükelçi John Hanford, son din özgürlüğü raporunu açıklarken gazetecilerin bastırması sonucu Fransa’daki başörtüsü yasağını eleştirdi ve Türkiye’yi de Fransa ile aynı kefeye koydu. Hanford, bu konuda ilk kez genel bir ölçü de ortaya koyarak ‘provokasyon ve başkalarını taciz amacıyla kullanılmadığı sürece’ devletin başörtüsüne karışmaması gerektiğini kaydetti. Ayrıca raporun Türkiye kısmında yine ilk kez ‘laikçilerin İslam fundamentalizminin açık bir tanımını yapmaması’ sorunu dile getirildi. Başörtüsü konusunun son raporda öncekilere nazaran daha yüksek oranda yer alması da dikkat çekti.

Gelecek ay Beyaz Saray, bizzat ailesi ve yakın arkadaşları başörtüsü mağduru olan bir Türk başbakanını ağırlayacak. Erdoğan Washington’a ailesini de getirirse iki dindar lider, Bush ve Erdoğan, Fransa ve Türkiye’deki katı laikçilere güzel bir sembolik mesaj verebilir. ABD, Türkiye’ye ‘ılımlı laiklik’ konusunda başarılı bir model haline gelmesi için daha çok yardımcı olmalıdır.


22.12.2003


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder



Önceki Yazıları

> (15.12.2003) - Bush’un önündeki gerçek seçim

> (08.12.2003) - Amerikan korkuları ve Türkiye

> (01.12.2003) - Türkiye’de ‘İslami terör’ ve Amerika’da ‘Hıristiyan terörü’

> (24.11.2003) - İslam, demokrasi, Türkiye ve Amerika

> (17.11.2003) - Bir panzehir hikayesi

> (10.11.2003) - Al birini vur ötekine

> (03.11.2003) - Diplomatik dervişlerin dil belası

> (27.10.2003) - Mutedilleri dümene geçirmek

> (20.10.2003) - Bremer mızıkacıları

> (13.10.2003) - Küçük maçtan büyük maça




GAZETE SAYFALARI


 

   BÜTÜN YAZARLAR


Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

ABDÜLHAMİT BİLİCİ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

BÜLENT KORUCU

EKREM DUMANLI

ERHAN BAŞYURT

ETYEN MAHÇUPYAN

EYÜP CAN

FİKRET ERTAN

FİKRİ TÜRKEL

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NEVVAL SEVİNDİ

NİHAL B. KARACA

REHBER ABİ

SAMİ USLU

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

ŞAHİN ALPAY

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER




 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2003 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.