İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
22.12.2003
Pazartesi
  For English
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
  Mizah
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  Arşiv Arama
  Abone Formu
  About Us
  Reklam
  Künye / İletisim
  Hava Durumu
  Namaz Vakitleri
  E - Kart
  Sanat Galerisi

YAZARLAR


MEHMED NİYAZİ m.niyazi@zaman.com.tr
 
 

Mevlânâ ve aşk

Ömrünü felsefî kitaplar arasında geçiren, yazdıklarını okurken gerçekten heyecan duyduğum dostum Senail Özkan; "Şu satırları okur musun?" diyerek önüme bir sayfası açık olan Celalettin Kışmır'ın "Mevlânâ Güldestesi" adındaki kitabını koydu. "Strasbourg Üniversitesi ve Madam Loroche sema gösterisi programını hazırlarken çok büyük bir karşı direnme ile karşılaşmışlardır.


Avrupa Milletler Camiası'nda memleketimizi temsilen görevli bulunan daimi delegemiz Nihat Dinç, bu çalışmalara açıktan açığa karşı koymuş ve sema gösterilerinin Strasbourg'da yapılmaması için bizzat gayret sarf etmiştir. Daimi delegemiz üniversiteye; "Sema gösterileri Atatürk devrimlerine aykırıdır, davet etmeyiniz, bu gösterinin burada yapılmamasını istiyorum." demiştir. Ayrıca Nihat Dinç, davetiye ve afişlerin basılıp dağılmasına da özel bir çaba sarf etmek suretiyle mani olmuştur. Tabii ki Sayın Nihat Dinç, her yıl aralık ayında, özel bir izin alınmak suretiyle yapılagelmekte olan Mevlânâ ihtifallerinden habersiz olamazdı." Herhalde Dinç ve onun gibilerin telakkilerine göre Ayasofya'yı, Süleymaniye'yi, Selimiye'yi yıkmamız gerekir; çünkü onlar da dini simgeliyorlar. Bu ne zihniyettir!.. Milletimiz bu anlayıştan kurtulmadığı sürece rahat nefes alıp veremez; dolayısıyla mecraını bulup kendisine saygı uyandıran kültür ve medeniyet üretemez.

Yeni bir "Şeb-i Arus"uyla yâd ettiğimiz Mevlânâ Hazretleri, 1273 yılının 17 Aralık'ında Rabb'ine kavuştu. Belh'te doğmuş, Konya'da yaşamış olan bu gönül insanı, yüce bir mütefekkir, yeryüzünde emsaline pek az rastlanacak kadar derin bir şairdi. Ayrı dinin, ayrı kültürün, ayrı çağın insanı olmasına rağmen geçen yıl Amerika'da Mesnevi en çok satan kitapların başındaydı. Böyle bir düşünüre, şairlerin şairine, gönül sultanına sahip olmaktan dolayı milletçe ve ümmetçe iftihar etmeliyiz. Pakistan'ın, sesi çağlar boyunca yankılanacak evladı Muhammed İkbal, uçak hava sahamıza girdiği anda ayağa kalkmış; sebebini soranlara "Mevlânâ'nın, Yunus'un ülkesine oturarak girmekten edep ederim." cevabını vermiş. Prof. Dr. Eva de Vitray-Meyerovitch hayranlıkla İkbal'i okurken bir yerde; "Şeyhim Mevlânâ'dır" dediğine rastlayınca, hemen kütüphaneye koşmuş. Maalesef ondan tercüme edilmiş ancak birkaç şiir bulabilmiş; onu okuyabilmek amacıyla dilini öğrenmiş. Tabii dünyası da değişmiş. Goethe gibi insanlığın ulu zirveleri ona eğilmiş, ondan ışık almışlardır. Bunu da onur duyarak ifade etmişlerdir. Almanya'da Goethe Üniversitesi, Goethe enstitüleri var; bir Mevlânâ'ya sahip olsalardı, adına neler yapmazlardı!..

Mevlânâ "Halk"ı halk edilmiş, yaratılmış görürdü. Rabb'i nasıl istemişse, halk öyle olmuştu. Bunun için rütbesi, rengi, dili, dini ne olursa olsun, onun nezdinde bütün insanlar birdi. Elbette böyle bir telakkinin sahibi tasavvufu sadece nazariye olarak benimsemeyecek, günlük hayatına mal edecekti.

Mevlânâ, Kur'an ve hadislerin ışığında yoğurduğu ahlâk anlayışını eksiksiz yaşamış bir bilgedir. Kainatın mihrakının insan olduğunu gördü, onun telakkisinin, mantalitesinin dağa taşa yansıdığını fark etti ve ona karşı en etkili silahın cebir, şiddet değil de sevgi olduğunu kavradı. Sevginin de hoşgörü ve vefa ile beslendiğini bildi.

Müritlerinin boş zamanlarında Senai'nin Hadika'sını, Attar'ın İlahiname ve Mantık-ut-Tayr'ını okuduklarını söyleyen Hüsameddin Çelebi sözlerine, gönlünün buna razı olmadığını, sayıları hayli kabarık olan gazellerin yerine, Mesnevi tarzında kitap yazarsa müritlerinin severek okuyacaklarını ilave etmiş. Hüsameddin Çelebi sözünü bitirince, Mevlânâ sarığının arasından Mesnevi'nin ilk onsekiz beytini yazdığı kağıdı çıkarıp vermiş ve ona "Geri kalanı ben söylerim, sen yazarsın." demiş. Rivayet edildiği üzere ünlü Mesnevi böyle doğmuş.

Mevlânâ deyince aşk akla gelir; ama kanaatince o anlatılmaz sadece yaşanır. Onun için günün birinde bir müridi "Aşk, aşk diyorsunuz, aşk nedir?" diye sorunca, gülümseyerek şu cevabı vermiş: "Ben ol da bil."


22.12.2003


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder



Önceki Yazıları

> (15.12.2003) - İlim ve sanat hayatımız

> (08.12.2003) - Millî ahlâk

> (01.12.2003) - Bir önceki günü ararız

> (24.11.2003) - Tarih felsefesi

> (17.11.2003) - Tarih şuuru

> (10.11.2003) - Böyle çalışmalara muhtacız

> (03.11.2003) - Cumhuriyet ve tekke

> (27.10.2003) - Çileli bir ömür

> (20.10.2003) - Bir vefa örneği

> (13.10.2003) - Romanımız öldü mü?




GAZETE SAYFALARI


 

   BÜTÜN YAZARLAR


Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

ABDÜLHAMİT BİLİCİ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

BÜLENT KORUCU

EKREM DUMANLI

ERHAN BAŞYURT

ETYEN MAHÇUPYAN

EYÜP CAN

FİKRET ERTAN

FİKRİ TÜRKEL

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NEVVAL SEVİNDİ

NİHAL B. KARACA

REHBER ABİ

SAMİ USLU

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

ŞAHİN ALPAY

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER




 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2003 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.