| |
Oyunun kuralı
Türkiye 1980’li yıllarda dünyadaki değişime ayak uydurarak, liberal ekonomiye geçti. Ancak, açık ekonomiye geçişin sancıları hâlâ devam ediyor. Başlangıçta temelleri atılmış gibi görünse de, daha sonra kısa ömürlü koalisyon hükümetlerinin oluşturduğu siyasi istikrarsızlıklar, bu modelin altyapısının tamamlanmasını geciktirdi.
Dünyadaki küreselleşme ve globalleşme, açık ekonomi modeli için altyapı eksikliklerinin tamamlanmasının önemini artırdı. Geçen haftaki yazımda da değindiğim gibi, 57. koalisyon hükümeti döneminde İMF ile yapılan anlaşma, açık ekonominin gerektirdiği altyapı eksikliklerinin tamamlanması için yeni bir adım oldu. 57. hükümet, geniş tabanlı bir koalisyon hükümeti olmasına rağmen, siyasi çıkarlar yine ağır bastı. Ekonomik modelle ilgili değişime direnç gösterildi. Açık ekonomi modeli uygulanan ülkelerde altyapı eksiklikleri, ekonomiye olan güveni sarstığı gibi, krizlere de açık hale getirir. Yaşan ekonomik krizler, yapısal reformların tamamlanmasını zorunlu hale getirdi. İMF yaptırımları şeklinde de olsa, 57. hükümet döneminde başlayan ve AK parti hükümetleri döneminde devam eden ekonomideki yapısal değişimler, ekonomiye duyulan güveni her geçen gün artırdığı gibi, krizlere de dayanıklı hale getirdi. Bu konudaki mevcut eksiklikler; malî disiplinden vazgeçilmez, rehavete düşülmez ve toplumun tüm kesimlerince yapısal değişime sahip çıkılırsa kısa sürede giderilebilir.
Açık ekonomilerde; kamu, özel ve dış sektör birbirini tamamlayıcı rol oynamaktadır. Türkiye’de 1990 yılında yükselmeye başlayan kamunun iç borcu, özel sektör tasarruflarıyla kapatılmak istendi. Yeterli olmayınca da, dış sektör tasarrufları ile kapatma yoluna gidildi. Ancak, bunun maliyeti çok yüksek oldu. Kamu açıkları, “Açık finansman” denilen Merkez Bankası (MB) kaynaklarından kapatılmaya başlandı. Bu yöntem de zararlı oldu. Piyasalar bu gelişmeleri görüntüleyip, ona göre fiyatlandırdı. Şimdilerde ekonomideki iyileşmeler sonucu güven artışı borçlanma maliyetlerini de düşürdü. Ancak, hâlâ özel sektör tasarrufları kamu açıklarının kapatılmasında yeterli değil. Bu noktada, dış sektör tasarruflarına ihtiyaç duyuluyor. Dış kaynak, doğrudan sermaye yatırımı olabileceği gibi, ülkedeki yatırım araçlarına yönelme veya katma değeri yüksek mal ihracatının artırılması şeklinde olabilir.
Haba İnternational aralık ayı içinde İstanbul’da “Körfez Ülkeleri Finansal Kaynaklardan Yararlanma İmkanları Konferansı” düzenledi. Sponsorluğunu Asya Finans ve Bahrain Monetary Agency’nin üstlendiği konferansta; Yabacı Sermaye Derneği (YASED) Başkanı; Körfez’den gelecek sermayeye ve yatırımlara büyük ihtiyaç duyulduğunu, yeni girişimlerle, yabacı sermaye miktarının artırabileceğini açıkladı. Konferansta; Asya Finans Genel Müdürü Ünal Kabaca; Türkiye’nin dışa açılmasında özel finans kurumlarının önemli görevler üstlendiğini söyledi. Yabacı sermayenin ülkeye çekilmesi konusunda diğer sivil toplum örgütleri ve kuruluşlara ve herkese büyük görevler düştüğü düşüncesindeyim.
Türkiye ekonomisindeki kırılganlığının azalması, enflasyonun tek haneli rakamlara inmesi, döviz fiyatlarındaki istikrar ve ülke ekonomisinin, gelişmekte olan ülke ekonomileriyle mukayese edilebilirliliğinin artmasıyla, yabancı yatırımcının Türkiye’ye ilgisi kademeli olarak artacaktır. Türkiye için 4-5 milyarlık carî açık önemli değildir. Kamu harcamaları ve vergilerin toplanması konusunda malî disiplinin sağlanması ve yabancı yatırımcıların ülkeye girişinin artmasıyla, carî açık makul seviyelere çekilecektir. Ayrıca, faiz dışı fazla miktarı arttıkça, büyümeye oranı artacaktır. Bu gelişmeler, açık ekonomilerde oyunun kuralına göre oynandığının göstergesidir.
22.12.2003
|