|
Sebep Türkiye mi?
Geçen hafta Avrupa Birliği (AB) tarihinin en başarısız zirvelerinden birini yaşadı. Üzerinde yaklaşık 2 yıldır uğraşılan AB’nin ilk anayasası liderlerden vize alamadı. Ortaklıkta mebzul miktarda “kıyamet senaryosu” var. “Avrupa Birliği’nin sonu” türü abartanlardan “2 vitesli AB’ye doğru” gibi daha makul sonuçlara varanlara kadar geniş bir yelpazede mevzilenen uzmanlar Brüksel Zirvesi’nin tarihe şimdiden damgasını vurduğunu söylüyorlar.
Malumunuz, AB 1 Mayıs 2004’ ten sonra 25 üyeli, 1 Ocak 2007’ den itibaren de 27 üyeli bir kulüp olacak. Irak savaşında olduğu gibi önemli konularda her kafadan bir ses çıkma ihtimali yüksek. Özellikle bağımsızlıklarını Sovyetlere karşı kendilerine destek veren ABD’ye borçlu gören Doğu Avrupa ülkelerinin, Fransa-Almanya ikilisinin rağmına Washington’a yakın durmaları Berlin-Paris mihverinin uykularını kaçırıyor. AB’nin varlık sebebi, motoru Fransa-Almanya genişlemeden sonra da Birlik’i domine etmek istiyorlar. Geçen haftaki Zirve başarısızlığının kabaca sebebi bu. Ayrıntıda ise her zaman olduğu gibi şeytanlar gizli.
AB, 2000 Nice Zirvesi’nde genişlemenin önünü açmak için İspanya ve Polonya’ya oldukça cömert sayılabilecek tavizler vermişti. Almanya’nın nüfusunun yarısına sahip İspanya ve Polonya’ya Konsey’de 27’şer oy hakkı bahşedilmişti. Nice mutabakatına göre 82 milyonluk Almanya’nın oyu ise, diğer 3 büyüklerle birlikte (Britanya, Fransa ve İtalya) 29.
Fransa-Almanya ikilisi, Irak Savaşı’nda ABD’ye verdikleri destekle Paris-Berlin ekseninin gazabını çeken Polonya ve İspanya’dan genişleme arefesinde oy haklarından feragatte bulunmalarını istedi. Birkaç ay içerisinde seçimlere gidecek İspanya da, Polonya da tabiatıyla bu teklifi reddetti. Görünürde Zirve’nin çöküş sebebi Fransa-Almanya teklifini reddeden İspanya-Polonya ikilisi. Peki Zirve’nin başarısızlığında anayasa müzakerelerine gözlemcilikten öte bir dahli olmayan Türkiye’nin bir rolü oldu mu?
Geçen cumartesi Zirve dağılmadan önce İspanya, Polonya ile Almanya’nın oy hakları konusunda anlaşmak üzere olduğu haberi sızdı. Fransa’nın ise bu tekliflere “hayır” dediği ve Zirve’yi bitiren düdüğü Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ın çaldığı yazıldı daha sonra. Chirac neden böyle davrandı. İşte birkaç sebep:
1- Genişleme ile Fransa’nın AB içindeki etkisinin azalacağından kaygılanan Chirac, Zirve’nin başarısızlığa uğrayarak 2 vitesli bir AB’ye zemin hazırlanmasını istiyordu. 2 vitesli AB fikrini birkaç yıl önce gündeme getiren de kendisiydi.
2- Chirac Brüksel Zirvesi’ni Irak Savaşı’nda ABD’ye kayıtsız şartsız destek veren Polonya’ya bir ders vermek için kullandı.
3- Chirac cebinde Türkiye’nin 15-20 yıl içinde üye olması durumunda Birlik’in en büyük ülkesi olacağı hesabı ile Brüksel’e geldi. Bu durumda pekala yıllardır AB’yi sürükleyen Paris-Berlin mihveri, Berlin-Ankara eksenine dönüşebilirdi. Fransız basınına göre Chirac’ın cebindeki hesap şöyleydi: Türkiye, AB’ye üye olduğu takdirde 2050 yılında, 28 üyeli Birlik’te yüzde 12,3 oranında güce sahip olacak. Almanya’nın gücü yüzde 8,7, Fransa’nınki yüzde 8, İspanya’nın ise yüzde 4,7 oranında olacak.
Chirac’ın 2 vitesli AB rüyasının gerçekleşmesi durumunda daha fazla bütünleşmek isteyen üyeler bir araya gelerek asıl motor gücü meydana getirecekler. Bu gruba katılmak istemeyenler ise ikinci ve daha yavaş grubu oluşturacaklar. Böyle bir AB’de Türkiye’nin hazmedilmesi de şüphesiz daha kolay olacaktır. Ama tabii ki o zaman bazı üyeler diğerlerinden daha eşit olacak ve 2. sınıf üyeler ortaya çıkacak. AB’nin 3 büyüklerinden ikisi, Almanya ve Britanya Türkiye’ye önümüzdeki yıl müzakere tarihi verilmesi konusunda desteklerini izhar ettiler. Ancak Fransa’dan hâlâ ses-seda yok.
Başarısız Zirve Türkiye’nin reformları yapıp, AB’ye yakınlaştıkça Birlik’in geleceği ile ilgili bütün hesaplara girdiğini gösteriyor.
22.12.2003
|