|
Ya Baron’a sormak gerek ya Aslan Bey’e
Birkaç gün önce İstanbul’da devriye gezen polis, gecenin karanlığında plaka değiştiren birkaç kişiye rastlıyor. Arama yapmak isteyince şüpheli şahıslar JİTEM kimliğini göstererek “Biz jandarmayız, göreve gidiyoruz, o yüzden plaka değiştiriyoruz” diyor. Polis, merkezden bilgi almak isteyince işler uzuyor. O arada iyi giyinmiş iki adam bir arabadan inerek kendilerini polis olarak tanıtıyor ve “Arkadaşlar yabancı değil bırakın” talimatını veriyor. Ekip bu durumdan da huylanıyor ve merkezden hem bilgi hem destek istiyor.
Sonra anlaşılıyor ki gecenin izbe karanlığında yeni bir eylem hazırlığındaki altı kişi “Söylemezler Çetesi”ne mensup kişilermiş, araçlarında iki tabanca, bir bombalı tüfek varmış... Malumunuz, “Söylemezler Çetesi” 1996’da yapılan bir operasyonla çökertilmiş 6 askerî personel, 3 emniyet mensubu ve 7 sivilden oluşan bir örgüt.
Komploculuk, sonuçta psikolojik rahatsızlığa kadar götürüyor insanları. Teoriler, insan sağlığını bozduğu gibi toplum huzurunu da yerle bir ediyor. Ne var ki bu toplumda komplocuları haklı çıkaracak olayların ardı arkası kesilmiyor.
Mesela dünkü Milliyet’in manşeti tüyler ürperticiydi. Habere göre tehlikeli bir örgüt, Başbakan Erdoğan’a suikast düzenlemek istemiş. Ele geçirilen örgüt mensubu “Arkadaşlarım konvoya ateş açacaktı. Kargaşa çıkıp ortalık karışınca, ben Erdoğan’a yaklaşıp üzerimdeki bombaları patlatacaktım” diyor.
Allah’tan suikastçılar erken yakalanmış. Yoksa kim bilir ne hale gelirdi memleket! Haberi okurken birkaç ay önce Bülent Orakoğlu’nun bir dergiye verdiği demeci hatırladım. Söyleşide seri cinayetler, sürpriz suikastlar beklediğini söylemişti. Komplo teorilerini sevmem ama iddia sahibi, eski Emniyet İstihbarat Daire Başkan Vekili olunca insan endişe ediyor.
Derya Sazak’ın yazısı da olmasa Hablemitoğlu cinayetinin üzerinden bir yıl geçtiğini kimse hatırlayamayacak. O menfur olaydan geriye iki mermi kovanı ve üst üste yığılmış sorular kaldı. O gün bu gündür canilerden iz yok...
Son terörist saldırılarda polis bir hayli mesafe aldı. En azından olayda kullanılan kişileri teşhis etti, onlarla bağlantılı çalışan örgüt üyelerini ortaya çıkardı. Ancak, bu kişilerin kimler tarafından kullanıldığını kesinkes söylemek hiç de kolay değil. Kullanılan teknoloji ve metotlar kafaları bir hayli karıştırıyor. Eyleme karışan kişilerin daha önce “Hizbullahçı” olarak tanınması, hatta bir zamanlar takip altında tutuluyor olması; daha sonra ellerini kollarını sallayarak İstanbul’a gelebilmesi, eş zamanlı “sarsıcı eylemler” yapması şüpheleri artırıyor. Ve tabii ki kamuoyu merak ediyor: Acaba siperde bekleyen kaç hücre var, kimlerden destek alıyor ve başka eylem hazırlıkları var mı?
Bu satırları yazarken öğrendim ki Türk Solu Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmeni Erkin Yurdakul intihar etmiş. 5. kattan atlamış. İstanbul Üniversitesi’nde meydana gelen olaylar ile adını duyurmuştu dergi. Saddam ve Atatürk posterini kullandıkları için her kesimden tepki almışlardı. Diğer sol gruplarla kavga halindeydiler. Şimdi gel de şüphelenme bu hazin ölümden?
Türkiye’de yaşanan esrarengiz olayları çözmek çok zor. Halk, Kurtlar Vadisi dizisine bayılıyor; sahici geliyor çünkü. Olayları da kişileri de gerçek hayatın yansıması gibi görüyor. Geçen bölümde “ikinci Susurluk” olayı patladı, kazada bir de genel yayın yönetmeni öldürüldü. Zaten İstanbul’da bomba patlamadan bu dizide patlıyor. İnsanın Türkiye’de olup bitenleri dizinin kahramanlarına sorası geliyor. Herhalde soruların cevabı ya Aslan Bey’de ya konsey başkanı Baron’da...
İşin şakası bir yana; inanıyorum ki ülkemiz bu zorlukları da yenecek. Yeter ki hukuki zorluklar aşılsın, sorunların üzerine daha cesur gidilsin...
23.12.2003
|