İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
23.12.2003
Salı
  For English
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
  Mizah
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  Arşiv Arama
  Abone Formu
  About Us
  Reklam
  Künye / İletisim
  Hava Durumu
  Namaz Vakitleri
  E - Kart
  Sanat Galerisi

YAZARLAR


NEVVAL SEVİNDİ n.sevindi@zaman.com.tr http://www.nevvalsevindi.com
 

Popüler mi, star mı?

İngiltere’de pop star yarışması da kavgalı çıktı. Daha uygar Batı’nın ve oyunu kuranların, dünyaca ünlü otorite sayılan jüri üyeleri de çileden çıktı.
İngiliz 97 kiloluk garson kızı on milyon oyla seçen halkla jürinin beğenisi çakışmadı. Türkiye’deki yarışmada da benzer krizler yaşanıyor.


Halk kendini özdeşleştirebileceği tipleri seçiyor. 50 kiloluk kızlarla değil 97 kiloluk garsonla İngiliz halkı özdeşleşebiliyor. Türk halkı da şarkı sözlerini unutan, adam öldürüp kader kurbanı sayılan ya da özürlülüğü nedeniyle sokağa çıkamayan modellerle kendini özdeş kılabiliyor.

Onların başarısını kendi başarısı gibi kutlayabiliyor. İçinden çıkan ve ona benzeyene oy atılan bu yarışma aslında “popüler olma” yarışması “star”lık içinde görünmüyor. Parlayan bir yıldız yok.

Anladığıma göre diğer ülkelerde de bu iş farklı değil. Star olanın popülerliği ile popüler olanın tanınma hali arasında çok fark var.

Star; elenirken sürekli savunma yapan ve mazeret arayan değildir, mazeretlere rağmen bütün engelleri aşacak azmi gösterendir. İradesi ve pırıldayan kumaşıyla cazibe merkezidir.

Türkiye dünyada “star” olmaya aday ülkelerden, ancak popüler değil. Hâlâ burayı develerle gezilen, çarşaflı kadınların, yoksulluğun ülkesi imajıyla ananlar çoğunlukta. Binbir renk, kültür ve dinamizmi bilinmiyor.

Türk-İslam anlayışının temsilcisi olan Mevlana’yı anlatamıyoruz. Tanımıyoruz. Müsamere düzeyinde “şeb–i arus” gecesi düzenlemekle iş bitmiyor.

Her şey yüzeysel olarak var. Her yan kopyalarla dolu. Bütün televizyon yarışma ve dizileri yabancı kopyalar, bütün markalar kopya, pazarlar iyi yapılmış kopyalarla dolup taşıyor. Üniversiteler kopya tezlerden taşmış, öğretmenler var ama bilim adamları yok. Yaratıcılık dediğimiz yeniden üretim, sentez kapımızı çalmıyor. Konsept nerede?

İndirgemeci mantık ve uygulama hayatımızı suyu çekilmiş elma gibi büzüştürüyor. Çürütüyor. Rol modeller katiller, hırsızlar, tinerciler, şiddet uygulayanlar, kadın dövenler halinde. Bir Azeri hanımın dediği kulağımda çınlıyor: “Biz Azerbeycan’da, Rusya’da filmlerde ve kitaplarda neredeyse kutsal bir yere konmuş kadın rolleriyle büyüdük.

Kadın çok önemli ve özeldi. Burada filmlerde kadınlar ya fahişe, ya dansöz ya da şarkıcı. Hayata bakıyorum bir çok doktor, profesör, mühendis, diş hekimi kadın var. Her meslekte var. Bunlar neden filmlerde, televizyonlarda yoklar.”

Kadınını bir yere koyamamış bir toplum kendine nasıl bir sentez yapacaktır? Türk kültürünü ve yaşamını zenginleştiren yüzlerce insan var. Biz bu doğru “role model”leri hiç göremiyoruz, çocuklarımıza gösteremiyoruz. Bunlara iktidar da verilmediği için hep sistemden kazınanlar.

Yalan söyleyenler, güce tapanlar ve iktidar için oynayanlar bilgiyi ezip geçiyor. Çevresini hiç merak etmeyen egolar popüler olana teslim oluyor. Popüler kitap, popüler yazar, popüler isim, güç ve iktidarla eşit tutuluyor. Hiç istemem diyen bile “yan cebime” diyor sonuçta.

Türkiye paradigma değişimi yapmak zorunda. Yeni yüzyılın paradigması güç değil, bilgi ve paylaşım. İşbirliği ve yaratıcı olma.

Kültürünün, tarihinin içinden fışkıran bir sentezi yakalayıp, yeniden kültürel üretim yapanlara bütün kapılar açılacak. Diğerleri varoş delikanlısı olarak kalacak.

Kültür ve değerler bir nehir gibi akmadıkça hayatımızda daha çok kar helvası kaşıklarız.


23.12.2003


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder



Önceki Yazıları

> (16.12.2003) - Türkiye nereye gitmek istiyor?

> (09.12.2003) - Kendi ekolümüz nerede?

> (02.12.2003) - Farklılığı sevmeyen terör

> (25.11.2003) - Terör ve bayram

> (18.11.2003) - Umutsuzların dünyası

> (11.11.2003) - Çanakkale ve Biga’da yaşam

> (04.11.2003) - AKP’nin kalkınma modeli yok

> (28.10.2003) - İnsan merkezli dış politika

> (21.10.2003) - Katoliklik üçüncü dünyaya kayıyor

> (14.10.2003) - Bağnazlık aşılmalıdır


Diğer Bölümlerdeki Yazıları

> Turkuaz'daki son yazısı
(2003/12/21) - Almanya’da değişim




GAZETE SAYFALARI


 

   BÜTÜN YAZARLAR


Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

ABDÜLHAMİT BİLİCİ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

BÜLENT KORUCU

EKREM DUMANLI

ERHAN BAŞYURT

ETYEN MAHÇUPYAN

EYÜP CAN

FİKRET ERTAN

FİKRİ TÜRKEL

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NEVVAL SEVİNDİ

NİHAL B. KARACA

REHBER ABİ

SAMİ USLU

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

ŞAHİN ALPAY

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER




 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2003 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.