Diyanet’ten sorumlu Devlet Bakanlığı tarafından 3.3.2000 gün, 23982 sayılı Resmî Gazete’de Kur’ân kurslarının çalışmalarına ilişkin “Diyanet İşleri Başkanlığı, Kur’an Kursları ile Öğrenci Yurt ve Pansiyonları Yönetmeliği” yayınlanmıştır.
Kur’ân kurslarının, Kur’ân kursu öğrencisi yurt veya pansiyonlarının açılış ve çalışmaları, kurslarda verilen eğitim-öğretim hizmetleriyle bunların yönetilmesi ve denetlenmesi esasları bu yönetmelikte belirlenmiştir.
Yapılan uygulama sonucunda bu yönetmeliğin bazı maddelerinin değiştirilmesi zorunluluğu doğmuş ve buna ilişkin değişiklikler 24.11.2003 gün, 25299 sayılı Resmî Gazete’de devlet bakanlığı tarafından yayınlanarak yürürlüğe konulmuştur.
Yönetmeliğin bazı maddelerinde yapılan değişiklikler üzerine gazetelerde “Laik ve Demokratik Türkiye Tehdit Altında”, “Kur’ân Kursları Yönetmeliği Geri Çekilmeli”, “8 Yıllık Eğitim Delindi”, “Kur’ân Öğrenmeye Teşvik” ve benzeri başlıklar, haber ve yazılar yayınlandı; değişiklik geri çekilmesine rağmen eleştiriler, eskisi kadar olmasa da sürdürülmektedir.
Bir konfederasyon başkanı, bu konuya “Kur’ân Kursu Yönetmeliği ile 6. yüzyılda bundan 1400 yıl önceki köhnemiş fikirlerin çocuklara aşılanmasının hesabının yapılması gerekir mi?” diyerek tepki göstermiş, Kur’ân-ı Kerîm’i köhnemiş düşüncelerin ürünü göstermek istemiştir.
Bir köşe yazarı ise, “‘Tuzun kokması’ Kur’ân kursları mı?” başlıklı yazısında, “Millî Eğitim’e bağlı ilköğretim okullarının resmen Kur’ân kurslarına tahsis edilmiş olması, (geri çekilmiş gibi görünse de) laik-demokratik kazanımlarımızın kaybedildiği son sivil kurumdur. Bir anlamda son kaledir. Bundan öte kaybedeceğimiz ne kaldı?.. Her sokağa cami, kamu ve özel kesime ait her binaya mescit, her mahalle ve kasabaya imam okulu açılmasından sonra, ilköğretim okullarının da dinci gençlik üreten merkezler hâline getirilmesiyle birlikte başka temel kurum kalmadı.” demektedir. (*)
Eski ve yeni yönetmeliğin farkları
Bu ve benzeri abartılı, gerçekle bağdaşmayan, konuyu amacından saptıran değerlendirme ve suçlamaların haklı olmadığı, eski yönetmelikle yeni yönetmeliğin ilgili maddeleri mukâyese edildiğinde açıkça görülecektir.
3.3.2000 tarihli eski yönetmelikte, kursların tanımı olmadığı hâlde, yeni yönetmelikte: “Gündüz çalışmakta olan ve kursa devam edemeyen vatandaşlarımızdan Kur’ân-ı Kerîm’i yüzünden okumayı öğrenmek için açılan kurslar” olarak tanımlanmıştır. Eski yönetmelik, kurs açılması için 15 öğrencinin başvurusunu zorunlu tutarken, yeni yönetmelik bu sayıyı 10’a indirmektedir.
Eski yönetmelikte öğreticiler için “öğreticilik yapabilecek nitelikte olanlar” ibaresi kullanılırken, yeni yönetmelikte “en az imam hatip lisesi mezunu olanlardan veya başkanlık merkez veya taşra teşkilatındaki hizmetler dışındaki kadroda çalışanlardan hizmetin gerektirdiği bilgi ve beceriye sahip olan kişiler” öğretici olarak tanımlanmaktadır.
Eski yönetmelikte sadece “yaz kursları” denildiği hâlde, yeni yönetmelikte yaz kurslarına ilâve olarak kursların akşam açılabileceği hükmü konulmuştur.
Eski yönetmelikte “Yaz kursları iki ay ve haftada beş günü aşamaz” hükmü, yeni yönetmelikte kurslar için konulan toplam ve haftalık süre kaldırılmıştır.
Eski yönetmelikte sosyal etkinliklere yer verilmemişken, yeni yönetmeliğe “Üç saat eğitim gördükten sonra, velilerin isteği üzerine, günde bir saat izcilik, spor, gezi, sergi, kermes, konferans gibi beceri ve görgü artırıcı sosyal etkinlikler düzenlenebilir.” ilâve edilmiştir.
Eski yönetmelikteki “Yaz Kur’ân kurslarının açılışı, kayıt tarihleri yer ve sayıları Millî Eğitim Müdürlüğü’nün görüşü alınarak müftülüklerce tespit edilir.” kuralı, yeni yönetmelikle “Kursların açılışı, kayıt tarihleri yer ve sayıları müftülerce tespit edilir, bu konudaki yer ve sayılar Millî Eğitim müdürlüklerine bildirilir.” şeklinde değiştirilmiştir. Buradaki değişiklik, Millî Eğitim müdürünün görüşünün alınmasının yönetmelikten çıkartılmasıdır.
Eski yönetmelikte kursiyerlerin yurt ve pansiyonlardan yararlandırılmasına ilişkin bir hüküm bulunmadığı hâlde, yeni yönetmeliğe “Kur’ân kurslarında okuyan öğrenciler, imkânlar nispetinde yurt ve pansiyonlardan yararlandırılır” hükmü ilâve edilmiştir.
Eski yönetmelikte akşam kurslarına ilişkin bir düzenleme yoktu. Yeni yönetmelikte, akşam kurslarının düzenleneceği, ilköğretimi bitirmiş ve ilköğretim çağını geçmiş olup gündüz çalışmakta olan ve kursa devam edemeyen vatandaşlarımızdan büyük-küçük farkı gözetmeksizin 10 kişinin müracaatı üzerine kursun açılabileceği, kursun kaç saat süreceği, çevrenin şartlarının kursiyerlerin ihtiyaçları dikkate alınarak müftülüklerce tespit edileceği, kursu bitirenler için bitirme sınavı yapılmayacağı, ihtiyaca göre devreler hâlinde ve bir devrede birden fazla grup için kurs açılabileceği yer almıştır.
Eski yönetmelikteki “Yurt ve pansiyonlar, eğitim ve öğretim yılı devamınca hizmete açık bulundurulur” ifadesi yeni yönetmelikte değiştirilerek, “Yurt ve pansiyonlar kurslarda eğitim-öğretim yapıldığı sürece hizmete açık bulundurulur” denilmektedir. Yönetmelikteki bu değişikliklere karşı çıkanları, bu değişiklikleri rejim, laiklik ve cumhuriyet düşmanlığı biçiminde yorumlayanları, başlarını iki elleri arasına alarak, gözlerini kapatıp, vicdân, akıl ve mantıklarını birlikte kullanarak düşünmeye dâvet ediyorum. 2000 yılında yürürlüğe konulan yönetmeliğe tepki göstermeyenlerin, aynı yönetmeliğin bazı maddelerinin değişikliğini rejim düşmanlığı olarak göstermelerinin ne kadar haksız bir tepki olduğu kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.
Birçok vesileyle hep şu söylenir: “Bu ülkenin vatandaşlarının yüzde 99’u Müslüman’dır.” Peki, Müslüman çocuklarının, dinlerinin temel kitabı olan Kur’ân-ı Kerîm’i öğrenmeleri en tabii hakları değil midir?
Diğer inanca mensup olan aileler (Hıristiyan, Musevî), çocuklarına kendi inançlarını diledikleri gibi ve diledikleri yerde, diledikleri süre kadar öğretme hakkına sahip oldukları hâlde, Müslüman çocuklardan bu hakkı esirgemek, onları dinlerini öğrenme hakkından mahrum bırakmak hakkaniyete uygun mudur? Bu, onları satanizm ve benzeri yabancı kökenli tarikatların ve sapık düşüncelerin esiri olmaya yönlendirmez mi?
Bilgisizlik anarşiye yol açıyor
Kabul edilse de edilmese de, Kur’ân-ı Kerîm, Âlemlerin Rabbi olan Yüce Allah’ın kullarına gönderdiği son kitap; İslâm dini, peygamber olarak seçip görevlendirdiği ve “âlemlere rahmet olma” ûnvanını verdiği Hz. Muhammed Mustafa (sas) tarafından insanlara tebliğ edilen son dindir.
Dine inanıp inanmamak kişinin tercihine bağlıdır. İnananlar inandıkları dinî kurallara uyup uymadıklarından, inanmayanlar da inanmadıklarından dolayı, dinin sahibi tarafından sınava çekileceklerdir.
Gerçek bu iken, Müslüman inancında olanlara dinî bilgi vermek, onları bu alanda aydınlatmak hususunda Anayasa ve kanunla görevlendirilen bir kamu kuruluşu olan ve Başbakanlık’a bağlı Diyanet İşleri Başkanlığı’nın hazırladığı, ilgili bakanlık tarafından Resmî Gazete’de yayımlanan yönetmeliğe yapılan bunca eleştirinin haklı ve inandırıcı bir yönü olmadığı kanaatindeyim.
İnananların inanmayanlar, inanmayanların da inananlar üzerinde baskı kurmaları, inançlarından ya da inançsızlıklarından dolayı onları hasım gibi görmeleri; insan haklarının en yaygın ve yoğun biçimde tartışıldığı ve uluslararası belgelerle güvence altına alındığı çağımızda en büyük gericiliktir.
İslâm inancında olan insanların çocuklarının Kur’ân öğrenmelerini suç sayan bir anlayış, yerini gerçeklere uygun, makûl, inandırıcı ve insan haklarına saygılı bir anlayışa terk ederek, toplumda barış, kardeşlik ve uzlaşmayı sürdürmede en olumlu katkıda bulunur.
(*) Murtaza Demir, 12.12.2003 Cumhuriyet
TÜRKİYE SAĞLIK İŞÇİLERİ SENDİKASI GENEL BAŞKANI
23.12.2003
|