İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
23.12.2003
Salı
  For English
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
  Mizah
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  Arşiv Arama
  Abone Formu
  About Us
  Reklam
  Künye / İletisim
  Hava Durumu
  Namaz Vakitleri
  E - Kart
  Sanat Galerisi


  Yorum

Hükümetin asgari ücret politikası popülizm değil

SALİH KILIÇ



Asgari ücret; işçi ve ailesinin, günün ekonomik ve sosyal koşullarına göre insan haysiyetine uygun bir yaşantı sürdürmelerine imkan veren bir ücrettir ve çalışanların geçim şartlarının düzenlenmesine yönelik önemli bir uygulamadır. İşçi, hayatını sürdürmek ve ailesini geçindirmek için çalışmak zorundadır. İşçi, eğer çalışma imkanı bulamazsa aç kalacaktır. Bu nedenle, çoğu zaman, özellikle ekonomik krizin olduğu ve işsizliğin yaygınlaştığı dönemlerde, işçi kendisine önerilen düşük ücreti kabul etmek zorunda kalmaktadır. Pazarlık gücü zayıf, eğitimi yetersiz ve belirli bir mesleki vasfı bulunmayan işçilerin korunması, işveren tarafından istismarının önlenmesi, çok düşük ücretlerle çalıştırılmasının engellenmesi ve elde edeceği ücretin kabul edilebilir bir seviyede olması bu yönüyle önem kazanmaktadır.

Asgari ücrete ilişkin uluslararası düzenlemelerde “düşük ücretlere karşı koruma” amacı ön plandadır. Ülkemizde de asgari ücreti yasal yoldan belirlemenin temelinde de bu amaç bulunmaktadır.

Asgari Ücret Yönetmeliği, asgari ücreti “İşçilere normal bir çalışma günü karşılığı olarak ödenen ve işçinin gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını günün fiyatları üzerinden asgari düzeyde karşılamaya yetecek ücret” biçiminde tanımlamaktadır. 1982 Anayasası’nda geçtiğimiz dönemde yapılan değişikliklerden birisi de asgari ücrete ilişkindir. Anayasa’nın 55’inci maddesinde yapılan değişikliğe göre, asgari ücretin tespitinde “ülkenin ekonomik durumunun yanında çalışanların geçim şartlarının da” göz önünde bulundurulması gerekmektedir.

Türk–İş Araştırma Merkezi –yıllardır– açlık ve yoksulluk sınırını hesaplamakta ve ülkemizdeki geçim şartlarını ortaya koymaktadır. Yapılan bu çalışmanın sonuçları, haneye girmesi gereken toplam gelirin alt sınırını ortaya koymaktadır. Bu tutar ile ele geçen asgari ücret arasındaki fark çalışanların içinde bulunduğu olumsuz yaşama şartlarını ortaya koymaktadır. Asgari ücret bugün işçinin geçimini sağlamaktan uzak sefalet ücreti düzeyindedir.

Bugün geçerli olan asgari ücret brüt 306 milyon liradır. Kesintilerden sonra ele geçen net tutar ise 225 milyon 999 bin liradır. Kayıtdışı çalışmayan ve çalıştırmayan, kurallara uygun olarak faaliyet gösteren işverene asgari ücretin maliyeti ise 427 milyon liradır. İşverenin cebinden çıkanın ancak yarısı işçinin cebine girmektedir.

Asgari ücret; sefalet ücreti

Asgari ücret pazarlık ücreti değildir. Ancak 2003 yılının başında yürürlüğe giren asgari ücret –önceki yıllarda olduğu gibi– işveren ve hükümet tarafından pazarlık konusu yapılmış, asgari ücret Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından net 326 milyon 602 bin lira olarak hesaplanmasına karşılık net 225 milyon 999 bin lira olarak ilan edilmiştir.

Asgari ücret belirlenmesi çalışmalarında, işveren–hükümet kesimi temsilcileri ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durumu öncelikle değerlendirmekte ve fakat çalışanların içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal yaşama şartlarını göz ardı etmektedir. İşçinin ailesinin hesaplamalarda dikkate alınmaması sonucu asgari ücret eksik ve yetersiz olarak belirlenirken, bu tutardan ayrıca kesinti yapılması nedeniyle asgari ücret “sefalet ücreti”ne dönüşmektedir.

Asgari ücret seviyesinde gelir elde eden işçiden yapılan kesintilerin makul bir oranda olmasını işçi kesimi de yıllardır savunmaktadır. Ancak bu olayın sadece bir boyutudur. Ülkede yaşanan ekonomik krizin faturası, satın alma gücü giderek gerileyen dar ve sabit gelirli kesimlere çıkartılmamalıdır. 2003 yılı başından bu yana gerçekleşen fiyat artışları ile yetersiz ve düşük belirlenen asgari ücret daha da aşınmış ve satın alma gücü gerilemiştir.

Son dört yıldır Türkiye’de belirlenen asgari ücret IMF’ye verilen taahhütler gölgesinde belirlenmiştir. Hükümetin bu politikadan vazgeçmeye yönelik çabasını “popülizm” olarak nitelendirmek yanlış ve maksatlıdır.

İşverenlerin tutumu bilinmektedir. Ancak hükümetin çalışanlara, dar ve sabit gelirli kesimlere yaklaşımı asgari ücretin tespitinde ortaya çıkacaktır. Asgari ücret ile en düşük kamu çalışanının maaşı, en düşük işçi emeklisinin maaşı, sigorta primine esas alt aylık tutarı arasında yapılacak kıyaslama, bu alanda yıllardır sürdürülen haksız ve yanlış uygulamaları ortaya koymaktadır. En düşük devlet memuru maaşı Ocak 2004’ten geçerli olmak üzere net 454 milyon 150 bin lira olacaktır. Bu tutarın Temmuz 2004’te 481 milyon 400 bin lira olacağı dikkate alındığında, bu hususun asgari ücretin belirlenmesi çalışmalarında dikkate alınmaması ciddi bir çelişki olmaktadır. Öte yandan, halen asgari ücret almakta olan bir işçi bugün emekli olsa kendisine 332 milyon 51 bin lira emekli aylığı bağlanmaktadır. Yani asgari ücretle çalışan emekli olduğunda, çalışırken aldığından daha fazla gelir elde etmektedir.

İnsani asgari ücret

Komisyonun işveren–hükümet oy çoğunluğu, devletin resmi rakamlarına itibar etmek yerine “ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum” gerekçe gösterilerek çok daha düşük bir asgari ücret tutarını kabul ve ilan etmektedir.

Devletin sadece tek işçi için belirlediği ve net olarak işçinin eline geçmesi gereken tutar bile pazarlık konusu edilmekte, daha da aşağıya çekilmekte ve asgari ücret brüt olarak açıklanmaktadır.

DİE tarafından hesaplanan rakam ele geçmesi gereken net tutarı ortaya koymaktadır. Brüt asgari ücret; gelir vergisi, sosyal güvenlik işçi primi, işsizlik sigortası, damga vergisi vb. kesintiler ilave edilerek belirlenmeli ve açıklanmalıdır. Yapılan bu kesintiler nedeniyle, asgari ücret daha başlangıçta eksik ödenmektedir. Böylece asgari ücret, tespit edildiği andan itibaren yetersiz, çelişkili ve tutarsız olmaktadır.

Ele geçen asgari ücret ile işçinin gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını karşılaması mümkün değildir. Zaten Sayın Başbakan asgari ücretin insani olmadığını söylemiştir. Şimdi bunun gereğinin yapılmasını işçi kesimi olarak bekliyoruz. Asgari ücreti belirlerken “ekonomik dengeleri” ön planda tutan yaklaşımın “sosyal dengeleri” yerle bir ettiği unutulmamalıdır.

Türk–İş asgari ücretin belirlenmesi çalışmalarında bazı temel ilkelerin çıkış noktası yapılması gerçeğini savunmaktadır. Bu çerçevede asgari ücretin:

Anayasa’da yer alan “geçim şartları” dikkate alınarak belirlenmesi;

İşçi ve ailesinin günün ekonomik ve sosyal koşullarına göre insanca yaşamasını mümkün kılacak, insanlık onuruyla bağdaşacak bir düzeyde olmasını; işçinin ve ailesinin harcama kalıbının esas alınması ve hesaplamalarda Devlet İstatistik Enstitüsü verilerinin kullanılması; belirlenen tutarın işçinin eline net geçecek biçimde belirlenmesini;

Sanayi/tarım ve yaş, cinsiyet ayırımı yapılmadan ulusal düzeyde tek olmasını;

İşçilerin arasında nitelik, kıdem, işin mahiyeti gibi ekonomik amaçlı değerlendirmelerin tümünden bağımsız olarak ele alınması, ekonomik ölçülerin ötesinde sosyal bir ücret olarak kabul edilmesi;

İşçinin satın alma gücünün ileriye dönük olarak korunabilmesi için gerekli bir iyileştirmenin ayrıca ilave edilerek;

En düşük devlet memuru maaşının dikkate alınması; adil gelir dağılımını sağlamaya yönelik olarak refahtan pay içermesi; görüşünü savunmaya devam ediyoruz.

TÜRK-İŞ GENEL BAŞKANI

23.12.2003


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder




Diğer Yorumlar

> Kur’an öğrenmek suç (mu?) MUSTAFA BAŞOĞLU (23.12.2003)

> Köktenci laiklik reforme edilmeli DR. AHMET KEMERLİ (23.12.2003)

> Fransız köktenci laikliğinin arkasında kanlı geçmişi var DOÇ. DR. ÖMER ÇAHA (22.12.2003)

> Ermeni soykırımı endüstrisi İsviçre pazarında YARD. DOÇ. DR. ŞENOL KANTARCI (22.12.2003)

> Saddam sonrası düşündüren sorular FEHMİ HUVEYDİ (22.12.2003)

> 12 yaşında bir dost, güzel ülke Kazakistan Cumhuriyeti ABZAL SAPARBEKOĞLU (21.12.2003)

> Fransa, hürriyetçi tarihine ihanet ediyor BÜLENT KENEŞ (21.12.2003)

> Chirac, Fransa’yı özgürlüklerin ülkesi olmaktan çıkardı ABDULBARİ ATWAN (21.12.2003)

> Laik ve dinî haklar TİMUR YUSKAEV - MATT WEİNER (21.12.2003)

> Chirac’ın yasak önerisi üniversiteleri hiç kapsamıyor AV. KEZBAN HATEMİ (20.12.2003)

> Fransa’da laiklik çıldırdı MADELEINE BUNTING (19.12.2003)

> Asıl sorun yasama değil yargı dokunulmazlığında KAZIM BERZEG (18.12.2003)

> Saddam’ın yargılanması ABD’yi zora sokabilir YARD. DOÇ.DR. SEDAT LAÇİNER (18.12.2003)

> Türkiye Annan Planı’nı müzakere ettirmeli YARD. DOÇ. DR. AHMET SÖZEN (18.12.2003)

> Çağdaş yönetimde Mevlâna DR.EMEL TERZİOĞLU (17.12.2003)







GAZETE SAYFALARI


 

   BÜTÜN YAZARLAR


 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2003 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.