|
Ahlâk zabıtaları görevde!
Galatasaray'ın şu zor günlerinde iki eski başkanın bir araya gelip konuşmasının yankıları daha epeyce sürecek gibi görünüyor.
Faruk Süren ve Mehmet Cansun sürekli konuşan kişiler değiller. Belki Cansun için böyle bir durum düşünülebilir; ama kendisinden o kadar çok talepte bulunuluyor ki, bunların çok azını kabul ettiğini bilenler biliyor.
Faruk Süren'in 4,5 yıllık görev döneminde sadece Galatasaray'ın değil, Türk futbol tarihinin en büyük başarıları kazanıldı. Bu arada elbette ki borçlar da arttı. Ama bu işin başka bir yolunu bilen var mı? Üstelik, o dönemde örneğin Fenerbahçe'nin Galatasaray'dan daha az para harcandığını kim söyleyebilir? Onlar hemen hiçbir şey elde edemezken, Cim Bom kazanmadık başarı bırakmadı, Sarı Kırmızılı bayrak Avrupa futbolunun iki zirvesinden birine dikildi.
Mehmet Cansun da çöküşün kaçınılmaz göründüğü bir dönemde hem sportif başarının sürmesini hem de maddi açıdan derlenip toparlanmayı sağladı. Jardel, Serkan Aykut ve Bülent Akın konusunda, birazı o günün koşullarından doğan gerçekten çok büyük kayıplar olmasa, onun 8 aylık görev dilimini de altın bir dönem olarak nitelemek mümkündü. Yine de Lucescu dönemindeki Şampiyonlar Ligi başarılarıyla önemli paralar kazanıldı.
Faruk Süren, kendi işinde yıkıma uğrama pahasına Galatasaray'a hizmet etmeye çalıştı. Elbette ki yanlışlar da yapmıştır. En azından Ali Sami Yen Stadı konusundaki karışıklıklar ve kayıplar görmezden gelinemez eleştirileri asla hak etmedi. Yine de sesini çıkarmamayı yeğledi, işine-gücüne döndü.
Cansun, kısa dönem askerliğe benzer zaman dilimindeki başarısı nedeniyle hiç değilse bir dönem daha bu işi sürdürmeyi hak etmiş gibiydi. Ancak kongrenin teveccühü Canaydın’dan yana oldu. Kimsenin de buna itirazı olamazdı.
Bugün yaşanılan sıkıntılı ortamda iki başkanın konuşmaları son derece yararlı oldu. Çünkü bir anda camianın kan dolaşımı hızlandı. Canaydın'a alternatif aranmaya başlandı, başka çareler konuşulur hale geldi. Sarı Kırmızılı camianın sessiz gücü harekete geçti.
Elbette ki onların bütün söyledikleri doğru ve geçerli değil. Ali Sami Yen'e dönmek gibi gereksiz popülist söylemlerin yanında daha kabul edilemeyecek nitelikte bir yığın şey söylüyorlar. Ancak söylediklerinin de bir değeri var. Bundan da Galatasaray yararlanacak.
Böyle bir ortamda bazı arkadaşlarımızın ortaya çıkıp ahlak zabıtalığı yapmalarını oldum olası anlamakta zorlanıyorum.
Şurasını anlamak mümkün: Böyle bir işi herkes yapmak isterdi. Esat Yılmaer kardeşimiz başardı. Bundan dolayı, ötekiler sıkı bir gol yemiş olmanın sıkıntısı içindeler. Bu yüzden de biraz sallama durumunda olabilirler. Peki, mesleğimizi daha iyi yapabilme açısından, böyle bir gelişmeden yarar sağlayacak olanların tavrına ne diyeceğiz?
Yeryüzünde kendi mesleğinin beslenme kaynaklarını kurutmak için böylesi bir ahlak zabıtalığına soyunan başka hangi ülkenin gazetecisi vardır acaba?
Efendim, bu tür sözler G.Saray'da başkanlık yapma onuruna erişmiş insanlara yakışmazmış da, camiada huzursuzluk yaratırmış da, en azından zamanlaması uygun değilmiş de, bilmem neymiş. Milyonlarca taraftara, yaklaşık bir asırlık geçmişe sahip olan dev bir kurumu yönetmiş olan insanlar, neyi ne zaman ve nasıl konuşacaklarını size soracaklardı da benim zabıta kafalı arkadaşlarım?
Bu gibi konularda, neyi ne kadar bildiği son derce kuşkulu birtakım adamlar sürekli konuşup yazıyor, ahkam kesiyor, ona buna akıl veriyor. Bu kadar saçma bir durumu yadırgamıyoruz da, bu konuları gerçekten bilen, halen de içinde yaşayan, hem söyleyecek sözü hem de yapacak işi olan insanların konuşmasını mı garipsiyoruz?
24.12.2003
|